Doğanın uyanışını, baharın gelişini, barış ve özgürlüğü anlatan Newroz ile birlikte barış ve kardeşlikle anılan Ramazan Bayramı’nı geçirdik. İnsanların doğayla ve birbirleriyle barışını anlatan bu iki geleneği yaratan coğrafyada, bayram yerine savaşı yaşamaya devam ediyoruz. İsrail ve İran’ın karşılıklı olarak hedef aldığı nükleer tesisler, aklımıza gelse de dilimize alırken çekindiğimiz nükleer savaş tehlikesini artırıyor.
21 Mart sabahı, İran Atom Enerjisi Kurumu, Natanz Nükleer Tesisi‘ne yönelik saldırı düzenlendiğini duyurdu. Natanz, İran’ın uranyum zenginleştirme programının en kritik merkezlerinden biri ve ülkenin merkezinde yer alıyor. Tesisin özellikle hava saldırıları ve sabotajlara karşı korunmak amacıyla yerin derinliklerine inşa edildiği söyleniyor. İsrail saldırısının ardından Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tesis çevresinde radyasyon seviyelerinde bir artış gözlemlenmediğini açıkladı. UAEA, Mart ayı başında Natanz’a yönelik gerçekleşen saldırıda çevredeki binalarda hasar meydana geldiğini doğrulamıştı.
İran, bu saldırının hemen ardından İsrail’in Dimona kentine füze saldırısı düzenledi. İsrail’in güneyindeki Dimona’nın hedef seçilmesinin nedeni, Şimon Peres Negev Nükleer Araştırma Merkezi’nin vurulmak istenmesiydi. Burası, Negey Çölü’nde bulunan ve İsrail’in nükleer programının merkez üssü olarak kabul edilen son derece gizli bir tesis olarak biliniyor. İran’ın Dimona saldırısı ve peşi sıra Arad’a gönderdiği füzeler, savaşın ilk gününden beri İsrail’in aldığı en büyük hasarlara yol açtı. Bizzat Netenyahu da alınan darbenin ciddiyetini teyit eden açıklamalar yaptı. UAEA, nükleer tesiste herhangi bir hasar belirtisi tespit etmediğini açıkladı. UAEA’nın komşu devletlerdeki radyasyon seviyesi ölçümlerine göre yaptığı açıklamalar, yüreğimizi ferahlatmaktan ziyade tehlikenin kıyısına geldiğimiz endişesine neden oluyor. Savaşta yapay zekanın yoğun kullanıldığını görüyoruz. Sıra nükleere geldiğinde küçük bir hesap hatası bile dünyaya çok pahalıya mal olabilir.
İran füzelerinin menzilinin Hint Okyanusu’ndaki ABD-İngiltere ortak askeri üssü Diego Garcia‘ya kadar ulaşması ve F35 uçaklarının vurulması, savaşın yeni bir boyuta taşınacağı yorumlarına neden oldu. Ama şu ana kadar yaşanan hiçbir gelişme olası bir nükleer savaş tehlikesi kadar insanlık ve gezegen için risk yaratmıyor. İran’ın resmi olarak bir nükleer silahı bulunmuyor. Nükleer enerjiye sahip olan ülkelerin siyasi bir kararla kısa sürede nükleer silah elde etmeleri zor değil. Bu bilgi, yılardır nükleer karşıtı mücadelede verenler tarafından paylaşılıyor. Hatta nükleer enerji santrallerinin ilk kurulum aşamasındaki reaktör tipi başta olmak üzere yapılan teknolojik tercihler, ilerleyen yıllardaki olası silah üretme olasılıklarına göre dizayn ediliyor. İsrail’in ise enerjiden silah üretimine geçiş konusunda tahminlerimizden çok daha fazlasına sahip olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla her türlü kötü senaryoya ve gelişmelere açık bir sıcak savaş var.
Dünyanın nükleer güçleri, ABD, Rusya, Birleşik Krallık, Fransa, Çin, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail olarak sıralanıyor. Rusya ve ABD, dünyadaki tüm nükleer silahların yüzde doksanına sahip. Bu ülkelerin tamamı devam eden savaşla doğrudan veya dolaylı olarak ilişkilenmiş durumdalar. Bu nedenle olası bir nükleer savaş denklemi, İsrail ve İran’ın çok ötesinde küresel bir tehdit oluşturuyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sinop‘taki ikinci nükleer santral projesi için Güney Kore‘den bu yıl içinde bağlayıcı bir teklif beklediklerini ve Fransa ile küçük modüler reaktörler (SMR) konusunda mutabakat zaptı imzalanabileceğini belirtti. Türkiye, bu adımları atarsa Rusya ile Akkuyu’da kurduğu iş birliğinin ardından dünyadaki nükleer denklem içinde daha fazla yer edinmiş olacak. Bunun yaratacağı ekolojik risklerin yanı sıra jeopolitik açıdan da ağır yükler getireceğini öngörebiliriz.
Savaş, bütün acımasızlığıyla kadim topraklarda sürerken, bunu bir uygarlık sorunu olarak ele alıp düşünmek zorundayız. Dünya barışı için yeterince acıya tanıklık etmedik mi? Bu kötü gidişattan dönebilmek için bir nükleer felakete daha ihtiyacımız yok.




