01HTŞ liderliğindeki Suriye Geçici Hükümeti’nin Şam’da iktidarı devralmasının ardından, Suriye satranç tahtasının en kritik hamlesi bir kez daha Kuzey ve Doğu Suriye (Rojava) oldu. 2025 yılı, Kürtlerin Şam’daki geçici yönetimle “statü” pazarlığına oturduğu tarihi bir yıl olarak kayıtlara geçerken; 2026 yılı, bu pazarlığın silahların gölgesinde 29 Ocak’taki anlaşmayla “ara bir forma” evrildiği dönem oldu.
Dosyamızın 3. bölümünde, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne giden tarihsel süreci ele almıştık. 8 Aralık 2024 itibarıyla Şam’da, HTŞ lideri Ahmed Şara ve beraberindeki cihatçı grupların yönetimi devralmasıyla Suriye’de yeni bir dönem başladı. Ancak 2025 yılı, ne Suriye ne de Rojava için beklendiği kadar kolay geçti.
Şara başkanlığındaki geçici hükümet, yılın ilk günlerinden itibaren başta Aleviler, Dürziler, Hristiyanlar ve Kürtler olmak üzere ülkedeki farklı halkları ve inanç gruplarını adeta hedef tahtasına koydu.
Uluslararası kuruluşların “savaş suçu” olarak nitelendirdiği sistematik saldırılar; sahil şeridinde ve Süveyda’da toplu katliamların yaşanmasına, binlerce sivilin hayatını kaybetmesine yol açtı. Bu kaos ortamında, Özerk Yönetim ile Şam arasında 10 Mart 2025’te imzalanan mutabakat, Türkiye’nin yürüttüğü “müdahale diplomasisi” ve Şam’ın merkeziyetçi dayatmaları nedeniyle sürüncemede bırakıldı.
Diplomatik tıkanıklık, Ocak 2026’da yerini saldırılara bıraktı. 6 Ocak’ta başlayan geniş kapsamlı saldırıların ardından, 30 Ocak 2026’da yeni bir entegrasyon anlaşması imzalandı ve ateşkes ilan edildi. Peki, yoğun diplomasi faaliyetlerinin yürütüldüğü bugünlere hangi süreçlerden geçilerek gelindi? Rojava’da mevcut durum neyi işaret ediyor? Dosyamızın bu bölümünde, 10 Mart’tan bugüne uzanan süreçleri mercek altına alacağız.
Suriye’de Kürtlerin yaşadığı bölgeler; tarihsel sınır politikaları ve güncel bölgesel dengeler üzerinden yeniden tartışmaların merkezinde yer alıyor. Yüzyılı aşan bölünmelerin, demografik mühendislik projelerinin ve inkâr politikalarının şekillendirdiği bu coğrafyada; Rojava’nın geçmişi kadar bugünü de yoğun bir siyasal mücadelenin konusu olmayı sürdürüyor. Dosyanın ilk üç bölümünde, Suriye’deki Kürtlerin tarihsel süreçte yaşadıkları deneyimlere yer verdik.
Rojava isminin ortaya çıkışı
Bugün Suriyeli Kürtlerin yaşadığı bölge “Rojava” (Batı) olarak adlandırılıyor. Gazeteci Eyüp Burç, bu ismin ortaya çıkış sürecini şöyle aktarıyor: “Rojava isminin ortaya çıkışı, Kürdistan’ın dört parçaya bölünmesiyle doğrudan bağlantılıdır. ‘Rojava’ ifadesi aslında ‘Rojavayê Kurdistanê’ (Kürdistan’ın Batısı) tanımının kısaltılmış halidir. Zamanla Kürtler; ‘Rojavayê Kurdistan’, ‘Bakurê Kurdistan’, ‘Başûrê Kurdistan’ ve ‘Rojhilatê Kurdistan’ demek yerine kısaca Rojava, Bakur, Başûr ve Rojhilat demeye başlamışlardır. Bu nedenle bugün ‘Rojava’ denildiğinde doğrudan Suriye Kürdistanı anlaşılmaktadır. Tam da bu nokta, bazı milliyetçi Arap ve Türk çevrelerinin ‘Orada Kürdistan diye bir yer yoktur’ diyerek itiraz ettiği yerdir. Oysa tartışılan bölge coğrafi olarak Kürdistan’ın batı parçasıdır; isim de tam olarak bu kökenden doğmuştur.”
Rojava ismi tarihsel olarak çok eski olmasa da son 30 yıl içinde politik bir adlandırma olarak öne çıktı ve Kürtler arasında kısa sürede genel kabul görerek yerleşti.
Rojava’dan Kuzey ve Doğu Suriye’ye
2012’den itibaren “Demokratik Özerklik” modelini hayata geçiren Suriyeli Kürtler; eğitimden sağlığa, idari yapılanmadan askeri alana kadar kurumsallaşma sürecine girdiler. IŞİD’in yenilgiye uğratılmasının ardından kurulan sistem, sadece Kürtleri değil, bölgede yaşayan diğer halkları da kapsayacak şekilde genişledi. Bu kapsayıcılık nedeniyle “Rojava” isminin yanı sıra “Kuzey ve Doğu Suriye” tanımı kullanılmaya başlandı.
Resmi adı Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi olan bu yapı; 7 kantona bağlı toplam 6 büyükşehir, 40 şehir ve 105 beldeden oluşuyordu. Savaş, zorunlu göç hareketleri ve yerinden edilmiş kişilerin varlığı nedeniyle bölge nüfusu hakkında kesin bir sayı vermek güç olsa da genel tahminler şöyle:
Bölgede yaklaşık 4,5 ila 5 milyon arasında insan yaşıyor.
Başlangıçta Kürt nüfusun yoğun olduğu bir yapı iken; Rakka ve Deyrizor gibi bölgelerin dahil edilmesiyle birlikte Arap nüfusu da yönetim içerisinde önemli bir ağırlık kazandı.
Bölgede ayrıca Süryaniler, Türkmenler, Ermeniler ve Çerkesler yaşıyor. Bu toplumsal yapı; tabandan tavana yayılan komünler ve meclisler aracılığıyla yönetildi.
Aralık 2023’te Toplumsal Sözleşme ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin adı ‘Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’ olarak değiştirildi. Özerk Yönetim ise 7 kantondan oluştu. Sözleşme ile değişikliklere gidilen diğer bir alan belediyeler. Belediyeler Komitesi’nin hiyerarşik yapısında önemli değişiklikler yapıldı. Komite’nin adı da “Topluluklar ve Belediyeler Birliği” olarak değiştirildi. Genel Meclis”in adı ise “Kuzey ve Doğu Suriye Halklar Meclisi” oldu. Halklar Meclisi’ne bağlı olarak da “Gözlem Kurumu” kuruldu.
Esad’ın yıkılışı ve Kürtler
Kendi topraklarında kimliksiz yaşayan Kürtler, savaşlara ve saldırılara rağmen bir sistem kurdu. Ancak Şam’daki değişimler her zaman direkt bu bölgeyi etkiledi. 8Aralık‘ta (2024) Baas rejiminin devrilmesinin ardından gözler yeniden bu bölgeye çevrildi. Çünkü Türkiye, sınırında bulunan Rojava’yı tehdit olarak gördü. Ankara’da bir yandan Kürt meselesinin çözümü için başlatılan süreçle ilgili yeni açıklamalar yapılırken, diğer yandan Türkiye’nin desteklediği SMO gibi gruplar ise Minbiç, Tişrin Barajı gibi yerlere saldırmıştı. Suriye sahasındaki askeri dengeler ve siyasi harita hızla değişime uğradı.

