Şiirle yolculuk

Şiirle yolculuk

 

Uzun zamandır Sercem Tv’de “şiirle yolculuk” programı yapıyorum. Bir hafta konuklu, bir hafta konuksuz. En son yaptığım programda ithaf/ adanmış şiirler okumak istiyordum. Her şairin bir ithaf şiiri var neredeyse. İkinci yeni şairleri bu konuda daha mahirler. Çünkü sık sık buluşuyor ve bu buluşmalar bir şekilde şiire dönüşebiliyor. Cemal Süreya’dan Edip Cansever’e, Edip Cansever’den Behçet Necatigil’e ve Turgut Uyar’ın tümüne ağıtlarından söz etmeyi düşünüyordum. Aklıma Arkadaş Z. Özger’in Aşkla Sana şiiri gelince konuşmam ve okuyacağım şiirlerin mecrası değişti birden. Eşber Yağmurdereli’nin anlatımıyla Aşkla Sana şiiri, 70’lerin gençlik liderlerinden Hüseyin Cevahir için yazılmıştı. Ardından Can Yücel’in Mare Nostrom şiiri, Tahsin Saraç’ın Karşıyaka’nın Üç Gülü, Ergin Günçe’nin Mayıs Günleri İçin Ağıt ve Gülten Akın’ın Sayılmıyor Kaç Yolun Çatındayız şiirlerini anımsayınca bir an Türkiye’ nin siyasal tarihine uzanmış oldum.

Türkiye solunun siyasal tarihini üç döneme ayırıyorum. İlki 1920’lerde Mustafa Suphi tarafından kurulan TKP, sonrasında TİP dönemi ve ondan kopan gençlerin örgütlülükleri, katledilmeler, idamlar. Elbette 12 Mart faşizmi… Türkiye sosyalist hareketinin önder kadrolarının tamamı neredeyse 70- 72 arasında yok edildi. Daha sonra 74 affıyla birlikte o hareketlerin ardıllarının oluşturduğu örgütlenmeler dönemi ve 12 Eylül faşizminin büyük zulmü. Kürt Siyasi hareketini de bu döneme dahil ediyorum. Ancak onun evrimi, gelişimi daha başkadır.

Baktığımızda o kadar çok şiir var ki. Hilmi Yavuz’un Mustafa Subhi Anlatıyor şiiri ile 1920’lerden başladım. Hilmi Yavuz, Mustafa Subhi Üzerine Şiirler kitabında mensucat, şimendifer, tarım, yapı işçileri, şairler anlatımıyla dizeler oluşturuyor ve son sözü Mustafa Suphi anlatımıyla bitiriyor. Hilmi Yazuz, Osmanlıca yazılımı dikkatte alarak Subhi diyor. “sen ki acı tiryakisisin/ kezâ tütün ve kahır/ evvelâhır/ şunu hatırdan çıkarma:/ bu ağır sevdayı hayata geçir/ bil ki dağların hiç sonu yoktur/ her ağıda bir gül daha yetişir/ hayat ev sahibi, ölüm konuktur/ ölümü/ gülerek/ kucakla.” