• Ana Sayfa
  • Politika
  • ÖHD raporu: ‘Cezaevlerinde hak ihlalleri sistematik hale geldi’

ÖHD raporu: ‘Cezaevlerinde hak ihlalleri sistematik hale geldi’

Ege bölgesinde bulunan 13 cezaevinde 6 aylık dönemde yaşanan hak ihlallerine ilişkin raporunu açıklayan ÖHD İzmir Şubesi Hapishane Komisyonu, devam eden çözüm sürecine rağmen cezaevlerinde yapısal bir iyileşmenin olmadığına dikkati çekti. Komisyon Üyesi Nehir Bilece, cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerinin, artık münferit olaylar olmaktan çıkarak, sistematik, yapısal ve derin bir insan hakları krizine dönüştüğünü vurguladı.

ÖHD raporu: ‘Cezaevlerinde hak ihlalleri sistematik hale geldi’
ÖHD raporu: ‘Cezaevlerinde hak ihlalleri sistematik hale geldi’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 29 Temmuz 2026 19:35

Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) İzmir Şubesi Hapishane Komisyonu, Ege bölgesinde yer alan cezaevlerinde 2026’nın ilk 6 ayında yaşanan hak ihallerine ilişkin hazırladığı raporu dernek binasında yaptığı basın toplantısında duyurdu. 13 cezaevinde tutsaklarla yapılan görüşmeler sonucunda derlenen hak ihlalleri 10 başlık altında toplandı. Bu başlıklar arasında sağlık hakları ihlalleri, işkence ve kötü muamele, koşullu salıvermenin engellenmesi, haberleşme hakkı ihlalleri, keyfi disiplin cezaları ve kadın tutsakların yaşadığı özgün ihlaller ön plana çıkıyor.

Raporu okuyan ÖHD İzmir Şubesi Hapishane Komisyonu Üyesi Nehir Bilece, cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerinin, artık münferit olaylar olmaktan çıkarak, sistematik, yapısal ve derin bir insan hakları krizine dönüştüğünü vurguladı. Her gün onlarca farklı cezaevinden başvuru aldıklarını kaydeden Nehir Bilece, “İnsan hakları ihlallerinin en çok yaşandığı alanlardan biri olan hapishanelerde; işkence ve kötü muamele uygulamaları, keyfi disiplin cezaları, ailelerinden koparılarak sürgün edilmeler, tahliyesi yaklaşanların soyut gerekçelerle infazlarının uzatılması, yakılması, sosyal faaliyet ve iletişim haklarının engellenmesi, sağlık hizmetlerine erişim hakkının sistematik biçimde ihlal edilmesi ve özellikle ağır hasta mahpusların tedavisiz bırakılarak ölüme terk edilmesi artık istisna değil, kural haline geldiği gözlenmektedir” dedi.

‘Rojavalı ve Rojhilatlı mahpuslar birçok temel haktan mahrum’

Abdullah Öcalan’ın durumuna da değinen Nehir Bilece, yüksek güvenlikli cezaevlerinde yaygınlaştırılan ağırlaştırılmış infaz rejiminin hem fiziksel hem de psikolojik açıdan ağır bir izolasyon yarattığını söyledi. Yine hasta tutsakların, yakıcı bir sorun olarak ortada durduğunu belirten Nehir Bilece, “Yasal infaz sürelerini tamamlamış çok sayıda siyasi mahpuslar, ‘pişmanlık göstermediği’ veya soyut, hukuki temelden yoksun değerlendirmeler nedeniyle tahliye edilmemektedir. Hapishanelerde kurulan İdare ve Gözlem Kurulları, adeta paralel bir yargı mekanizması gibi çalışmakta; yasal süresi dolmuş, koşullu salıverilme tarihi gelmiş mahpuslar hakkında keyfi kararlar alarak ikinci kez cezalandırmaktadır. Türkiye hapishanelerinde tutulan, vatandaşlık statüsünden yoksun olan Rojavalı ve Rojhilatlı mahpuslar; avukat temininden aile görüşlerine kadar birçok temel haktan mahrum bırakılmaktadır. Bu kişiler uluslararası hukukta ‘vatansız’ statüsünde olup, BM Vatansız Kişilerin Statüsüne Dair Sözleşme gereği özel koruma altında olmalıdır. Ancak hapishane uygulamaları, bu kişileri görünmez kılarak savunma ve yaşam haklarını fiilen ortadan kaldırmaktadır” ifadelerini kullandı.