Şam’da Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na geçen Muhammed Colani adıyla bilinen Ahmed Şara; BMGK, ABD, Rusya, İran, Türkiye gibi ülkelerin “terör listesi”ndeydi, ABD başına 10 milyon dolarlık ödül de koymuştu. 22 Aralık 2024’te Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Şam’a giden ilk bakan oldu ve imaj için kravat takmış Şara ile poz verdi.
Ardından diğer ülkeler sıraya girdi. Ticaret koridorları ve Akdeniz enerji denklemi önemliydi. Mültecilerin geri gönderme beklentisi de büyümüştü. Bu yüzden Şara’nın kabul görmesi uzun sürmedi.
Özerk Yönetim’den yeni Suriye İçin 10 maddelik yol haritası
Esad’ın devrilmesinin ardından Kuzey ve Doğu Suriye’den de nasıl bir yönetim istedikleri açık olarak bildirildi.
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, “Bugün Suriye’de tarihi anlara tanıklık ediyoruz. Şam’daki despotik rejimin çöküşü, tüm Suriyelilerin haklarını güvence altına alacak, demokrasi ve adalet temelinde yeni bir Suriye’nin inşa edilmesi için önemli bir fırsat sunmaktadır.” açıklaması yaptı. Abdi ayrıca 8 Aralık 2024‘te yaptığı açıklamada“Yeni bir askeri ve siyasi durum ortaya çıktı. Sorunların çözümü için hazırız. Kuzey ve Doğu Suriye çözüm tartışmalarında yer almalı” dedi.
Suriye’de Baas rejiminin devrilmesinin ardından Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi de ülkenin yeniden inşasına yönelik stratejik bir beyanname yayımladı. Yürütme Meclisi Eşbaşkanları Evîn Siwêd ve Hisên Osman tarafından kamuoyuna duyurulan 10 maddelik metin, Şam’daki yeni siyasi iradeyle diyalog kurmaya hazır olduklarını bildirdi. Kuzey ve Doğu Suriye’de 34 siyasi parti ve örgüt ortak açıklama yaptı. Açıklamada diyalog ve birliğin önemine vurgu yapıldı.
Şara: Savunma Bakanlığı Suriye’deki silahlı grupları dağıtacak
Ahmed Şara, iktidarı ele geçirdikten sonra 14 Aralık 2024‘te açıklamada; Suriye Geçici Hükümeti Savunma Bakanlığı’nın tüm silahlı grupları tasfiye edeceğini ve ülkedeki bütün silahların geçiş hükümetinin denetimi altında toplanacağını duyurdu.
Geçici hükümetin yeni Savunma Bakanı olan Murhaf Ebu Kasra, “Suriye bölünmeyecek ve federalizm olmayacak inşallah. Allah’ın izniyle bu bölgelerin tamamı Suriye otoritesi altında olacak” dedi.
Kuzey ve Doğu Suriye ile ilk temas
Bu açıklama, beraberinde oldukça istikrarsız bir diyalog sürecini de getirdi. Kürt tarafı, sürecin başından itibaren diyalog kanallarını açık tuttuğunu ve yeni Suriye’yi birlikte inşa etmek istediğini net bir şekilde ifade etmişti. Ancak zamanla bölgedeki güç dengeleri ve Şara’ya biçilen siyasi rol, bu diyalog sürecinin sanıldığı kadar istikrarlı ve kolay ilerlemeyeceğini açıkça gösterdi. Şam ve Kuzey ve Doğu Yönetimi arasında görüşmelerde başladı. İlk görüşme 30 Aralık 2024‘te yapıldı. Bu, Şara’nın Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile bilinen ilk doğrudan teması oldu.
Rojava’nın geleceğini sadece yerel dinamikler değil, uluslararası güçlerin sergilediği tutumlar da doğrudan etkiliyordu. Şara’ya biçilen yeni siyasi rolün ardından; başta ABD olmak üzere Almanya ve “Kürtlerin müttefiki olduğunu” her fırsatta dile getiren Fransa’dan Şam’a üst düzey ziyaretler gerçekleşmeye başladı.
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, Suriye’ye 3 Ocak 2025‘te gerçekleştirdiği ziyarette, Şam’daki yeni yönetimin Kuzey ve Doğu Suriye yönetimiyle bir mutabakata varması gerektiğini açıkça vurguladı. Şam’ın Kürtlerle bir anlaşmaya varması, bölge istikrarı açısından da kritik bir öneme sahipti; zira güçlü bir diyalog zemininin kurulamaması, sahada ciddi kırılmalara yol açabilirdi.Fransız Bakan SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile de görüştü.
Türkiye’nin Suriye ve Kürtlere etkisi
Ancak bu denklemde Türkiye’nin oynadığı rolü de bir kez daha belirtmekte yarar var. Esad rejiminin çöküşünün ardından Türkiye, ülkedeki en önemli bölgesel aktör haline geldi. Ankara, Heyet Tahrir Şam’a (HTŞ) destek sağlayarak Suriye üzerindeki gücünü artırmayı amaçlıyordu. Türkiye’nin ana hedefi, Suriyeli mültecilerin zorla geri gönderilmesi ve yeniden yapılanma sürecinde ekonomik fırsatlardan yararlanmanın yanı sıra, Kürtlerin özerklik taleplerini reddetmek ve özellikle Kuzey ve Doğu Suriye’yi zayıflatmaktı.

