Norveç Bergen Üniversitesi’nden Prof. Kariane Westrheim, 14-15 Ekim tarihlerinde Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenecek 20’nci Kürt Konferansı’nın gündemini ve konferansın ortaya çıkış nedenlerini ANF’ye değerlendirdi.
Son yirmi yılın siyasi gelişmelerini analiz eden Kariane Westrheim, konferansın en önemli gündem başlıklarından birinin Türkiye’de yürütülen süreç olduğunu belirtti.
Avrupa Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) Başkanı Kariane Westrheim, sürecin sunduğu fırsatın değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Bu süreçten yararlanmamız gerekiyor. Bu fırsatı kaçırmamalıyız” dedi.
‘Konferanslar diyalog fırsatları yarattı’
Avrupa-Türkiye Yurttaş Komisyonu’nun (EUTCC) kuruluşuna ve her yıl düzenlenen uluslararası konferanslara öncülük eden Profesör Westrheim, bu girişimin temelinde Kürt meselesinin yalnızca bir insan hakları ve demokrasi sorunu olmayıp aynı zamanda Avrupa’yı da yakından ilgilendiren bir mesele olduğu inancının yattığını belirtti.
Kürt halkının onlarca yıldır çatışma, baskı ve siyasi dışlanmayla karşı karşıya kaldığını, Avrupa’da ise bu meselenin tarihsel ve siyasi boyutlarına ilişkin ciddi bir bilgi eksikliği bulunduğunu vurgulayan Westrheim, siyasetçilerin, akademisyenlerin ve sivil toplum temsilcilerinin açıkça tartışabileceği bir platforma ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Bu amaçla 2004 yılında yola çıktıklarını hatırlatan Westrheim, bugün 20incisi düzenlenen bu konferansların, Türkiye’de, Avrupa’da ve Ortadoğu’daki değişimlere rağmen demokrasi, insan hakları ve barışçıl çözüm konularındaki temel sorunların hâlâ geçerliliğini koruduğunu gösterdiğini kaydetti.
“Kürt meselesinin Avrupa ve uluslararası gündemde önemli yer tuttuğu dönemler olduğu gibi neredeyse gündemden kaybolduğu dönemler de var. Yıllık konferanslarımızla meselenin unutulmamasını ve gündemde kalmasını sağlamaya çalıştık” diyen Prof. Westrheim, şunları da söyledi:
“Ayrıca konferanslar diyalog fırsatları yarattı. Her zaman yalnızca sorunları tartışmayı değil, uygulanabilir çözümler aramayı da hedefledik. Yıllar boyunca yaptığımız görüşmeler Kürt meselesinin daha iyi anlaşılmasına ve barış için çalışan demokratik güçlerin güçlenmesine katkı sunduysa, bu çabaları değerli buluyorum.”
‘AB hem etkisini hem ilgisini kaybetti’
Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye konusundaki etkisini ve ilgisini yitirip yitirmediğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Profesör Westrheim, her iki durumun da söz konusu olduğunu belirtti. AB’nin Türkiye ile ilişkilerinde önemli bir siyasi ve ekonomik güce sahip olmasına rağmen demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü konularında bu gücü tutarlı biçimde kullanmaktan kaçındığını vurgulayan Westrheim, bunun üzücü bir durum olduğunu ifade etti:
“Bence her ikisi de söz konusu. Avrupa Birliği’nin Türkiye ile ilişkilerinde önemli bir siyasi ve ekonomik etkisi var. Ancak demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü konularında bu etkisini tutarlı biçimde kullanmaktan çoğu zaman kaçındı. Bu üzücü bir durum. Aynı zamanda önceliklerde de kademeli bir değişim yaşandı. Göç, güvenlik, Ukrayna’daki savaş, enerji ve jeopolitik dinamikler -2016 tarihli göç anlaşması da dahil olmak üzere- Türkiye’ye AB karşısında jeopolitik bir hareket alanı kazandırdı. Bu durum, AB-Türkiye ilişkilerinde giderek daha belirleyici hale geldi ve temel haklar ile demokratik ilkeler pahasına gerçekleşti.
Avrupa Parlamentosu, birçok hükümet ve AB kurumuna kıyasla daha açık sözlü oldu. İnsan hakları, demokratik gerileme ve Kürt siyasetçilerin ve sivil toplumun durumu hakkında güçlü kararlar kabul edildi ve net açıklamalar yapıldı. Ancak siyasi açıklamaların ardından somut politika adımları gelmediği sürece etkileri sınırlı kalıyor, çoğu zaman da bu adımlar atılmıyor.
Avrupa’nın Türkiye’ye yalnızca stratejik çıkarlar açısından bakmaması önemli. Türkiye, Avrupa’nın komşusudur. Demokrasiyi ve Kürt meselesine barışçıl bir çözümü desteklemek, Türkiye’nin içişlerine müdahale etmek anlamına gelmez; Avrupa’nın, Birliğin savunduğu değerleri koruma sorumluluğunun bir parçasıdır.”
