• Ana Sayfa
  • Manşet
  • S-400’ü almak bir dertti belki satmaksa çok daha büyük dert
S-400’ü almak bir dertti belki satmaksa çok daha büyük dert
Süleyman Karan 15 Temmuz 2026

S-400’ü almak bir dertti belki satmaksa çok daha büyük dert

S-400’ü almak bir dertti belki satmaksa çok daha büyük dert

Eğer ki belli ilkeleriniz ve vizyonunuz yoksa, dış politikayı ip canbazlığıyla celep pazarlığından ibaret sanarsınız. Sonuçta, ‘bir koyup üç alacağınızı’ beklerken, bir bakmışsınız, ya bir ülkenin ya da bir paktın boyunduruğuna girmişsiniz ya da ulusal çıkarlarınızı poker masasına yatırıp kaybetmişsiniz.

Otoriter siyasal İslamcı rejimin iktidarında uzun yıllardır yaşanılan bu ve bunu müptezel medya ‘büyük başarı’ diye millete yutturmaya çalışıyor. Şu NATO zirvesi boyunca yaşananlar, tam da bu ilkesizliğin yansıması…

Küresel dengeleri ve ulusal çıkarları gözeten ‘salıncak ülke’ olma hedefinin yerini, NATO’nun uçbeyi olmak almış, bunu alkışlayanlar ise Atlantikçi siyasal islamcılar ve doğuştan NATO ayakçıları olanlar!

CELEP PAZARLIĞINA İNDİRGEMESELER STRATEJİK BİR ADIM OLABİLİRDİ AMA…

Ve şimdi kucağımızda S-400 krizi var!.. Düğümlenebilir de, çok ciddi sorunlara yaratacak yeni bir dikenli yola girilmesine neden olabilir de…  Muhalefetin bolca eleştirmesine rağmen, belki de bu rejimin en önemli ve cesur adımlarından biriydi S-400 hava savunma sistemlerinin alımı… Eğer ki bunu, ABD ve NATO’ya karşı basit bir taktik çıkış olarak görmeselerdi.

Türkiye, 2017 yılının sonunda Rusya ile toplam maliyeti 2.5 milyar dolar olan iki S-400 sistemi için sözleşme imzalamış, ilk olarak peşinatı transfer etmiş ve ardından anlaşma kapsamındaki tüm ödemeleri tamamlamıştı.

Türkiye ile Rusya arasındaki anlaşmanın ardından ilk sistem parçaları 12 Temmuz 2019’da Türkiye’ye teslim edilmişti. Washington yönetimiyle yaşanan siyasî krizler ve yaptırım tehditleri nedeniyle, satın alınan S-400 bataryaları hiçbir zaman aktif hale getirilememiş ve hangarlarda muhafaza edilmişti.

S-400 alımı nedeniyle Türkiye, proje ortağı olduğu F-35 yeni nesil savaş uçakları programından çıkarılmış ve ABD’nin CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) yaptırımlarına maruz kalmıştı.

Şimdi Türkiye, F-35 programına geri dönebilmek ve yaptırımları kaldırtabilmek amacıyla, envanterindeki S-400’lerin üçüncü bir ülkeye satışı konusunda Rusya ile aktif diplomatik görüşmeler yürütüyor. Moskova’dan gelen açıklamalarda, bu sistemlerin olası yeniden satışı konusunun iki ülke arasında müzakere edildiği doğrulandı.

Mesele şu; Rusya satışı kabul etmezse, Türkiye uluslararası hukuk ve askerî sözleşmeler gereği, S-400’leri Moskova’nın onayı olmadan üçüncü bir ülkeye devredemez veya satamaz. Silah ticaretindeki ‘son kullanıcı sertifikası’ (end-user certificate) hükümleri uyarınca, üretici ülkenin yazılı onayı şart…

İKİ TARAFI DA KESKİN BIÇAK

Peki neler olabilir?.. ABD’nin Ulusal Savunma Yetki Yasası’na (National Defense Authorization Act-NDAA) göre, Türkiye’nin F-35 programına dönebilmesi için S-400 mülkiyetine tamamen son vermesi şart.

