En eski medeniyetlerin beşiği olan Fırat Nehri, kaynağını Ağrı Diyadin’den ve yüksek rakımlı yükseltilerden alan Murat Nehri ve Erzurum Dağları’nda kaynayan Karasu’dan alır.
Bu iki nehir çok sayıda dere ve çayla beslendikten sonra, Elazığ sınırlarında birleşerek Fırat Nehri’ni oluşturur.
Tohma, Peri, Çaltı ve Munzur Suyu Fırat’ı besler ve Erzincan, Dersim, Elazığ, Malatya, Diyarbakır, Adıyaman, Urfa ve Antep sınırlarını belirledikten sonra Suriye, daha sonra Irak topraklarına akar. Irak’ta denize uzak olmayan bir noktada yine kendisinden kopan ve farklı bir yol izleyen Dicle Nehri ile tekrar birleşerek Basra Körfezi’ne dökülür.
İki nehrin birleşerek döküldüğü bölgeye Araplar, Şatt’ül-Arab adını verir.

Mezopotamya ve Ön Asya’nın en uzun akarsuyunu oluşturan, toplam uzunluğu 2.800 km olan Fırat Nehri’nin, Türkiye sınırları içinde kalan bölümünün uzunluğu ise 1263 km’dir. 720.000 km² su toplama havzasına sahiptir.
Türkiye’nin en geniş havzasına sahip olan Fırat Nehri yılda ortalama 30 milyar m³ su taşımaktadır.
İlk uygarlıklar ve ilk kentler
İlk uygarlıklar buralarda oluştu.
Sümerlerin yaradılış mitolojisine göre Enki, Fırat ve Dicle’yi yarattı.
Bu nehirler dolsun diye yağmur yağdırdı ve bolluk ve bereket versin diye Fırat’ı coşkun bir suyla doldurdu.
Yüzlerce yıldır, insanlık serüvenine tanıklık eden Fırat aynı zamanda Mezopotamya tarihinin can suyu oldu.
Gırê Mıraza ya da bilinen ismiyle Göbeklitepe ve Newala Çori, Fırat’ın kıyısında hayat buldu, ilk tarım uygulamaları buralarda gerçekleşti ve Sümerler ilk uygarlıklarını Fırat ve Dicle arasında şekillendirdiler ve yazıyı burada kil tabletlere kazıdılar.
İlk kentler, Fırat kıyılarında inşa edildi ve devlet denilen aygıtın temelleri burada atıldı.
Med, Urartu, Asur, Hitit, Sümer ve birçok kavimin kurduğu medeniyetler buraları mesken edindi.

Türkiye, Suriye ve Irak’a can verdi
Mezopotamya’nın mitolojik ırmağı Fırat, Türkiye, Suriye ve Irak topraklarına can verdi.
Fırat Havzası tarih boyunca değişik kavim ve kültürlere ev sahipliği yaptı.
Bundadır ki sürekli paylaşılmayan bir alan oldu.
Jeopolitik konumu savaşlara, kavgalara neden oldu.
Ticaretin merkezine oturdu, nehir taşımacılığı ile öne çıktı.

Orta Doğu’da siyasetin odak noktası: Fırat
Fırat üzerinde kurulan çok sayıda baraj ve hidroelektrik santral ile bir nehir olmaktan öte, jeopolitik bir araca dönem Fırat, Ortadoğu’nun siyasetinde de odak noktası oldu.
Suriye sınırları içinde bulunan Tabka, Tişrin barajları da hayati önem taşımakta, kentlerin su ihtiyacını karşılamakta.
Suriye’de yaşanan gerilim ve çatışmaların şimdi de bu barajlar çevresinde yoğunlaşması, Fırat Nehri’nin ne kadar komplike bir su olduğunu da ortaya çıkarmış oluyordu. Fırat’ın batısında Araplar, Kürtler, Ermeniler, Süryaniler iç içe yaşamakta.

