Çerçeve yasa, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” adıyla 10 Ağustos’ta Meclis’te kabul edildi.
Yasa kapsamında Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun altında Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu, İzleme ve Tespit Alt Komisyonu, Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu ile Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu kurulacak.
Ancak komisyonlarda kadınların yer alıp almayacağına dair bir bilgi bulunmuyor. Kadın örgütlerinin ise İzleme ve Tespit Alt Komisyonu’nda yer alarak sürece dahil olma talepleri sürüyor.
Konuya ilişkin Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtlayan Özgür Kadın Hareketi (TJA) üyesi Sebahat Tuncel, sürecin mevcut durumunu, kadınların taleplerini ve “Kadın İzleme Kurulu” çalışmalarını değerlendirdi.
Röportajın bazı bölümleri ise şöyle;
Meclis’te kabul edilerek yürürlüğe giren çerçeve yasa ile ilgili tartışmalar ekseninde devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında kadınların gündemi nedir, ne tartışılıyor?
Barış ve Demokratik Toplum Süreci uzun süredir devam ediyor. En son Meclis’te 467 oyla kabul edilen çerçeve yasa ile birlikte aslında müzakerelere geçiş açısından önemli bir aşama kaydedildi ama henüz bu yasanın uygulanması konusunda bir pratik adım yok. O yasa kapsamında iki kuruldan bahsediyoruz; bir tanesi Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında kurulan ve dört alt komisyondan oluşan yapı. Biri icra kurulu, diğeri de Meclis’teki siyasi partilerin içerisinde olacağı planlanan İzleme Kurulu.
Türkiye örneğinde ya da bizim Kürt sorununun çözümü konusunda yürütülen bu süreçte, diğer dünya örneklerinden farklı olarak üçüncü göz yok. Büyük olasılıkla üçüncü gözü de kendi içerisinde belirleyen bir yapı oluşturuldu. Bu süreçte devlet, parlamentodaki muhalefeti de dâhil ederek kendi kendini izleyeceği bir mekanizma kurdu. İzleme Kurulu, 1 Ekim’de Meclis açıldığında kurulacak ama diğeri toplantısını yaptı ve dört alt kurul kurdu. Ancak dediğimiz gibi hâlâ pratik bir adım yok. Bu da ciddi bir problem. Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın koordinesinde olacak bir çalışmanın bir an önce başlaması ve aydınlarla görüşme olanaklarının sağlanması gerekirdi. Şimdiye kadar bu yapılmadı.
Bir yandan siyasi muhataplardan biri olan Sayın Öcalan, sürecin gelişmesi için çok yoğun bir çaba ve emek içerisinde olmasına rağmen tecrit politikası sürüyor; bu, kabul edilebilir bir durum değil. Müzakerelere geçiş aşamasında yasanın çıkmış olması, yasanın uygulandığı anlamına gelmiyor. Bir an önce bu yasa uygulanmalı; kadınlar olarak bizim de talebimiz budur. Türkiye’de barıştan, özgürlükten ve demokrasiden yana olan kadınlar, hem yasanın uygulanmasını hem de demokratik barış için gerekli adımların atılmasını talep ediyor.
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi bu süreç başladığı günden itibaren birçok talepte bulundu, birçok yerde eylemler de yapıldı ama hâlen tecrit kaldırılmadı. Kadınların kayyım rejimine son verilmesi ve siyasi mahpusların serbest bırakılması talepleri olduğu yerde duruyor. Kadınlar bu süreci hem takip ediyor hem de devletin somut adım atması için çalışmalarını sürdürüyor.
Sizce kadınların sürece katılımı şekilsel bir düzeyde mi kalıyor yoksa gündemi belirleme güçleri var mı? Kadınlar rolünü yerine getirebiliyor mu?
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başından beri Kürt siyasi hareketinin, Kürt halkının önderliğinde kadınların bu süreçte mutlaka yer alması yönünde bir iradesi ve kararlılığı var. Doğal olarak kadın özgürlük mücadelesini aynı zamanda barış mücadelesinin bir parçası olarak görmek gerekir. Ama iktidar ve devlet tarafından ne yazık ki şimdiye kadar böylesi bir yaklaşım sergilenmedi. Kadınların sürece dâhiliyeti konusunda, biliyorsunuz Meclis Komisyonu kurוסlduğunda bütün dinlemeler yapıldı; Barış Anneleri ve Cumartesi Anneleri de dinlendi ama kadınların sözü rapora geçmedi. Daha sonra Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi bir açıklama yaparak bunu eleştirdi.