Rusya onay vermezse bu kilit açılmaz; yaptırımlar devam eder veya Donald Trump yönetiminin askerî yaptırımları kaldırma vaatleri ABD Kongresi’ndeki yasal engellere takılır. Bırakın F-35’leri, Kaan’ın uçabilmesi için mecbur olunan F111 motorlarını da alamaz Türkiye.

Sistemlerin Türkiye topraklarında kalması, fakat ABD denetimine verilmesi ya da İncirlik Üssü’nde tutulması gibi ara formüller geçmişte tartışılmış, ancak Washington tarafından ‘yasal çerçeveye uygun değil’ denilerek reddedilmişti.

Yani Rusya’nın onayı olmadığı sürece, bataryalar atıl vaziyette depoda kalır. S-400 füzelerinin bir raf ömrü var ve yarı ömürlerini çoktan doldurdular bile! Sistemlerin çalışır durumda tutulması veya mühimmatının korunması için Türkiye, kullanmadığı bir sistem için Rusya’ya ciddi bakım ve modernizasyon faturalarını ödemek zorunda kalabilir.

Kaldı ki, Washington bu seçeneğe bir şekilde yeşil ışık yaksa bile, Moskova böyle bir formüle gerek stratejik gerekse askerî teknolojik gerekçelerle asla onay vermez.

HA BAE’YE SAT, HA MI6’YA ADRESE TESLİM EDİVER!..

Gelelim, üçüncü ülkelere satış seçeneğine… Rusya, S-400’lerin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ya da Katar’a satılması formülüne de çok sıcak bakmayacaktır. Malum BAE, Birleşik Krallık’ın Batı Asya’daki uzantısı sayılabilecek bir ülke… S-400’ler BAE mülkiyetine geçtiği anda, İngiliz Askerî İstihbaratı (Military Intelligence, Section 6-MI6) tarafından didik didik edilecektir.

Bu Moskova’nın onay vereceği bir formül gibi görünmüyor. Hadi diyelim ki, bir şekilde onay alındı, peki BAE, S-400’leri kime karşı kullanabilir? Bölgedeki ezelî düşmanı İran İslam Cumhuriyeti’ne ya da daha önce Yemen ve Afrika Boynuzu’nda vekil güçler aracılığıyla sıcak çatışmaya girdiği bölgesel rakibi Suudi Arabistan’a karşı…

E nasıl olacak? Hele ki Türkiye, Suudi Arabitan ile Pakistan arasında bir pakt kurulmasına ilişkin görüşmeler sürerken?..
Katar, BAE’ye göre Moskova’yı belki daha az rahatsız eder, ancak her ne olursa olsun, sonuçta ABD’nin oyuncağı bir ülke… Bölgedeki en büyük ABD askerî üssü o küçücük yarımadada.

S-400 İLE DOMATES ARASINDA NASIL BİR BAĞLANTI OLABİLİR?

Diyelim ki, Moskova herhangi bir Körfez ülkesine satılmasına onay vermedi. Bu durumda seçeneklerden biri, sistemin Rusya’ya iade edilmesi… Peki, Türkiye’nin 2.5 milyar doları, Rusya’dan ithal edilen doğalgaz ve petrol ödemelerinden mahsup edilmesi karşılığında geri satması mümkün olur mu?

Belki… Moskova buna göz yumarsa da, acısını başka bir şekilde çıkaracaktır. Artık sınırda domatesler mi çürür, bir sonraki doğalgaz anlaşmasında fiyatlar mı artar, hep birlikte görürüz! Ya da bir bakmışsınız, Antalya’ya gelen Ruslar’ın sayısı yarı yarıya azalmış… Yani 2.5 milyar doları kurtaralım derken, çok daha fazlasını kaybetmek işten bile değil!

Hadi başka bir açıdan bakalım, iyimser gibi yapalım… Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov’un Temmuz 2026’daki son açıklamaları, Rusya’nın bu konuya ‘son derece hassas’ yaklaşmakla birlikte, Türkiye ile aktif müzakereler yürüttüğüne işaret ediyor.