22 Aralık 2024‘te Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Şam’da Şara ile bir araya geldi.Hakan Fidan ”Terör örgütü Suriye halkının topraklarını işgal etmekte ve doğal kaynaklarını çalmaktadır. Geçmişte olduğu gibi bugün de DEAŞ’ın fırsatlardan istifade etmesine asla izin vermeyeceğiz. Baas karanlığından kurtulan Suriye, DEAŞ ve PKK’dan temizlenecek. Suriye’de PKK/YPG’ye yer yoktur. PKK/YPG bir an önce kendini feshetmelidir” dedi.
Ahmed Şara ise ”Gerek bizim kontrolümüzdeki gerek YPG’nin kontrolündeki bölgelerde, hiçbir grubun elinde silah bulunmasını kabul etmemiz mümkün değil” dedi.
Hemen bir gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan SDG’yi hedef alan bir açıklama yaptı, “Bölgemiz için tehdit kaynağı olarak kalmasına izin vermeyeceğiz.” Dedi. Ankara’nın Suriye’deki nokta operasyonları sivillere zarar vermeden sürdürmeye kararlı olduğuna işaret eden Erdoğan “Suriye’nin ve bölgenin geleceğinde terör örgütlerine yer yok. PKK ve uzantılarının feshedilmesi gerekiyor, aksi takdirde yok edilecekler.” dedi.
SMO’nun saldırıları
Başından itibaren Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin varlığına karşı çıkan Türkiye, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) tamamen tasfiye yönelik bir politika izlemeyi sürdürüyordu. Nitekim, Kuzey ve Doğu Suriye MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Ekim 2024’te Kürt meselesinin çözümü için başlattığı süreç açısında da önemli bir role sahipti. İmralı ile yapılan görüşmelerde de Rojava’nın durumu ve geleceği, her dönem kilit bir madde olarak tarafların önüne geldi.
Tişrin Barajı’na yönelik saldırılar
Türkiye’nin desteklediği SMO’nun, Kürtlerin yaşadığı SDG kontrolündeki bölgelere yönelik saldırısı, Esad rejiminin çöküşüne yol açan askeri harekâtla neredeyse aynı zamanda başlamıştı.
SMO güçleri, kuzey Suriye’deki Tel Rıfat ve Minbic şehirlerinin kontrolünü ele geçirerek 150.000’den fazla sivilin yerinden edilmesine ve birçok insan hakları ihlaline neden oldu.Tişrin Barajı’na yönelik saldırılar da düzenleniyordu. Baraj, kuzeydoğu Suriye’nin büyük bir kısmına elektrik sağlıyordu. SDG, ABD birliklerinin yardımıyla IŞİD’i bölgeden temizledikten sonra 2015’ten bu yana bu tesisi kontrol ediyordu.

ABD, SDG ve Türkiye arasında geçici bir ateşkes sağlamak için arabuluculuk yapmaya çalıştı, ancak Ankara müzakere etmeyi reddetti. Saldırılarını kınamak için birçok protesto düzenlendi. 8 Ocak 2025‘te barajda nöbet başlatıldı.

Nöbet 118 gün sürdü. Bu süreç boyunca baraj çevresinde sürekli nöbet tutuldu, saldırılara karşı fiziki güvenlik önlemleri alındı ve dayanışma çağrıları yapıldı. Çok sayıda gazeteci ve yurttaş yaşamını yitirirken çok sayıda kişi de yaralandı. Tüm bu süreçlere ise Suriye geçici hükümeti sessiz kalıyordu.
Le Monde: Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürtler için ‘savaş bitmedi’
Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Monde, 13 Ocak 2025 tarihli sayısında Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşayan Kürtlerin hikayelerine yer verdi. Gazete, çatışmalar nedeniyle bölgede yaşanan göç dalgasını ve Kürtlerin yaşadığı zorlukları vurguladı.

Kürt birliği için atılan adımlar
Rojava, özellikle Kürt birliğinin sağlanmasında önemli bir köprü işlevi gördü. Bölgede bir yandan saldırılar sürerken, diğer yandan diplomatik görüşmeler yapılıyor ve birlik yolunda somut adımlar atılıyordu. Bu kapsamda, 13 Ocak 2025 tarihinde KDP Başkanı Mesud Barzani’nin özel temsilcisi Abdulhamid Derbendi, Kuzey ve Doğu Suriye’yi ziyaret ederek Mazlum Abdi ve Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) yetkilileri ile bir araya geldi. Bu temasın hemen ardından, 17 Ocak 2025‘te Mazlum Abdi ile Mesud Barzani bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede temel gündem maddeleri olarak bölgedeki Kürt birliği ve Suriye’deki geçiş süreci ele alındı.

Bu görüşmeye ABD’den de destek açıklaması geldi. ABD yönetimi, KDP Başkanı Mesud Barzani ile SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi arasında gerçekleşen görüşmeyi memnuniyetle karşıladığını bildirdi. Washington, Kürt gruplar arasındaki diyaloğun Suriye’deki siyasi geçiş sürecinde belirleyici bir role sahip olabileceğini vurguladı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşleri Bürosu’ndan yapılan açıklamada, taraflar arasındaki görüşmelerin önemine dikkat çekilerek, “Kürtler arası diyalog, Suriye’de kapsayıcı bir siyasi geçiş sürecinin ilerletilmesinde kritik bir rol oynayabilir.” denildi.
Kürt siyasetinin çözüm mesajları
Suriye’deki geçiş hükümeti sürecinde Kürt temsilciler taleplerini net bir şekilde ortaya koydu. 15 Ocak 2025’te İngiltere Parlamentosu’ndaki bir panelde konuşan Özerk Yönetim temsilcisi İlham Ahmed, Kürtler arası ittifak yolunda önemli adımlar atıldığını belirterek Türkiye’nin müdahalelerinin bölgedeki demokratik gelişimi engellediğini savundu.

İlham Ahmed, Suriye’de kalıcı barışın tek yolunun federalizm olduğunu vurgulayarak şu uyarıda bulundu:
“Federal olmayan merkeziyetçi bir yapı, ülkede yeni bir iç savaşın fitilini ateşleyecektir. İstikrar için federal yönetim zorunludur.”
PYD Eşbaşkanlık Komitesi üyesi Foza Yusuf ise Kuzey ve Doğu Suriye’nin stratejik önemine dikkat çekerek, çözüm odaklı tüm uluslararası toplantılarda bölge temsilcilerinin mutlaka yer alması gerektiğini, kapsayıcı olmayan bir sürecin başarıya ulaşamayacağını belirtti.
Suriye Kadın Meclisi de Şara yönetimine, “Ülkede yeni düzen kurulurken kadınların iradesi tanınmalı” çağrısı yaptı.
CENTCOM komutanı Kurilla Suriye’de: SDG ile görüştü

