KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Medya Haber TV’ye yaptığı değerlendirmelerde Kürt meselesinin çözümü için yürütülen sürece dair açıklamalarda bulundu.
Sürecin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Ekim ayındaki çağrısıyla başladığını hatırlatan Karasu, Öcalan’ın çağrısı üzerine PKK Kongresi’ni toplayarak Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırdıklarını belirtti. “Bu aşamada bazı yaptıklarımız oldu” diyen Karasu, “KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanımız Bese Hozat’ın öncülüğünde 30 arkadaşın silah yakması oldu. Yine Bakûr’dan çekilen askeri güçlerin çekilmesine yönelik Sabri arkadaş bir açıklama yaptı. Süreci bu yönle biz ilerletmeye çalıştık. Fakat tabii süreç aslında bizim istediğimiz hızla gelişmedi. Bizim bu adımlarımıza karşı AKP-MHP ittifakı, iktidarı, bunlar gereken cevabı vermediler. Yani bu yönlü bir gecikme oldu. Bu süreçte birçok şey oldu, tartışmalar oldu” ifadelerini kullandı.
Yoğun bir görüşme trafiği
Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelere de değinen Karasu, “Yine Önderlikle bizim aramızda gidip gelen heyetler oldu. Yine devlet heyetiyle bizden bazı arkadaşların belli yerlerde görüşmeleri oldu. Yani böyle yoğun bir trafik olduğunu söyleyebilirim. Daha sonra bu çerçeve yasanın çıkması gündeme geldi” diye konuştu.
Abdullah Öcalan’la da tartışmaların yürütüldüğünü belirten Karasu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aslında bir yol haritası da ortaya çıktı. Fakat daha sonra işte artık neler yaşandıysa, tabii biz biraz bunu NATO toplantısına bağladık. İşte İran’daki gelişmelere bağladık. Türkiye biraz bunların sonucunu görerek mi acaba adım atacak yaklaşımıyla, bu gecikmeyi, çünkü yol haritası vardı, tartışılmıştı. İşte Önderlikle belli bir uzlaşmaya varacaklardı. Bir ortak görüş ortaya çıkacaktı bu yasa konusunda. Daha sonra bizim görüşümüz de alınacak ve bu yasa Meclis’e sunulacaktı. Böyle bir süreç bekleniyordu fakat olmadı. Daha sonra bir görüşme oldu Önderlikle.”
Abdullah Öcalan ile gecikmeli olsa da görüşmelerin olduğunu hatırlatan Karasu, “Orada yine bu yasa konusu tartışıldı” dedi ve ekledi:
“Fakat bu da yine pratikleşmedi. Gecikmeli bir durum ortaya çıktı. Erkenden Önder Apo belli görüşlerini sunmuştu. 6-7 maddelik görüşlerini sunmuştu. Bu tartışılacaktı hükümet tarafından. Ondan sonra İmralı’ya gelecekti. O da biraz gecikmeli oldu. Bu süreçte basına çerçeve yasanın içeriği konusu yansıdı. Buna karşı biz bir açıklama yaptık. Yine düşüncelerimizi belirli aracılarla devlet yetkililerine ilettik.”
Çerçeve yasa değerlendirmesi
Meclis’te geçen çerçeve yasaya da değinen Karasu, yaşanan süreci şu şekilde aktardı:
“Bu sürede Önderlikle bir görüşme oldu. Bu görüşmede yasa tartışıldı. Fakat bu yasada Önderliğin görüşleri de bizim görüşlerimiz de çok fazla dikkate alınmadı. Bunu belirtebilirim. Bir süreç var. Bu açıktan bellidir. Kürt sorunudur. Kürt sorununu çözme, demokratikleşme temelinde tartışmaların yapıldığı bir süreçtir. Biliyorsunuz, o Meclis Komisyonu olmuştu. Meclis Komisyonu’nun yaptığı tartışmalar, Meclis’teki görüşmelerin çoğu Kürt sorunu ve demokratikleşme üzerine yapılan tartışmalardı. Bu açıdan Önder Apo bu yasayı bir başlangıç olarak, bu sürecin bir yasaya kavuşması olarak, çatışmasızlığın kalıcılaşacağı ve bunun arkasından da demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünün gerçekleşmesinin bir başlangıcı olarak değerlendirdi, itiraz etmedi. Bir başlangıçtır, dedi. ‘Bin adım, bir adımla başlar’ dedi. Ve en önemlisi de Önder Apo bu tartışmalar sırasında şunu belirtti: ‘Önemli olan bu yasa çıktıktan sonra bana rol verilecek mi? Ben rolümü oynayabilecek miyim? Benim toplumla, örgütle ilişkilerim gelişebilecek mi? Bu benim için önemlidir. Bu olursa bu yasa bir başlangıç olur. Gelişmeler olur’ dedi. Şimdi bu noktadayız.”