Rusya’nın, Türkiye ile yürüttüğü milyarlarca dolarlık doğalgaz ve enerji anlaşmalarındaki elini güçlendirmek ya da Körfez bölgesinde yeni diplomatik kazanımlar elde etmek karşılığında bu satışa onay vermesi de bir olasılık…

Bir de savunma sanayiinde Rus silahlarının reklamını yapma fırsatı var. Diyelim ki, Türkiye’nin S-400’leri Katar’a satmasına onay verildi. O zaman, ABD’nin, Birleşik Krallık’ın ve Avrupa Birliği’nin (AB) İran füzelerine karşı koruyamadığı Körfez ülkelerini, Rus yapımı savunma sistemlerinint koruduğu gibi bir resim çıkmaz mı ortaya?

Bu seçeneklerin hiçbiri hayata geçemezse, S-400’ler hangarda bekleyecek gibi görünüyor. Bu durumda, Türkiye, S-400 defterini tamamen kapatamasa bile, dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla ‘Çelik Kubbe’ projesi altındaki ‘Siper’, ‘Hisar’ ve ‘Gürz’ gibi yerli hava savunma sistemlerinin seri üretim ve yaygınlaştırma faaliyetlerine tüm ağırlığını vermek zorunda kalacak.

Belki de en zorlusu ama en doğrusu budur!

S-300’LER ELMAYSA S-400’LER ALTIN ÇİLEK!

Birilerinin sıkça yaptığı bir kıyaslama var, şu Yunanistan’ın yaşadığı S-300 krizine gönderme yaparak… Yunanistan, S-400’ün bir önceki modeli olan S-300 hava savunma sistemleriyle yaşamıştı. Yunanistan bu füzeleri kendisi için almamıştı. Sistemler, 1997 yılında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) tarafından Rusya’dan sipariş edilmişti.

Türkiye, füzelerin Kıbrıs’a konuşlandırılmasının kendi güvenliğini doğrudan tehdit edeceğini belirterek çok sert tepki göstermiş ve gerekirse füzeleri vuracağını ilan etmişti. 1998’de ABD, NATO ve Birleşik Krallık’ın devreye girmesiyle diplomatik bir ara formül bulunmuştu.

Füzelerin Kıbrıs yerine Yunanistan’ın Girit Adası’na konuşlandırılmasına ve mülkiyetinin Yunanistan’a devredilmesine karar verilmişti. Yunanistan, NATO ve ABD’nin tepkisi nedeniyle bu füzeleri uzun yıllar boyunca depolarda gayriaktif şekilde bekletti.

O ZAMANLAR CAATSA YOKTU

İyi güzel de, niye Yunanistan’a yaptırım uygulanmadı da Türkiye’ye uygulandı? Yok, ‘Türk’ün Türk’ten başka dostu yok’ tekerlemesiyle ilgili değil! Türkiye’nin S-400 alımı CAATSA yaptırımlarına neden olurken, Yunanistan’ın S-300’lerine yaptırım uygulanmamasının nedeni öncelikle tarihlerle ilgili…

ABD, CAATSA’nın 2017 yılında yürürlüğe girdiğini, Yunanistan’ın ise bu füzeleri yasa çıkmadan çok önce, 1990’larda envanterine kattığını belirterek Atina’yı yaptırımlardan muaf tutmuştu.

S-300 krizinin Yunanistan ve GKRY’ye toplam maliyeti yaklaşık 250 milyon dolar, bugünkü değeriyle 500 milyon dolara yakın oldu. Ancak, füzeler Kıbrıs yerine Girit’e gönderildiği için bu fatura iki taraflı bir askerî ve malî takasla çözülmüştü.

YUNANİSTAN VE GKRY’YE FATURASI YÜKSEK OLMUŞTU

Sistemin taraflara ekonomik ve askerî maliyetlerine gelince… İki batarya, 12 fırlatma rampası, radarlar ve 48 füzeyi kapsayan yaklaşık 250 milyon dolarlık asıl sözleşme bedelini tamamen Rusya’ya siparişi veren GKRY ödedi.

Türkiye’nin sert tehditleri sebebiyle, füzeler adaya zamanında getirilemeyince, Rusya’daki hangarlarda bekletildiği her ay için Nicosia yönetimi aylık 1 milyon dolar ek depolama ve bakım cezası ödemek zorunda kaldı.

Yunanistan, füzeleri Girit’e kabul ederek mülkiyetini üzerine alırken, GKRY’ye nakit para vermek yerine askerî takas yöntemini kullandı. Yunanistan, füzelerin bedeline karşılık olarak kendi envanterindeki Rus yapımı kısa menzilli ‘TOR-M1’ ve ‘OSA-AKM’ hava savunma sistemlerini GKRY’ye devretti.