Fırat’ın Batısı ve saldırılar
En son Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine yönelik yoğun saldırılar düzenlendi. 6 Ocak’ta düzenlen saldırılarda en az 150 bin kişi yerinden edildi. En çok gündeme gelen konulardan biri de bu bölgelerin Kürtsüzleştirilmesiydi.
Akademisyen Arzu Yılmaz, Evrensel’e verdiği demeçte, “Fırat’ın batısında, yaklaşık 1 milyon kişilik bir demografik değişiklik, hatta Birleşmiş Milletler raporlarına bir savaş suçu olarak ‘etnik temizlik’ kavramıyla geçen bir durum yaşandı. Şeyh Maksud ve Eşrefiye’deki Kürt nüfusun dönüşü de daha büyük çerçevede, entegrasyonun zaman içinde alacağı biçime bağlı olarak gelişecek diyebilirim” dedi.
Halep’ten sonraki stres noktasının, potansiyel kriz merkezinin ise Rakka ve Deyrizor olacağı değerlendirmesini paylaşan Arzu Yılmaz, “Halep’te varılacak sonuç, Rakka ve Deyrizor’da da tarafların izleyeceği politikaların da bir izleğini oluşturacaktır, örnek teşkil edecektir. Zira bu kentler de tıpkı Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de olduğu gibi Kürt ve Arapların iç içe yaşadığı bölgeler. Coğrafi konumu, su, petrol, tarım açısında da önemli. Entegrasyon süreci nihayete erse dahi, tıpkı Irak sahasında olduğu gibi, içine Kerkük, Musul ve Şengal’i alan ‘tartışmalı alana’ benzer bir durumun Rakka-Deyrizor hattında da ortaya çıktığını görebiliriz. Irak, 20 yıldır bu sorunu çözemedi” yorumunda bulundu.

Türkiye’nin ‘kırmızı çizgisi’: Fırat’ın batısı
Fırat Nehri’nin batısı, hem Suriye’nin geleceği hem de bölge ülkelerinin (özellikle Türkiye) güvenliği için jeopolitik bir “kilit” noktası. Türkiye için Fırat’ın batısı uzun süre boyunca bir “kırmızı çizgi” oldu. Bu kapsamda 2016’da Fırat Kalkanı ve 2018’te Zeytin Dalı harekatı düzenledi. Halen de bilfiil Afrin’de bulunmakta.
Fırat’ın batısı (özellikle Halep ve İdlib çevresi), Suriye’nin en yoğun nüfuslu bölgelerinden biri. Türkiye, Fırat’ın batısında kontrol ettiği alanları (Azez, Cerablus, El-Bab vb.) Suriye’nin kalbi sayılan noktalara açılan kapı özelliğinde.
Halep ise Suriye’nin ticaret ve sanayi merkezi. Halep’in kontrolü, Suriye’nin kuzeyinin kimin elinde olacağını belirler.
M4 ve M5 Karayolları
Doğu-batı ve kuzey-güney aksındaki bu ana yollar Fırat’ın batısında kesişir. Bu yolları kontrol eden taraf, ülkenin lojistik ve ekonomik akışını da kontrol eder.
Minbiç: Fırat’ın hemen batısında yer alan Minbiç, nehri geçiş noktası olması nedeniyle stratejik bir ikmal merkezidir.
Fırat Nehri üzerindeki devasa barajlar (Tişrin ve Tabka gibi) hem elektrik üretimi hem de tarımsal sulama için hayati önemde. Nehrin batı yakası, bu barajların kontrolü ve suyun paylaşımı açısından kilit bir mevzi özelliğini taşıyor.
Suriye’de çatışmaların yoğunlaştığı M4 ve M5 karayolları neden önemli?
Stratejik önemi
Fırat’ın batısı, sadece devletlerin değil, HTS (Hayat Tahrir el-Şam) gibi cihatçı grupların da merkezidir. 2026 başındaki son gelişmelere göre Halep’in tamamen cihatçı grupların eline geçmesi, Fırat’ın batısındaki güç dengesini tamamen değiştirdi.
Fırat’ın batısını kontrol etmek; Suriye’nin kuzeyindeki demografiyi, ana ticaret yollarını ve Türkiye’nin sınır güvenliğini doğrudan belirlemek demektir.
Fırat’ın doğusunun önemi
Fırat’ın doğusu, Suriye topraklarının yaklaşık üçte birini kapsar ve petrol, doğal gaz ve tarım arazileri bakımından en zengin bölge.
Haseke, Kamışlı, Rakka (merkez), Deyrizor (nehrin doğu kıyısı) ve Tabka gibi önemli şehirleri bulunmakta. Bu bölgeyi Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi kontrol etmekte. Askeri güç olarak SDG bulunmakta.
Tel Abyad (Gri Spi) ve Serekaniye (Resulayn) şehirleri, Türkiye’nin gerçekleştirdiği harekat sonrası TSK ve Suriye Milli Ordusu (SMO) kontrolüne geçti. Burada hak ihlalleri gündemdeki yerini hep korudu.
Burada aynı zamanda Kamışlı Havaalanı da bulunuyor.