Kadınların hem barış masasında olması hem de bu demokratik toplum sürecinin öznesi olması konusunda çok yoğun bir çaba ve emeği olduğunu görmek gerekiyor. Özellikle biz TJA olarak başından beri bu mücadelenin bir öznesi olduğumuz için hem sürecin gelişmesi hem de inşası konusunda yoğun bir emek içerisindeyiz. Sadece söz söyleyen, eylem yapan değil; aynı zamanda Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni inşa eden bir konumdayız. Türkiye kadın hareketiyle diyalog ve ilişkiler geliştirerek bir yandan barışı toplumsallaştırmak, bir yandan da demokratik bir hayatı inşa etmek için mücadele ediyoruz.
Pratik anlamda erkek egemen kapitalist sistemin egemen olduğu bir düzende kadınların hem masada yer alabilmesi hem de mücadelede görünür olabilmesi için büyük emek ve bedel ödenmesi gerekiyor. Ne yazık ki bunlar çok kolay olmuyor. Ama Kürt hareketinin ve Özgür Kadın Hareketi’nin örgütlü olması, mücadelenin temel öznesi olmasını sağlıyor. Türkiye hareketiyle ve enternasyonal anlamda dünya kadın hareketiyle kurduğumuz ilişki; kadınların eşitlik, özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesini batıya taşımak ve ortaklaştırmaktır.
Kürt ulusal birliğinin sağlanması ve Kürt halkının kimlik ile kültür haklarının tanınması için verilen mücadele, aynı zamanda Kürt kadınlarının mücadelesidir. O açıdan biz biraz daha yoğun çalışmak zorunda kalıyoruz. Hem kendi halkımızın özgürlüğü hem de Türkiye halklarıyla ortak bir gelecek için çalışıyoruz. Ama aynı zamanda kadınlar olarak şiddet, ayrımcılık, ötekileştirme ve yoksulluk gibi pek çok soruna karşı da mücadele vermek zorundayız. Barış meselesini sadece bir müzakere süreci olarak ele almıyor, örgütlenerek barışı bu mücadelenin kalıcı bir parçası haline getiriyoruz.
Barışın toplumsallaşmasında kadınların rolü ve etkisi nedir? Kadınlar resmi barış masalarında ve müzakerelerde yeterince temsil ediliyor mu?
Barışın toplumsallaşması meselesi çok önemli bir konu ve toplumsal bir taleptir. Bunun siyasetini doğru yapmak gerekir; hangi kadına sorarsanız sorun barış ister, kimse savaş ve ölüm istemez. Kadınlar olarak şimdiye kadar bu savaşta erkek egemen zihniyetin yarattığı sorunları yaşadık ve buna karşı itirazı örgütleyebildik. Dolayısıyla barış siyasetinde kadınların en önde olması ve bunun temel öznesi olması çok önemlidir.
Çünkü kadınlar savaşları erkeklerden çok daha farklı ve derin yaşıyor. Sadece çocuklarını kaybetmiyorlar; aynı zamanda bedenleri bir savaş alanına dönüşüyor ve yoksulluk daha da derinleşiyor. Kadınlar açısından barış meselesi çok daha hayati. Ancak barışı anlatırken sadece silahların susması olarak tanımlamak yetmiyor. Silahların susmasıyla birlikte kadınların hayatını etkileyen; cinsiyetçi, milliyetçi ve dinci siyasal düzenin değişmesinin önemi anlatılırsa barış toplumsallaşacaktır.
Çünkü eşitsizlik, adaletsizlik, emek sömürüsü ve beden sömürüsü, bu egemen sistemin ve çatışma ortamının yarattığı bir toplumsal düzendir. Bu düzenin değişmesi kadınların hayatını da değiştirecektir. O yüzden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni konuşurken aynı zamanda yeni bir siyasal düzeni konuşmak çok önemlidir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan da 27 Şubat’taki çağrısında buna yer verdi; mesele sadece silahların bırakılması değil, yeni bir siyasal düzenin nasıl kurulması gerektiğidir.