Ayrıca Kıbrıs’taki Rum ordusunu güçlendirmek için çok sayıda mühimmat, zırhlı araç ve obüs sistemini Kıbrıs’a göndererek faturayı askerî teçhizatla dengeledi.

HANGARDA BEKLEYEN SİSTEME MİLYONLARCA EURO HARCANDI

Yunanistan, NATO ve ABD’nin baskısından çekindiği için bu sistemi 1998’den 2013 yılına kadar, yani 15 yıl boyunca Girit’teki hangarlarda tamamen kilitli tuttu. Füzelerin ve radarların raf ömrünün dolması sebebiyle Yunanistan, 2019 yılında sistemleri çalışır hale getirebilmek için Rusya ile yeniden masaya oturarak milyonlarca dolarlık bir modernizasyon ve teknik destek anlaşması yapmak zorunda kaldı.

Yunanistan bu krizde milyarlarca dolarlık bir CAATSA yaptırımına uğramamış olsa da, hiç kullanamadığı ve NATO sistemlerine entegre edemediği Rus yapımı bir sistem için bütçesinden milyonlarca Euro’luk loistik ve bakım gideri ödemeye devam etti.

ABD’NİN KORKUSU HAYALET UÇAKLARIN GÖRÜNÜR OLMASI
Yunanistan’ın S-300 süreciyle Türkiye’nin S-400 alımı, ilk bakışta benzer görünse de, askerî doktrin, egemenlik boyutu ve teknolojik entegrasyon açısından çok temel farklar barındırıyor. Yunanistan füzeleri kendi iradesiyle Rusya’dan talep etmedi; bir kriz yönetim mekanizması olarak zorunluluktan envanterine kattı.

Türkiye ise egemen bir devlet olarak, NATO müttefiklerinin, özellikle ABD’nin Patriot sistemleri konusunda teknoloji transferine yanaşmaması üzerine kendi stratejik kararıyla S-400 tedarik etti. Yunanistan, S-300’leri Atina gibi kritik merkezleri korumak için değil, gözden ırak bir yerde, Girit Adası’ndaki bir hangarda konuşlandırdı.

Türkiye ise S-400’leri Ankara’da Mürted Üssü’nde stratejik merkezlerin korunması amacıyla planladı. S-400’ün menzili ve radarları, S-300’e kıyasla çok daha geniş bir NATO hava sahasını tarama kabiliyetine sahipti.

Yunanistan S-300’leri aldığında envanterinde F-35 gibi beşinci nesil bir hayalet uçak yoktu. Türkiye’nin S-400 alımında ise ABD’nin en büyük askerî çekincesi; S-400 radarlarının, Türk hava sahasında uçacak olan F-35’lerin radar kesit alanını ve gizlilik kodlarını kopyalayarak Rusya istihbarat ağına sızdırma riski.

NEDEN KKTC BİR SEÇENEK OLMASIN?

Bu askerî ve teknolojik farklılıklar nedeniyle, Washington yönetimi Girit’teki S-300’leri zaman içinde ‘görmezden gelmeyi’ tercih ederken, Türkiye’nin S-400 hamlesine F-35 programından çıkarma ve CAATSA yaptırımları gibi çok daha sert askerî reaksiyonlar gösterdi.

Bu iki sistem arasındaki en büyük askerî fark, S-400’ün hipersonik füzeleri ve radara yakalanma oranı çok düşük olan beşinci nesil hayalet uçakları takip edip imha edebilecek gelişmiş çok işlevli radar sistemlerine sahip olması…

Bu örneği boşuna anlatmadım. E hazır böyle bir örnek var; Yunanistan ile GKRY arasındaki gibi, işte size başka bir formül!.. Ankara, şu sıralar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) aleyhine pek çok gelişme yaşanırken, mesela Baf’a ABD, Birleşik Krallık ve Fransa askerî yığınak yaparken, niye S-400’leri KKTC’ye hibe etmiyor? Böyle bir hamleyi, Moskava da yürekten destekler üstelik. Cesaretse alın size cesaret, taktikse taktiğin âlâsı… Ama nerede o cesaret ve taktiksel zekâ!..

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.