Demokratikleşme sorunu
Eksikliklerin giderilme meselesine dair de konuşan Karasu şöyle devam etti:
“Şimdi şu açıktır. Bu sorun bir silahsızlanma sorunu değil. Evet, silahsızlanmanın da olması gerekiyor. Diyelim siyasal mücadele, siyasal çözüm açısından bu gerekli. Evet, biz bu nedenle silahlı mücadeleyi sonlandırdık. Ama süreci sadece bununla ele almak tıkar. Sorunu çözmez. Bu açıdan zaten Meclis’teki tartışmalarda da, yasa tartışmalarında da herkes dedi, bu bir demokratikleşme sorunu. Bunu CHP de söyledi, Yeni Parti de söyledi. Diyelim işte Yeni Yol Grubu var. Onlar da söyledi. Zaten DEM Parti sürekli söylüyor. Bu bakımdan bu sorunu silahsızlanmaya indirgememek ve demokratikleşme adımları atmak gerekiyor. Yoksa sürecin ilerlemesi söz konusu olmaz. Demokratikleşme olmasa nasıl sorun çözülecek?
Diğer taraftan gerçekten bunu kategorize etmek sorundur. Sen şimdi diyorsun, şu kadar gelecek, 2 bin kişi, 3 bin kişi gelecek, yöneticiler kalacak, 800 kişi kalacak. Nasıl olacak? Bu sorun değil mi? Bu yöneticiler ve 800 kişi ne yapacak? Kendisini nasıl koruyacak? Kendisini koruyacak. Kendisini korumak için silahlı güvenliği de olacak. Bu yönüyle işte şunlar gelecek, geldikten sonra Milli Güvenlik Kurulu teyit edecek. Peki, yöneticilerin durumu ne olacak? 800 kişinin durumu ne olacak? Bu böyle olabilir mi? Hadi bunlar da silahsızlandı, geldi. Tamam. Öyle mi düşünüyorlar? Bilemiyorum. Örgütün altını boşalttık zaten. Diyelim savaşçılarını da getirdik. Artık herhangi bir konuda adım atmaya gerek yok mu? Böyle bir yaklaşım mı var? Kuşku duyanlar çıkar. Çıkabilir. Biz illa da böyledir demiyoruz.”
Öcalan’ın İmralı’daki çalışma koşullarının belirlendiğini ancak henüz tamamen pratiğe geçirilmediğini ifade eden Karasu, devletin atacağı adımlarda daha ciddi ve hızlı olması gerektiğini dile getirdi.
‘Doğrudan görüşme zamanı’
Sürecin ilerlemesi ve taraflar arasındaki mutabakatın tam anlamıyla sağlanabilmesi için aracılarla yürütülen iletişimin ötesine geçilmesi gerektiğini belirten Karasu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gelinen aşamada artık sadece böyle kanallarla değil, kanallar üzerinden değil. Yani doğrudan Önderlikle hareketimizin görüşmesi gerekiyor. Biz artık önümüzdeki süreçte doğrudan Önder Apo’yla yüz yüze görüşmelerin olmasını bekliyoruz.”
Kamplarda bekletilme iddiası
Kategorizasyon ve yöneticilerin kamplara alınması yönündeki tartışmalara dair de değerlendirmelerde bulunan Karasu, böyle bir şeyi kabul etmelerinin mümkün olmadığını belirterek şunları söyledi:
“Mümkün değil. Dünyada her şey olur, böyle bir şey olmaz. Biz öyle bir hareket değiliz. Biz irademizi götürüp belli kamplarda sınırlayan, kontrol altında olan bir hareket olamayız. Biz Kürt sorununu çözmek istiyoruz. Türkiye’ye gidip demokratik siyaset yapmak istiyoruz. Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin parçası olmak istiyoruz. Böyle bir devrimci demokratik hareketiz. Bize böyle işte gidecekler, şurada kamplarda bekleyebilirler gibi yaklaşımı kimse düşünmemeli. Fakat ben şunu düşünüyorum, Türk devleti de bizi tanıyor. PKK’yi tanıyor, hareketi tanıyor. Bizim böyle bir şeyi kabul etmeyeceğimizi onlar çok iyi biliyor.”