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Michael Erik Kurilla, 15 Ocak 2025 tarihinde Suriye’ye bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyaret kapsamında SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile bir araya gelen Kurilla, bölgedeki güncel gelişmeleri ve IŞİD’in yeniden canlanmasını önlemeye yönelik ortak çabaları değerlendirdi. General Kurilla, temasları sırasında IŞİD üyelerinin ve ailelerinin tutulduğu Hol ve Roj kamplarını da yerinde inceledi. Görüşmelerde, Suriye’deki genel güvenlik durumu ve kamplardaki insani/güvenlik risklerinin yönetilmesi stratejik gündem maddeleri olarak ele alındı.
Suriye’de askeri entegrasyon tartışmaları: Karşılıklı şartlar ve öneriler
Suriye’de geçici hükümetin kurulmasının hemen ardından, farklı silahlı grupların ulusal orduya entegrasyonu süreci gündemin ilk sırasına yerleşti.
SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, 18 Ocak 2025 tarihinde yaptığı açıklamada, siyasi bir müzakere süreci yürütülmeden askeri grupların bir araya getirilmesinin büyük sorunlara yol açabileceğini belirtti. Güçlerin birleştirilmesi süreci için “ortak bir askeri komite” kurulmasını öneren Abdi, ABD güçlerinin Suriye’deki varlığının stratejik önemini koruduğunu vurguladı. Abdi, “SDG’nin tasfiye edilmesini kabul etmiyoruz. Ahmed Şara ile ilişkilerimiz vaatlere değil, sahada atılacak somut adımlara dayanacaktır” ifadelerini kullandı.
Bir gün sonra geçiş yönetiminin Savunma Bakanı Murhef Ebu Kasra, Reuters’a verdiği mülakatta askeri entegrasyona dair hükümetin kırmızı çizgilerini açıkladı. Ebu Kasra, SDG’nin Savunma Bakanlığı bünyesinde “özel bir birlik” veya “özerk bir askeri blok” olarak kalmasının mümkün olmadığını savundu.
SDG liderliğiyle yapılan görüşmeleri değerlendiren Ebu Kasra, SDG’nin entegrasyon görüşmelerini ertelediğini iddia ederek, silahlı grupların merkezi orduya dahil olmasının bir “devlet hakkı” olduğunu ileri sürdü. Geçiş hükümetinin görev süresinin dolacağı 1 Mart tarihine kadar süreci tamamlamayı umduklarını belirten Ebu Kasra, şunları kaydetti:
“Savunma Bakanlığı hiyerarşisi içinde orduya katılmalarında bir sorunumuz yok. Ancak bakanlık içinde ayrı bir askeri blok olarak varlıklarını sürdürmelerine izin veremeyiz. Askeri bir disiplinle ordu içine dağıtılmaları gerekiyor.”
Mazlum Abdi 20 Ocak 2025’te Suriye’nin bölünmesi iddialarına dair açıklamalarda bulundu. Suriye’nin bölünmesi ve parçalanmasını istedikleri yönündeki iddiaları yalanlayan Abdi “Mevcut hükümeti destekliyoruz” diye konuştu. Abdi, hiçbir ayrım gözetmeksizin Suriyeliler arası eşitlik temelinde Suriye’nin toprak bütünlüğü ve tüm halk bileşenlerinin birliğinden yana olduklarını ifade etti. “Biz Suriyeliler olarak kota olarak değil ortaklık temelinde güçlerimizi ve kurumlarımızı devletin tüm güçlerine ve kurumlarına entegre etmeye hazırız.” dedi ve ekledi: “Bu konuları hayata geçirmek için Şam’daki yönetim ile üzerinde anlaşacağımız bir yol haritasına ihtiyacımız var. Böylece bahsettiğimiz konuları hızlı bir şekilde hayata geçirebiliriz.”

Şeybani’den Kürtlere çağrı, İlham Ahmed’den yanıt
Suriye’de geçici yönetimin Dışişleri Bakanı Esaad Hasan Şeybani, sosyal medya hesabından Kürtlere birlikte ülkeyi inşa etme çağrısı yaptı. “Suriye’deki Kürtler, Suriye halkının çeşitliliğine güzellik ve ışık katıyor” diyen Şeybani, Kürtçe ve Arapça yaptığı açıklamalarda, “Suriye’deki Kürt toplumu, Esad rejimi tarafından haksızlığa uğradı. Herkesin eşitlik ve adaleti hissettiği bir ülkeyi hep birlikte inşa edelim” ifadelerini kullandı.
Suriye Demokratik Meclisi Dış İlişkiler Sorumlusu İlham Ahmed, Suriye’nin geçici yönetiminin Dışişleri Bakanı Şeybani’nin bugün Kürtçe yaptığı çağrıya, ” Yeni, çok renkli, merkezi olmayan Suriye’yi hep birlikte inşa edebiliriz” cevabı verdi.
İlham Ahmed sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda şunları belirtti:
“Sayın Esad Şeybani’nin Kürtlerle ilgili açıklamasına saygı duyuyoruz. Kürtlerin hakları anayasada kabul edildiği zaman Kürtler Suriye toplumuna rengini katmış olacak. Yeni, çok renkli, merkezi olmayan Suriye’yi hep birlikte inşa edebiliriz.”
IŞİD saldırıları arttı
Suriye’de 8 Aralık’ta Esad rejiminin devrilmesinin ardından son dönemlerde IŞİD’in saldırıları arttı. 19 Ocak’ta IŞİD’liler Hol Kampı’nda ailelerini kaçırma girişiminde bulundu. Kampta güvenliği sağlayanlar bu girişimi engelledi.
Trump’ın ikinci kez başkan dönemi ve Barrack
İkinci kez ABD Başkanı seçilen Donald Trump, Donald Trump 20 Ocak 2025’te ABD’nin 47. Başkanı olarak yemin etti.. Trump’ın Orta Doğu politikası en çok merak edilen konulardan biriydi.

SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’de ABD’nin 47’nci başkanı Trump’ı yemin ederek göreve başlamasından dolayı “Başkan Trump’ı tebrik ediyorum. Kuzeydoğu Suriye’de istikrarın sağlanması, terörün yenilgiye uğratılması ve barışın desteklenmesi konularında işbirliğinin devam etmesini umuyoruz. Birlikte, halklarımız için daha iyi bir gelecek inşa edebiliriz.” mesajı yayınladı.
Suriye Özel Temsilcisi Barrack oldu
ABD’nin Ankara Büyükelçisi adayı Tom Barrack, 29 Nisan 2025 tarihinde Senato’dan onay alarak görevine başladı. Barrack, bu görevinin yanı sıra kısa süre içinde Suriye Özel Temsilcisi olarak da yetkilendirildi. Ancak Barrack’ın bu iki kritik görevi eş zamanlı yürütürken izlediği Suriye politikası, ilerleyen süreçte hem diplomatik çevrelerde hem de kamuoyunda yoğun eleştirilere neden oldu. Suriye’de 2011’de başlayan iç savaş sırasında 2014-2015’teki Kobani kuşatmasıyla birlikte ABD önce YPG sonra da SDG’yle kapsamlı bir işbirliği yapmıştı.

Washington’un SDG’ye desteği, Türkiye-ABD ilişkilerinde zaman zaman gerginliğin artmasına neden olmuştu.
Ancak ABD’nin, Suriye’deki yönetim değişikliği sonrası SDG’ye yaklaşımı değişti ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Şam ile SDG arasındaki müzakere sürecinde önemli rol üstlendi, zaman zaman SDG’yi eleştiren açıklamalar yaptı.
Bu arada Suriye ve Rojava’dan görüşme trafikleri hızlanmıştı. Heyetler hem Şam’ı hem de Rojava’yı ziyaret ediyordu. Ankara bir tek iletişimini Şam ile sınırlıyordu. 26 Ocak 2025‘te MİT Başkanı İbrahim Kalın, Şam’da Şara ve Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile bir araya geldi.
Şara’nın törenindeki ‘savaş suçluları’
Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), 29 Ocak 2025’te geçiş döneminin cumhurbaşkanı ilan edildi. Şara, 31 Ocak’ta yaptığı ilk ulusa sesleniş konuşmasında, Suriye’nin tüm bileşenlerini kapsayan, dışlama ve ötekileştirmenin olmadığı onurlu bir siyasi süreç inşa edeceklerini savundu.
Ancak Şara’nın ilan edildiği “Zafer Konferansı”, katılımcı profili nedeniyle büyük tartışmalara ve tepkilere yol açtı. Törende, isimleri ağır insan hakları ihlalleri ve savaş suçlarıyla anılan figürlerin baş köşede yer alması dikkat çekti:
Ebu Hatim Şakra (Ahmed İhsan Fayyad el-Hays): Suriye’nin Geleceği Partisi Genel Sekreteri Hevrin Halef’in katledilmesinden sorumlu tutulan Ahrar’uş Şarkiyye örgütünün lideri, törene katılarak bir konuşma yaptı.

