Orta vadeli program(sızlık)
Mehmet Horuş 8 Eylül 2026

Orta vadeli program(sızlık)

Orta vadeli program(sızlık)

 

Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yıllık dönemine ilişkin yol haritasını ortaya koyan Orta Vadeli Program(OVP), açıklandı. Bir kanun ya da yönetmelik formatında olmasa da “resmi” bir politika metni olarak hukuki değer taşıyor. Bu nedenle günümüz Türkiye’sinde başta ekonomi olmak üzere ülke ve dünyadaki gelişmelere dair hakim siyasi anlayışı yansıtan bir referans metin olarak okunabilir.

OVP’nin Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak 6 Eylül 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla, merkezî yönetim bütçesinin hazırlanma süreci de başlamış oluyor. Ekim ayında TBMM’nin açılmasıyla başlayacak bütçe görüşmeleri, yıl sonuna kadar siyasi tartışmaların odağını oluşturacak. Bütçe ile olan bu bağının da etkisiyle OVP, pazar gününden itibaren ağırlıklı olarak ekonomi haberlerine ve ekonomik analizleri yapan köşe yazarlarının değerlendirmelerine konu oldu. Fakat makroekonomik gelişmeler ve kamu maliyesine ilişkin temel strateji belgesinin sadece ekonomi yazarlarının veya uzman iktisatçıların ilgi alanında kalmasında bir tuhaflık var.

Ekonomik sorunların gündelik yaşamda geniş geniş yer kapladığı bir toplumda yaşıyoruz. Asgari ücret, enflasyon, faiz oranları, aylık kira artışları en çok ilgi çeken konuların başında geliyor. Buna karşın, bu konulara ilişkin önemli bir politika belgesi ve içerdiği hedefler, yeterli ilgiyi görmüyor. Bunun çok fazla toplumsal nedeni sayılabilir. Ama bu nedenler arasındaki en önemli etkenlerden biri, söz konusu belgenin hak ettiği stratejik ve programatik işlevini yerine getirmiyor olmasıdır. Maalesef kalkınma planları gibi stratejik programlar da gündelik siyasetin birer propaganda aracına dönüşmüş durumdalar.

Özellikle içinde olduğumuz ekolojik kriz çağında plansızlık ve programsızlık çok daha ağır sonuçlar yaratıyor. Devletler ve şirketler tarafından ekolojik kavramların içeriği o kadar çok boşaltıldı ki, muhalif hareketler sürekli kendi kavramlarını güncellemekle meşgul oluyor. Öteden beri kavramsal tercihler, ideolojik mücadelenin bir parçası olmuştur. “Demokrasi” veya “özgürlük” gibi kavramlar, bunun en yaygın örnekleridir. Bu kavramların nerede ve kim tarafından kullanıldığına göre farklı anlamlar kazanabiliyor. Fakat son elli yılda en az bu ikisi kadar “sürdürülebilirlik” kavramı da asıl içeriğinden koparılarak, hatta kimi zaman tam tersi anlamlar yüklenerek kullanılıyor.

Ekolojik sorunlar gündeme geldiğinde, planlama; sürdürülebilir bir insan-doğa ilişkisi kurabilmek için gittikçe daha önemli bir kavram haline geliyor. Nitekim “sürdürülebilir kalkınma” şeklinde kullanılarak şirketler ve “resmi çevrecilik” tarafından dejenere ediliyor. 2024-2028 yıllarını kapsayan 12.Kalkınma Planı’na göre; “Küresel ısınma eğilimlerinin benzer şekilde devam etmesi durumunda 21. Yüzyılın sonuna doğru büyük ölçekli ve geri dönüşü olmayan çevresel hasarların gerçekleşmesi, ekonomilerin ve refahın bu durumdan olumsuz etkilenmesi beklenmektedir.” Burada bir plan ya da program yerine şu anda var olan ve ağır sonuçlarını hep birlikte yaşadığımız iklim krizi başka vadeye erteleniyor. En azından gerçeklerle yüzleşmek için yüzyılın sonu beklenmeyebilirdi. Mevcut durumu hak ettiği şekilde ortaya koymadığınız koşullarda, bir gelecek planı ve programı da yapamazsınız.

2027-2029 dönemini kapsayan OVP, 12.Kalkınma Planı hedefleri doğrultusunda hazırlanıyor. Belgenin en uzun bölüm ise “Sürdürülebilir Büyüme” başlığını taşıyor. “Ar-Ge ve yenilik ekosisteminin güçlendirilmesi” ve “Yeşil ve dijital dönüşümün hızlandırılması” alt başlıklarında, doğal varlıkları birer hammadde kaynağı gören sermaye bakışı, her defasında önüne eklenen “yeşil” takısı ile ayrıntılandırılıyor. Bu kadar çok “yeşil” lafı edilen resmi bir belgede ne iklim krizine karşı sahici emisyon azaltım hedefleri ne de susuzluk ve kuraklıkla ilgili plan ve program dahilinde atılacak somut bir adım tarif ediliyor. En azından yaşanan seller, orman yangınları, kuraklık gibi felaketler karşısında sahici programatik hedefler içeren çalışmalara yer verilebilirdi.

OVP, kendisinden beklenen programatik niteliğini yine kendi hedeflerini sıklıkla güncelleyerek kaybediyor. Bir önceki programda yer alan enflasyonun tek hanelere düşürülmesi, cari açık, büyüme oranları, istihdam ve kişi başına milli gelir gibi temel programatik hedeflerde esaslı değişiklikler gerçekleştiriliyor. Böylece risk ve belirsizlikleri azaltarak geleceğe dair daha net ve öngörülebilir hedefler tanımlama yeteneği silikleşiyor.

“Plan” adı altında plansızlık, “program” adı altında programsızlık anlatılırken, “sürdürülebilirlik” adı altında her türlü öngörüsüzlük ve kısa vadeli çıkar propagandası yapılıyor. Sermaye kendi plan ve programları için yeni vadeler belirleyebilir. Ama doğada vade yok.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.