Abdullah Öcalan ile temaslar
Abdullah Öcalan ile temaslarına dair soruları yanıtlayan Karasu, şunları kaydetti:
“Bizimle, Önderlik, İmralı arasında bir temas var. Karşılıklı görüşlerin gidip geldiği bir kanal var. Böyle bir ilişkimiz var. Böyle bir ilişki var. Yoksa nasıl olacak? Bu sorun bizi ilgilendiriyor. Bizi ilgilendiren sorun konusunda bizim devletle hiç ilişkimiz olmayacak, bizim Önder Apo’yla hiç ilişkimiz olmayacak, bu süreç nasıl yürüyecek? Mümkün mü? Akıllı olan sıradan bir insan bile başka türlü olmayacağını düşünür. Tabii ki kanal da var. Zaman zaman bazı devlet yetkilileriyle bizim bazı arkadaşlarımızın belli mekanlarda, yerlerde oturup tartışmaları var, görüşmeleri var. Bazı konularda pratik adımlar atılıyor. İşte devletin rahatsızlıkları oluyor belli konularda. O iletiliyor. O konu tartışılıyor. Ya da bizim rahatsızlıklarımız oluyor.
Diyelim işte devlet yetkilileriyle bizim arkadaşlar bir araya gelip tartışıyorlar. Bu normaldir. Bu niye böyle oluyor demenin hiçbir anlamı yok. O zaman nasıl çözülecek? Eğer İmralı ile bizim aramızda hiçbir ilişki olmayacaksa, hiçbir görüşme olmayacaksa, karşılıklı görüş alışverişi olmayacaksa, yine bizim devletle karşılıklı ilişkimiz, görüş alışverişimiz olmayacaksa, zaman zaman belli konularda bir araya gelmeyeceksek bu sorun nasıl çözülecek? Bu devasa sorun, 50 yıllık bir mücadele, işte 42 yıllık savaş sorunu nasıl çözülecek? Bu bakımdan yani siz sordunuz da yani sormadan da bunların hepsinin kamuoyu tarafından, halk tarafından, herkes tarafından bilinmesi gerekiyor.”
Devlet ile Abdullah Öcalan arasında görüşmelerin sürdüğünü dile getiren Karasu, sözlerine şöyle devam etti:
“Evet, hem Önderliğin konumu konusunda görüşmeler devam ediyor. Devletle Önderlik arasında ilişkiler var. Devletle bizim aramızda kanallar var. Bizim de Önder Apo’yla aramızda kanallar var. Bunları tartışıyoruz. Özellikle Önderliğin konumu konusunda biz hassasız. Çünkü biz kongrede şu kararı aldık; Önderlik devreye girmeden bu süreç yürümez. Önderliğin bizzat yürütmesi gerekiyor. İşte silahsızlanma olacaksa da onun Önderlik tarafından yürütülmesi gerekiyor. Şöyle olamaz, hadi silahları bırakın, gelin. Böyle bir şey yok. Biz böyle bir silah bırakmaktan söz etmiyoruz. Biz Türkiye’ye dönüş olacaksa orada demokratik siyasal mücadeleyi yürütmek istiyoruz. Şöyle değil. Biz gideceğiz Türkiye’ye, düşüncemizi bırakacağız. Demokrasi mücadelesini bırakacağız.”
Mahmurluların dönüşü
Mahmur Mülteci Kampı’nın durumuna dair de değerlendirmelerde bulunan Karasu, şunları söyledi:
“Bunlar şuan tartışılan konular yani, İmralı’da da zaman zaman bu konular tartışılıyor. Yani evet, Mahmur da ciddi bir sorun. Bu savaşın sonucu topraklarını bıraktılar, geldiler. Cennet gibi köyleri var. Gerçekten kaldıkları yeri de, çölü cennet yapmışlar ama asıl kaldıkları yer cennettir. Ama şu anda durum nedir? Birçok köylerini korucular işgal etmiş. El koymuşlar. Bu sorunların çözülmesi lazım. Bir de şimdi bunların hepsi Kürtçe eğitim yaptı. Hepsi Kürtçe okuyor, Kürtçe düşünüyor. Ana dilde eğitimini böyle yaptı. Bu sorunlar nasıl çözülecek?