Herkes daha çok silahların bırakılmasına odaklanıyor, iktidar sadece gündemi buna kilitliyor çünkü mevcut düzenin devam etmesini istiyor. Oysa biz kadınlar, ezilenler ve Kürt halkı olarak bu siyasal düzenin sorun yarattığını, kadınların ve ötekilerin hayatını olumsuz etkilediğini söyleyerek mücadele ediyoruz. Bu yeni siyasal düzende de mutlaka kadınlar yer almalıdır. Sayın Öcalan’ın 8 Mart’ta kadınlar için gönderdiği bildirge de çok kıymetliydi. Erkek egemen kapitalist sisteme karşı mücadelenin araç ve yöntemleri değişse de mücadelenin kendisi değişmiyor. Eşit, özgür ve demokratik bir hayatı sağlayana kadar mücadeleye devam edeceğiz. Silahların susması yetmez; “Bir daha asla” diyebilmek için yeni toplumsal düzenin inşasını da içeren bir siyasete ihtiyaç var. Aksi takdirde iktidarın yaptığı gibi “silahlar sussun ama düzen değişmesin” tablosu ortaya çıkar. O yüzden bu ikisini birlikte ele almak önümüzdeki dönemin en temel konusudur.
En son kadın izleme kurulu ile ilgili çalışmalar gündeme geldi. Bu çalışmalar ne aşamada? Kadın izleme kurulu nasıl bir işleve sahip olacak ve diğer çevrelerden de gelen kadınlar yer alacak mı?
Gereği yapılırsa hem gerilladan hem Avrupa’dan hem de zindandan çıkan kadınlar için bunun olanaklarının yaratılması gerekir. Bu sürecin nasıl işleyeceği ve önündeki engellerin neler olduğu henüz net değil. Dünya örneklerinden biliyoruz; İrlanda ve Kolombiya örneklerinde toplumsal cinsiyet komisyonları kurulmuştu. Türkiye’de ise üçüncü göz mekanizması yok, devlet hem sürecin yürütücüsü hem de tarafı konumunda. Biz kadın hareketi olarak üçüncü bir göze ve sivil denetim mekanizmasına ihtiyaç olduğunu söylüyoruz. Bu sadece kadınlardan ibaret olmak zorunda değil, genel sivil toplum örgütleri de mutlaka aktif olmalıdır.
Ancak kadınlar olarak biz bunu kendi çerçevemizden nasıl değerlendirebiliriz diye tartıştık. Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin bu yönde çalışmaları var. Hak mücadelesi veren kadınların da içerisinde yer alacağı, geniş bir yelpazeyi kapsayacak bir kadın izleme kurulu oluşturma yaklaşımı var ancak henüz çalışma somutlaşmadı. Bilgiler netleştiğinde kamuoyuyla paylaşılacak. TJA olarak biz bu çalışmayı önemli buluyoruz; kurulun işlevi, görev ve sorumlulukları konusunda görüşmelerimiz devam ediyor.
Kadınların izleme kurulunda yer alması onları nasıl etkileyecek?
Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararından sonra yasa uygulamaya geçeceği için henüz fiili bir adım atılmadı ve doğal bir bekleme hali var. Kadınlar olarak beklemek yerine sürece hazırlıklı olmak, uygulamaya geçildiği anda sürecin bir parçası olmak istiyoruz. Kadın hakları savunucuları olarak meselenin sadece silahların bırakılması olmadığını; kalıcı barışın, toplumsal barışın inşasının, temel hak ve özgürlükler ile demokrasinin güvenceye alınması gerektiğini savunuyoruz.
Kadınların yer almadığı müzakerelerde kadınlar lehine kararlar çıkmıyor, uygulamalar aleyhimize dönüyor. Bu açıdan kadınlar bu sürece hazırlıklı girmek istiyor. Resmi bir komisyondan ziyade meşru bir komisyon olacak! Sivil toplumun, kadın hareketinin ve akademideki kadınların yer alacağı bir yapı hedefleniyor.
Özgürlük Meclisleri 2012-2015 sürecinde de bir diyalog ve müzakere süreci yürütmüştü. O dönem kurulan Kadın Özgürlük Meclisleri, geri çekilme sürecinde yaşanan sorunları yerinde tespit edip raporlamıştı. Bizim elimizde bu deneyim var. Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, o dönemki deneyimden hareketle yeni bir çalışmaya başlıyor. Bu kurul; süreci izlemek, kriz alanlarını çözmek, dağdan ya da Avrupa’dan geleceklerin durumunu takip etmek ve cezaevindeki kişilerin toplumsal yaşama katılımının önündeki engelleri kaldırmak için çalışmalar yürütecek. Bunlar şu an hazırlık aşamasında. TJA olarak biz kadınların süreci sadece izleyen değil, engelleri gideren ve barışı ören bir konumda olması gerektiğine inanıyoruz.