Kuzey ve Doğu Suriye’de kadınlar, Hevrin Halef’i katili Ebu Hatim Şakra’nın yargılanması için çağrı yaptı.
Ebu Emşe (Muhammed el-Casim): Süleyman Şah Tümeni lideri olan ve Afrin’deki hak ihlalleri, yağma, fidye ve uyuşturucu ticareti gibi suçlarla tanınan Ebu Emşe de davetliler arasındaydı. Geçmişte Türkiye’de Devlet Bahçeli ve Alaattin Çakıcı’yı ziyaretiyle gündeme gelen Ebu Emşe’nin törendeki varlığı, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi tarafından sert bir dille eleştirildi.
Ahmed Şara “kapsayıcı bir gelecek” vaat etse de, törenin başrolünde yer alan isimler ve bu isimlerin geçmişteki suç kayıtları, Suriye’nin yeni yönetiminin “demokratik ve kapsayıcı” olma iddiası üzerinde ciddi soru işaretleri yarattı.
Şam ve SDG müzakereleri: ‘Prensipte uzlaşı, detaylarda belirsizlik’
Ahmed Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, 4 Şubat 2025 tarihinde uluslararası medyaya verdikleri mülakatlarla askeri entegrasyon ve yeni Suriye’nin inşasına dair karşılıklı mesajlar verdi. 4 Şubat 2025‘te Ankara ziyareti öncesinde Syria TV’ye konuşan Ahmed Şara, kuzeydoğu Suriye sorununu çözmek için SDG ile görüşmelerin sürdüğünü doğruladı. Şara, “SDG, silahların yalnızca devletin elinde olmasını kabul etmeye hazır olduğunu gösterdi; ancak bazı teknik detaylarda henüz anlaşmazlıklar bulunuyor,” dedi.
Şara ayrıca, İngiliz The Economist dergisine verdiği demeçte, SDG’nin federal sistem talebinden vazgeçtiğini iddia ederek şunları söyledi:
“SDG artık federalizmden bahsetmiyor çünkü mevcut koşullarda bunun başarılı olmayacağını biliyorlar. Tam tersine, askeri güçlerini devlete entegre etmeye hazır olduklarını belirttiler. Prensipte uzlaşsak da detaylar için zamana ihtiyacımız var.”
Aynı günlerde Associated Press (AP) ajansına konuşan SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ise sürecin SDG cephesindeki karşılığını anlattı. Abdi, Şara ile yakın zamanda bir araya geldiklerini belirterek, Savunma Bakanlığı’nın bir parçası olmayı istediklerini ancak şartlarının baki olduğunu vurguladı.
Abdi’nin açıklamalarında öne çıkan başlıklar şunlar oldu:
ABD, İngiltere ve Fransa’nın dahil olduğu Uluslararası Koalisyon güçlerinin, SDG ile Şam yönetimi arasında arabuluculuk yaptığını doğruladı.
Abdi, “Tüm Suriyeliler gibi biz de ülkenin bütünlüğünü savunuyoruz. Özerklik değil, halkın yerel işlerini yönetebildiği merkezi olmayan (de-santralize) bir devlet istiyoruz,” dedi.
SDG’nin konumuyla ilgili Şam’a resmi bir teklif gönderdiklerini ve yanıt beklediklerini belirten Abdi, 12 yıldır IŞİD ile savaşan güçlerinin haklarının anayasal garanti altına alınması gerektiğini ifade etti.
Şara’nın cumhurbaşkanı ilan edildiği toplantıya davet edilmediklerini hatırlatan Abdi, içerisinde yer almadıkları süreçler hakkında yorum yapmayacaklarını, tutumlarının müzakerelerin sonuçlarına göre şekilleneceğini ekledi.
Rejimin çöküşüyle oluşan boşlukta radikal grupların büyük miktarda silah ele geçirdiğine dikkat çeken Abdi, Uluslararası Koalisyon’un Suriye’den çekilmemesi gerektiğini vurguladı.
Şara’nın ilk ziyareti Suudi Arabistan ve Türkiye’ye
Suriye’de geçiş dönemi devlet başkanı ilan edilen Ahmed Şara, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine 4 Şubat 2025‘te Ankara’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Erdoğan, Türkiye’nin Suriye politikasının temelinin ülkenin toprak bütünlüğünü ve birliğini korumak olduğunu vurguladı. Görüşmede, Suriye’de güvenlik ve ekonomik istikrarın tesisi için atılacak ortak adımlar ele alındı. Görüşmenin en önemli gündem maddelerinden biri SDG’nin varlığı oldu. Türkiye’nin “DEAŞ olsun, PKK olsun terörün her türlüsüyle mücadelede Suriye’ye gereken desteği sağlamaya hazır olduğumuzu ifade ettim” diyen Erdoğan, “Ahmed Şara kardeşimin terör karşısındaki güçlü iradesinden dolayı memnuniyetimi belirtmek istiyorum” dedi.

29 Ocak’ta Suriye’deki geçici yönetimin lideri ilan edilen Şara için devlet başkanlığı protokolü uygulanmadı.
Şara Ankara’ya Türkiye’nin tahsis ettiği uçakla geldi. Şara’nın, Suudi Arabistan’dan sonra ikinci yurt dışı ziyaret olarak Türkiye’yi seçerek Ankara ile ilişkilere verdiği önemi gösterdiği yorumları yapıldı. İki ülke arasında yapılacak en üst düzey temaslarda, Suriye’de yeni siyasi dönemin şekillendirilmesi, güvenlik konularında yapılacak işbirliği gibi konuların ele alınması bekleniyordu.
Kobani’de ev bombalandı: 7’si çocuk 10 yaralı
8 Şubat 2025’te Kobani’nin Aşme köyündeki bir evin bombalanması sonucu 7’si çocuk 10 kişi yaralandı. Bombalamadan Türkiye sorumlu tutulurken, olay büyük tepki çekti. Tansiyonun yüksek olduğu bölgede 5 gün önce de Mınbiç’te en az 15 kişinin hayatını kaybettiği saldırı düzenlenmişti.