Bunlar da tartışılıp çözülmesi gereken konular. Tabii ki Mahmurlular yani demokratik bir çözüm olursa, gittiklerinde özgür olacaklarsa, baskı görmeyeceklerse, kendi kimlikleriyle, kültürleriyle yaşayacaklarsa tabii ki o cennet köylerine gitmek isterler. Haklarıdır ve doğrusu da odur. Bir süreç ilerler, gerçekten demokratikleşme ortaya çıkar. Kürtler üzerinde, dili, kimliği, kültürü üzerinde baskı ortadan kalkarsa, baskının ortadan kalktığı bir Türkiye ortaya çıkarsa tabii ki Maxmûrluların gidişi olabilir ama yani hemen olmaz yani. Belirli bir ilerleme olursa düşünülebilir, tartışılabilir.”
Dönüş sürecinin PKK’lilerle başlayacağını söyleyen Karasu, “Çünkü sorun esas olarak o eksende tartışıldığı için orada başlayacak. Gerilla da diyor, Önderlik çağırırsa gideriz ama Önderliğin belirttiği çerçevede böyle gitmeyecekler. Gidip orada örgütlenecekler. Demokratik siyaset yapacaklar. Tabii ki Mahmur da bu savaşın sonucu. Bu savaşın sonucu olduğuna göre o ortak sebeplerin ortadan kalkması lazım. Eski ortamın değişmesi gerekiyor. Yoksa niye gidecekler?” diye konuştu.
Karasu, Avrupa’da sürgün olanlara dair ise şunları ifade etti:
“Avrupa’da da bir kere çok şey var. Bu baskılardan dolayı çok dışarı çıkan var. Belediye başkanı var, siyasetçiler var. Çünkü Kürtlük adına siyaset yapmak suç haline getirildi. Bu öyle Kürt Avrupa’ya gitti, siyasetçi Avrupa’ya gitti. Şimdi bunlar tabii ki dönmek ister. Evet, herkes dönmeyebilir. Ama önemli bir bölümü Avrupa’dan Türkiye’ye gelmek ister. Özellikle bu işçi olarak gitmemiş, siyasi olarak gitmiş, mülteci olmuş olanların önemli bölümü de döner. Ki evet, demokratik siyasal mücadele olacaksa tabii ki onların da ne yapması lazım? Gelip katkı sunarlar. Tecrübeleriyle, birikimleriyle siyasal mücadele içine girerler. Örgütlenme içine girerler.”
Siyasallaşma Kurulu
Kurul ve alt komisyonlara ilişkin de konuşan Karasu, şu değerlendirmelerde bulundu:
“24 Ağustos’ta oluşturulan dört kuruldan biri, daha önce Bahçeli’nin belirttiği Barış ve Siyasallaşma Kuruludur. Şimdi ismini tabii farklı ifade ediyorlar. Bunu devlet yetkilileriyle yapılan görüşmede de bunlar konuşulmuştur. Onlar da Devlet Bahçeli’nin önerdiği bu kurulun uygun olduğunu kabul etmişlerdir. Fakat bu kurul yasaya girmedi. Aslında yasaya girmesi için Önderliğin de isteği oldu, bizim de isteğimiz oldu. Fakat yasada bu kurulun adı açıkça ifade edilmedi. Sadece alt kurullar oluşturulacağı söylendi. Şimdi böyle bir alt kurul oluştu. Tabii ki bu komisyon içinde, yani bu kurul içinde Önder Apo olacak. Önder Apo o kurulun içinde etkin olmazsa bu süreç yürümez. Silahsızlanma süreci de, diğer bütün süreçler de yürümez.
