.
Kapadokya Türkiye’nin ülke olarak en önemli korunması gereken alanlarından biridir. Göreme Açıkhava Müzesi girişindeki bir peri bacasında geçen hafta yaşanan çökme ve üç kişinin hayatını kaybetmesi kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Bu olay, yörede son yıllarda hoyratça uygulanan turizm, ulaşım ve inşaat politikalarının yarattığı riskleri bir kez daha gündeme getirdi.
UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Göreme Milli Parkı ve Kapadokya Kayalık Alanları, ilk okul kitaplarından itibaren yurt ve yurttaşlık bilgisi dağarcığımızda, eşsiz ve ortak bir zenginliğimiz olarak yer alıyor. Her karışını göz bebeğimiz gibi korumamız gereken bu alan yaklaşık on bin hektarlık özel bir jeolojik bölgeyi kapsıyor. Olayın hemen ardından sanki insan eliyle yapılmış ve depremde hasar almış bir bina gibi iş makineleriyle yıkım işlemleri gerçekleştirildi. Haber bültenlerinde sıkça denk geldiğimiz metruk bina yıkma görüntüleri ya da bir anda çöken apartman haberleri gibi yıkım görüntülerine tanık olduk. Aslında güvenlik önlemi nedeniyle gerçekleştirilen bu yıkım pratiği, olaydan önce de yöreye hâkim olan aynı yıkıcı, tahrip edici, korumasız uygulamaların bir devamı niteliğindedir. Çünkü egemen bu yaklaşım karşısında korunmaya değer bir varlık olduğunu kabul etmiyor. Elde kalanı koruyup restore etmek yerine, milyonlarca yıllık jeolojik evrimin anıtsal ifadesine dönüşmüş peri pacası, sanki ölümlerin tek suçlusu gibi cezalandırıldı. Suç mahalli, yeni yıkım görüntüleri eşliğinde temizlenirken suçlular bir kez daha yerde değil, gökte arandı.
Nevşehir Valisi Hüseyin Kök, sıcağı sıcağına olay yerine giderek, “aşırı yağışlar nedeniyle toprak kayması meydana geldi” açıklamasını yaptı. Nevşehir Belediye Başkanı Rasim Arı da “yoğun yağışların ardından meydana gelen toprak kayması ve kaya düşmesi sonucu” yaşanan bir kaza olduğunu belirtti.
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Nevşehir Göreme’de meydana gelen toprak kayması sonucu kaya düşmesi olayında etkilenenlere geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.” dedi. Kapadokya Alan Başkanı Cem Aslanbay ise “kaya kopmasında sıcaklık farkları, donma-çözünme etkisi ve geçmişte kayalara oyulmuş mekânların etkili olduğu” yönünde değerlendirme yaptı. Bu açıklamalarda kurumsal veya kişisel bir sorumluluk almaktan ziyade sorumluluğu doğaya ve iklim olaylarına havale eden ortak bir yaklaşım sergilenmektedir.
İklim krizi ile birlikte, meydana gelen her felaketi değişen iklim koşullarına havale etme ve yöneticilerin bu bahaneyle sorumluluktan kaçınma tutumlarına daha sık rastlıyoruz. Güncel ve popüler bir konu üzerinden gerçeği perdelemek, sorumluk üstlenmekten kaçınan yöneticilere pratik bir kolaylık sağlayabilir. Ne de olsa COP31 Türkiye toplanıyor. Göreme’deki can kayıplarından sadece üç gün önce zirvenin düzenleneceği Antalya’da meydana gelen hortumda dört işçi hayatını kaybetti. Bu olayın hemen ardından benzer sorumsuzluk açıklamaları hemen dolaşıma sokuldu. Hortum, bir meteorolojik hadise olmakla birlikte can kayıpları, yanlış kentleşme, altyapı sorunları ve iş güvenliği tedbirlerine uyulmamasından kaynaklandı. Dolayısıyla soyut bir iklimi faili yaratma kolaycılığı kamuoyu algısını yönlendirmekte beklenen işlevi görmedi. Buna rağmen her felaketten sonra aynı yöntemsel açıklamalara maruz kalıyoruz. Bu yönetim anlayışı ve kriz algısıyla peri bacası çökme hadisesi bile meteorolojik parametrelere indirgenebiliyor. COP31 ev sahipliği yapacak bir ülkenin idarecilerinden daha “yaratıcı” alternatifler beklenirdi. Çünkü iklim kendi doğal döngüsü içinde değişmiyor. İklim krizinin de giderek daha net görünen gerçek sorumluları var. Bu nedenle iklim, yaşanan her felakettin ardından sorumlu konumdaki idarecilerin bahanelerinin içine atılacağı dipsiz bir cezasızlık torbası gibi görülemez.
Yöredeki doğaseverler, ekoloji örgütleri ve uzman kurumlardan resmi açıklamalara haklı olarak tepkiler yükseldi. Ekoloji Birliği net bir tavır alarak, “Yetkililerin bu katliamı ‘aşırı yağış ve toprak kayması’ diyerek geçiştirmesine asla izin vermeyeceğiz.” açıklamasını yaptı. Kapadokya’nın tüf kaya yapısının son derece kırılgan olduğunu ve kontrolsüz müdahalelerin facialara yol açabileceğini hatırlattı. Nitekim yerel ekoloji aktörlerinin de vurguladığı gibi bölgede son yıllarda yapılan yollar, iş makinelerinin neden olduğu hasarlar, aşırı araç trafiği özellikle ATV turları ve aşırı turizm baskısı felakete davetiye çıkarmış görünüyor. Jeoloji Mühendisleri Odası da “Kapadokya’da yaşanan peribacası çökmesi, jeolojik mirasın korunması ile can güvenliğinin birlikte ele alınması gerektiğini bir kez daha göstermiştir. Bilimsel araştırma, jeolojik risklerin izlenmesi ve etkin kamusal denetimi esas alan bütüncül bir yönetim anlayışı gecikmeden hayata geçirilmelidir.” şeklinde, önceki yıllarda yaptıklarına benzer içerikte uyarılarda bulundu. Bu eleştirilerin temeli, doğal, tarihi ve kültürel mirasını koruma kaygısından kaynaklanıyor. Ama idarecilerin motivasyonunun odağında turizm geliri ve gelen turizm sayısı var. Bu son olayın bu kadar geniş yankı uyandırmasında ölen kişilerin turist olmasının önemli bir etkisi oldu.
Doğal, tarihi ve kültürel mirasın korunması için turizmin tek başına yeterli motivasyonu sağlamadığı anlaşılıyor. Eğer bilimsel açıdan tutarlı koruma mekanizmaları oluşturulmazsa turizm, kendisiyle birlikte bütün bir doğal ve kültürel dokuyu yok eden bir sektöre dönüşebiliyor.