10 Mart’ta kadar kısaca şunlar yaşandı:
5 Şubat 2025:Kobani’deki su istasyonu bombalaması sonucu 200 bin kişi susuz kaldı.
6 Şubat 2025: Şam yönetimi, Baas Partisi ile birlikte hareket eden 7 partiyi (komünist partiler dahil) feshetti. Kapatılan partiler karara sert tepki gösterdi.
Rakka’da 11 siyasi parti, Şara’nın “kapsayıcı olmayan” bir şekilde cumhurbaşkanı atanmasını eleştirdi; ateşkes ve demokrasi çağrısı yaptı.
7 Şubat 2025: Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS), “Devrim bitti, Baas çöktü” diyerek İstanbul merkezli Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’ndan (İtilaf) ayrıldığını duyurdu.
10 Şubat 2025:Ahmed Şara, zorunlu askerliğin kaldırıldığını ve yeni kurulan Suriye ordusuna binlerce gönüllünün katıldığını açıkladı.
12-13 Şubat 2025: Şam geçiş hükümeti, “Ulusal Diyalog Konferansı” için 2’si kadın 7 kişiden oluşan hazırlık komitesini duyurdu. ENKS Sözcüsü Feysal Yusuf, komitede hiçbir Kürt temsilcinin yer almadığını belirterek bu durumun “ulusal ortaklık ilkesinin ihlali” olduğunu vurguladı.
Suriye Müzakere Komisyonu ve SMDK (İtilaf) heyetleri, Şam’da Ahmed Şara ile görüşerek kurumların feshi ve devletle entegrasyonu için dosyaları teslim etti.
17-18 Şubat 2025: Komite Sözcüsü Hasan Dağim, konferansta Türkiye’nin çıkarlarının gözetileceğini ve SDG/PYD ile hiçbir şekilde iletişim kurulmayacağını resmen açıkladı. “SDG, Kürt halkının tek temsilcisi değildir” dedi.
Fransa’da konuşan İlham Ahmed, Fransa Parlamentosu’nda destek çağrısı yaptı. “Diyalog sağlanmazsa iç savaş riski devam eder” uyarısında bulundu.
22 Şubat 2025: Kuzey ve Doğu Suriye’den (Haseke ve Deyrizor sahaları) Şam’daki geçici hükümete yönelik ilk resmi petrol sevkiyatının başladığı duyuruldu. Bu gelişme, askeri gerilime rağmen ekonomik koordinasyonun sürdüğünü gösterdi.
23-25 Şubat 2025: Ulusal Diyalog Konferansı
Şam’da “Ulusal Diyalog Konferansı” toplandı. 400-600 delege katıldı. Toplumun farklı kesimlerinden 4.000 kişiyle ön istişare yapıldığı belirtildi.Özerk Yönetim, “halkları temsil etmediği” gerekçesiyle sonuçları tanımayacağını açıkladı. ENKS, Kürt siyasi hareketinin dışlanmasını “ulusal ortaklık ihlali” olarak nitelendirdi. PYD yöneticisi Salih Müslim, davet almadıklarını belirterek, “Rejim yıkıldı yerine cihatçı gruplar geldi, Kürtlerin varlığı hala kabul edilmiyor” açıklamasını yaptı.
Suriye’nin Geleceği Partisi de konferansın Suriye’deki birçok kesimi dışlayarak gerçekleştirildiğini, asıl kongrenin geniş katılımlı, güven ortamının hakim olduğu şeffaf bir şekilde olması gerektiğini belirtti.

27 Şubat: Öcalan’ın silah bırakma çağrısı ve yankıları: Abdullah Öcalan’ın PKK’ye yönelik silahsızlanma çağrısı bölgede büyük yankı uyandırdı. Mazlum Abdi, çağrıyı olumlu karşıladıklarını ancak mesajın doğrudan kendi bölgeleri için olmadığını belirtti. Şam’dan dışlanmaları nedeniyle Kuzey ve Doğu Suriye’de “kendi diyaloğumuzu kuracağız” dedi.
2 Mart 2025: Şara, 5 erkek ve 2 kadından oluşan 7 kişilik Anayasa Taslağı Hazırlama Komitesi’ni kurdu. Komitede siyaset bilimciler (Dr. Abdulhamid el Avak) ve hukukçular yer aldı.
7-8 Mart 2025: Bir yandan görüşmelerden Kürtler dışlanırken diğer yandan da Alevilere yönelik katlima gerçekleşti.
2 binden fazla Alevi katledildi
Mart 2025’te HTŞ ile birlikte hareket eden gruplar, Şam’ı ele geçirdikten kısa süre sonra mart ayında Lazkiye’ye saldırılar düzenledi.
Suriyeli hak savunucularının kurduğu İnsan Hakları ve İnsani Takip Komitesi tarafından 23 Mart 2025 tarihinde yayımlanan raporda ise, 6–9 Mart tarihleri arasında Alevilere yönelik 25 katliam saldırısının gerçekleştiği ve 2 bin 246 kişinin yaşamını yitirdiği açıklandı.
İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) ise 25 Mart’ta yayımladığı raporda, Lazkiye, Tartus, Hama ve Humus bölgelerinde Alevilere yönelik 62 katliam saldırısının gerçekleştiğini, bu saldırılarda 1659 kişinin katledildiği bildirdi.

Çocuklar ve kadınlar kaçırıldı
Lazkiye ve Tartus bölgelerinde de çok sayıda Alevinin kaçırıldığı Birleşmiş Milletler (BM) tarafından raporlandı.
BM raporunda kaçırılan kadın ve çocuklara cinsel saldırılar gerçekleştirildiği ve zorla evlendirildikleri belirtilerek, Alevi kadınlara yönelik bu saldırıların sistematik olduğu vurgulandı.
Uluslararası Af Örgütü temmuz ayında yayımladığı raporda, Şubat–Haziran 2025 tarihleri arasında en az 36 Alevi kadın ve çocuğun kaçırıldığını açıkladı.
Şam yönetimi ise katliamı “bireysel ihlaller” olarak nitelendirip son verme taahhüdünde bulundu.
8 Mart 2025: Rakka’da düzenlenen toplantıda; Şam ile diyalog için bir heyet kurulması, genel af çıkarılması ve Özerk Yönetim kurumlarının devletle entegrasyonu (müzakere şartıyla) kararları alındı.
Dosyamızın 2’inci bölümü “Müzakere ile müdahale arasında: 10 Mart Mutabakatı’ndan 30 Ocak Anlaşması’na (2)” yarın.