Bu bakımdan bizzat Önder Apo’nun o kurulla birlikte süreci yürütmesi gerekiyor. Yine Önder Apo’nun bu süreci yürütürken diğer kurullarla sürekli ilişki içinde olması gerekiyor. Bu yasaya açık yazılmadı ama bu kabul edildi. Hem Devlet Bahçeli açıkça söyledi hem de devlet yetkilileri kabul etti. Bu bakımdan zaten daha Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın başkanlığında kurul toplanmadan kamuoyuna yansıdı zaten. Bu doğrudur. Evet, Önderlik onun içinde olacak. O kurulda çalışacak. Silah bırakma nasıl olacak, hangi yöntemde olacak, ne zaman olacak, biçimi ne olacak, Türkiye’ye dönerlerse bunlar nasıl örgütlenecekler, bunların hepsi Önder Apo’nun içinde olduğu kurul tarafından konuşulacak ve diğer kurullarla diyalog içinde olacak. Bu olmazsa zaten süreç yürümez. Bunu açık söyleyelim.”
Karasu, “Abdullah Öcalan bu çalışmaya başladı mı ya da diğer kurullar henüz çalışmadığı için süreç beklemede mi?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:
“Şunu söyleyebilirim. Eski tartışmalara göre, devlet yetkilileriyle tartışmalarına göre, diyelim bunun işte pratiğe geçmesi, çalışması konusu artık süreçle bağlantılı. O kurulu ilgilendiren bir konu gündeme gelirse o kurul çalışacak. Örneğin diyelim bazı grupların silah bırakma konusu gündeme gelirse ki gelmesi bekleniyor, o zaman Önder Apo bu kurulda çalışacak. Ama şunu söyleyebiliriz, biz böyle söylüyoruz, böyle olması gerekiyor. Şu anda Önder Apo o kurulun içindedir. O kurulun aktif, en etkin, en belirleyici üyesidir. Böyle değerlendirmek gerekiyor.”
Abdullah Öcalan’ın koşullarında henüz bir değişiklik olmadığını söyleyen Karasu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Şu anda daha değişiklik olmadı. Olacak. Şunu belirtelim, orada bazı tartışmalar oldu. Bize de yansıdı, orada bazı kararlar alındı. İşte Önder Apo’nun çalışma koşulları orada belirlendi. Önder Apo’nun kimlerle çalışacağı belirlendi. Önder Apo’nun yanına kimler gidecek? Bunlar tartışıldı, konuşuldu, belirlendi. Bu yönüyle, bu süreçte Önder Apo’nun çalışma koşulları nasıl olacağı, hangi yol ve yöntemle çalışacağı, kimlerle çalışacağı, bunların hepsi belli oldu. Fakat şunu belirtelim, şimdi bize gelen bilgilere göre İmralı’da yapılan tartışmalar, kararlaşmalar vardı. Sanki bu konuda bir ayak sürüme var. Yani bu doğru değil. Şimdi uyulmuyor demeyelim de fakat hâlâ pratiğe geçirilmiş değil. Geçmişte de oldu. Bazı yol haritaları oldu. Sonra gerçekleşmedi. Bunlar doğru değil. Eğer gerçekten devletin bir ciddiyeti var, Önder Apo da ciddi yaklaşıyor, devletin ciddiyeti varsa, Önder Apo da ciddi yaklaşıyorsa, orada bazı tartışmalar varsa, bazı kararlaşmalar olmuşsa o zaman bunların pratikleşmesi gerekir. O zaman ne diyeceğiz yani eğer pratikleşmezse bu tartışmalar boş mu diyeceğiz? Alınan kararlar boş mu diyeceğiz? Öyle olmaz ki. O zaman niye tartışıyoruz, niye karar alıyoruz? Bu yönüyle biz inanıyoruz ki Önder Apo’yla yapılan tartışmalar önemli. Özgür çalışma imkanı biraz doğuyor. Gazetecilerle görüşecek, aydınlarla görüşecek, orada bir çalışma yapacak. Önderliğin bir ekibi olması lazım. Böyle bir süreci tek başına nasıl yürütecek? Devlet tek başına mı yürütüyor?
Diyelim Devlet Bahçeli veyahut Erdoğan tek başına mı yürütüyor? Ne kadar kurulu vardır? Diyelim çalışanı vardır. Onlarla birlikte bu süreci yürütüyor. Önderliğin de, tamam yanında dört arkadaş var. Bunlarla tartışıyor, konuşuyor ama daha başka arkadaşların da olması gerekiyor. Böyle kararlar vardı. Umarız bunlar uygulanır ve Önderlik daha aktif hale gelir.”