‘Kadın mahpuslar hem cinsiyet temelli hem de politik kimlikleri üzerinden baskıya maruz kalmaktadır’

Mevcut infaz sisteminin, ayrımcı yasalar ve uygulamalarla şekillendirildiğini dile getiren Nehir Bilece şöyle devam etti: “Türkiye genelinde 16 hapishanede ve Ege Bölgesinde İzmir Kadın Kapalı Hapishanesinde tutulan kadın mahpuslar, infaz rejiminin erkek egemen yapısı nedeniyle hem cinsiyet temelli hem de politik kimlikleri üzerinden baskıya maruz kalmaktadır. Sosyal haklara erişim, hijyen ürünleri sağlık hizmetleri ve özellikle çocuklarıyla görüş gibi temel haklar keyfi biçimde kısıtlanmakta; bu durum kadın mahpuslar için yapısal bir eşitsizlik haline gelmektedir. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilen mahpuslar, yıllardır tek kişilik hücrelerde, sosyal ilişkilerden tamamen izole edilerek tutulmaktadır. Bu uygulama, yalnızca fiziksel değil, ruhsal bütünlüğü de derinden sarsmakta; insan onurunu sistematik biçimde ihlal etmektedir. Bu durum, AİHM’in 2013 tarihli Vinter ve Diğerleri/ Birleşik Krallık kararına açıkça aykırıdır. Umut hakkı, bireyleri sadece hapishaneden değil, dışarıdaki toplumdan da koparan politik bir cezalandırma anlayışına karşı durur. Umut hakkı, geçmişle barışmanın, demokratik toplum sözleşmesini yeniden kurmanın ve kapsayıcı bir barışı inşa etmenin ön koşuludur.”

‘Ayrımcı infaz politikalarının sürdürülmesi, barış ve demokratik çözüm iradesiyle açıkça çelişmektedir’

Muhalif ve Kürtçe gazete, kitap, dergi ve mektuplara getirilen yasaklamaların da devam ettiğini kaydeden Nehir Bilece, “Raporumuzun hazırlık tarihi itibariyle Sayın Abdullah Öcalan’ın, 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı ‘Demokratik Toplum ve Barış’ çağrısı ile başlayan ve devamında gelişen görüşmelere rağmen hapishanelerde hak ihlallerinde temel bir düzelme görülmemiştir. Sayın Abdullah Öcalan, belirttiği ‘demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınması’ konusundaki sözleri ile ısrarlı ve kararlı çözüm iradesini ortaya koymaktadır. Son dönemlerde Sn. Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan ve başta Kürt meselesi olmak üzere birçok sorunun çözümünün amaçlandığı ‘‘Barış ve Demokratik Toplum’’ sürecinin toplumda büyük bir karşılık bulduğu görülmektedir. Ülkede 50 yıla yakındır devam eden çatışmalı süreç büyük toplumsal kırımlara ve ortak yaşam kültürünün zedelenmesine yol açmakla beraber ciddi insan hakları ihlallerine de neden olmuştur. Hapishane alanı bu ihlallerin en yoğun yaşandığı mekanlar olmuştur. Türkiye’de toplumsal barışın yeniden tesisi için umutların filizlendiği bir dönemde, siyasi mahpuslara yönelik ayrımcı infaz politikalarının sürdürülmesi, barış ve demokratik çözüm iradesiyle açıkça çelişmektedir. Bu sürecin sürdürülebilirliği, sadece silahların susmasıyla değil, aynı zamanda toplumsal adaletin tesis edilmesiyle mümkündür. Bu bağlamda, siyasi mahpusların eşit yurttaşlık haklarından ve hukuki güvencelerden yararlanamaması, geçmişte yaşanan ağır hak ihlallerini sürdürmekte ve barışa olan toplumsal inancı zayıflatmaktadır. Hapishaneler, adaletin askıya alındığı yerler olamaz” diye konuştu.