‘Demokrasi ve barış arzusu daha güçlü’
Türkiye’nin son 20 yıllık siyasi seyrini ve konferansların düzenlendiği koşulları değerlendiren Profesör Westrheim, geçmişte siyasi çözüm ihtimalinin daha yakın göründüğü, demokratik reformların ve diyalog iradesinin öne çıktığı umut dolu dönemlerin yaşandığını, ancak ne yazık ki bu fırsat pencerelerinin çoğunun kapandığını ifade etti.
Türkiye’de güçlü bir demokratik hareketin de olduğunu söyleyen Westrheim, “Bu hareketin başlıca dinamikleri arasında Kürt siyasi aktörleri, sivil toplum kuruluşları, kadın ve gençlik hareketleri, gazeteciler, akademisyenler ve insan hakları savunucuları bulunuyor. Demokrasi ve barış arzusu ortadan kalkmadı; aksine, her zamankinden daha güçlü. Siyasi koşullar değişebilir. Önemli olan, geçmişten ders çıkarma ve eşitlik, demokratik katılım ve barışçıl diyalog temelinde yeni bir siyasi çerçeve oluşturma iradesinin bulunmasıdır” diye konuştu.
‘Bundan sonra nereye gidiyoruz?’ sorusuna yanıt aranacak
Konferansın 20. yıl dönümünün doğal bir değerlendirme fırsatı sunduğunu belirten Profesör Westrheim, etkinliğin yalnızca tarihsel bir muhasebeyle sınırlı kalmayacağını, “Buradan sonra nereye gidiyoruz?” sorusuna yanıt arayacağını ifade etti:
“20. yıl konferansı, doğal olarak bir değerlendirme fırsatı olacak. Son yirmi yıldaki gelişmelere dönüp bakacağız, ancak konferansın yalnızca tarihsel bir değerlendirmeyle sınırlı kalmasını istemiyoruz. Temel soru şu olmalı: Buradan sonra nereye gidiyoruz?
Bu nedenle Türkiye’deki güncel siyasi duruma, Kürt meselesine, demokrasi ve insan haklarına ve barışçıl bir siyasi çözümün olanaklarına odaklanacağız. Ayrıca Avrupa’nın nasıl bir rol oynayabileceğini ve oynaması gerektiğini de ele almak istiyoruz.
Bir diğer önemli tema, daha geniş bölgesel bağlam olacak. Kürt meselesi tek bir devletin sınırları içinde bütünüyle anlaşılamaz. Türkiye, Suriye, Irak ve İran’daki gelişmeler birbiriyle bağlantılı; Kürt halkı hem bölgesel hem de uluslararası siyasetten etkileniyor.
Konferansın geleceğe dönük olmasını istiyoruz. Yirmi konferansın ardından önemli bir deneyim ve bilgi birikimi elde ettik. Şimdi asıl mesele, bu birikimin gelecekte barışa, demokrasiye ve siyasi çözüme daha etkili biçimde nasıl katkıda bulunabileceğini sormak.”
‘Kürt meselesinin tarihi, kaçırılmış fırsatlarla da dolu’
Türkiye’de devam eden Kürt meselesinin çözümü için yürütülen sürecin konferansın en önemli gündem maddelerinden biri olacağını belirten Profesör Westrheim, barış ve demokratik diyalog için bir fırsat doğduğunda bunun ciddiye alınması gerektiğini vurguladı:
“Barış ve demokratik diyalog için bir fırsat ortaya çıktığında bu fırsat ciddiye alınmalıdır. Kürt meselesinin tarihi, kaçırılmış fırsatlarla da dolu. Yeni bir süreç ihtimali varsa uluslararası toplum ve özellikle Avrupa pasif kalmak yerine bu süreci teşvik etmelidir.
Ancak gerçek bir barış süreci yalnızca açıklamalara dayanamaz. Güven, siyasi cesaret ve somut adımlar gerektirir. Adil hukuki ilkelere dayanmalı, temel siyasi sorunları ele almalı ve bütün yurttaşların demokratik yaşama eşit biçimde katılabileceği koşulları yaratmalıdır.
Mesajım, devam eden bu süreçten yararlanmamız gerektiğidir. Bu fırsatı kaçırmamalıyız.
Kürt meselesine demokratik bir çözüm bulunması, Kürt halkına yarar sağlayacağı gibi Türkiye toplumunun da yararına olacaktır. Siyasi anlaşmazlıkların baskı yerine demokratik kurumlar aracılığıyla çözülebildiği bir Türkiye daha güçlü, daha istikrarlı ve daha barışçıl olur; aynı zamanda Avrupa için de daha güçlü bir ortak haline gelir.”
‘Diyalogdan vazgeçmemeliyiz’
Sürecin mutlaka kapsayıcı olması, ilgili tüm siyasi ve toplumsal aktörleri içermesi ve kamuoyunun güvenini tesis edecek ölçüde şeffaf yürütülmesi gerektiğinin altını çizen Profesör Westrheim, “Yirmi yıllık konferans deneyimimin ardından vardığım sonuç şu: Diyalogdan vazgeçmemeliyiz. Barışçıl çözümün alternatifi çatışma ve istikrarsızlıktır. Mevcut gelişmeler ışığında yeni bir başlangıç fırsatı varsa, bu fırsatı değerlendirmeli ve başarılı olması için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız” dedi.