Ülkenin can damarı
Fırat Nehri’nin doğusu, Suriye’nin geri kalanından coğrafi ve ekonomik olarak ayrılan, ülkenin adeta “can damarı” niteliğindeki bölgesidir. Bu bölge, sadece bir toprak parçası değil; enerji, gıda ve su güvenliği açısından Suriye’nin geleceğini belirleyen en kritik alan.
Suriye’nin yer altı zenginliklerinin ezici bir çoğunluğu nehrin doğusunda. Ülkedeki petrol rezervlerinin yaklaşık yüzte 90’ı ve doğal gaz yataklarının büyük bölümü (özellikle Deyrizor ve Haseke bölgeleri) bu yakadadır. El-Ömer ve El-Tenek gibi dev petrol sahaları da burada. Bu kaynaklar olmadan bir Suriye yönetiminin ekonomik olarak ayakta kalması ve yeniden yapılanması neredeyse imkansız.
Bölge, Suriye’nin “tahıl ambarı” olarak bilinir. Suriye’nin buğday ve pamuk üretiminin yaklaşık yüzde 70-80’i Fırat’ın doğusundaki (Haseke ve Rakka gibi) geniş ovalarda yapılır.
Burayı kontrol eden taraf, sadece kendi bölgesini değil, batıdaki şehirlere giden ekmeği de kontrol ederek tüm ülke üzerinde bir baskı unsuru oluşturur.
Fırat Nehri üzerindeki en büyük barajlar bu bölgede yer alır. Tabka, Tişrin ve Baas barajları Suriye’nin elektrik ihtiyacının büyük bir kısmını karşılar. Baraj göllerinden sağlanan su, hem içme suyu hem de bölgedeki devasa tarım arazilerinin sulanması için hayatidir.
Bölgenin kontrolü, bölgesel güç dengeleri açısından belirleyici. ABD, buradaki varlığıyla hem IŞİD’in geri dönüşünü engellemeyi hem de İran’ın Irak üzerinden Akdeniz’e uzanan lojistik hattını (Şii Koridoru) kesmeyi amaçlamakta.
Fırat’ın batısı Suriye’nin “siyasi ve nüfus merkezi” iken, Fırat’ın doğusu Suriye’nin “kaynak ve enerji deposu”dur. Burayı elinde tutan güç, Suriye’nin gelecekteki siyasi masasında en güçlü eli tutan taraf.
Kürtler geçmişten günümüze kadar Suriye’de hep kimlik mücadelesi yürütmek zorunda kaldı. Bu toprakların yerleşik halkı olmasına rağmen yok sayıldı. Kürtler, 2014’te IŞİD’i yenilgiye uğratmasına rağmen bugün kendi imkanlarıyla elde ettiği kazanımları korumaya çalışıyor. 2024’te Esad rejiminin devrilmesinin ardından iktidara gelen HTŞ, Kürtler ve diğer halkların varlığını yok sayıyor. Bundandır Fırat’ın doğusu ve batı yeniden gündeme geliyor. (Kaynak: Ajanslar/Independent Türkçe)
Kimliksizlikten demokratik özerkliğe: Suriye’de Kürtlerin tarihi (1)



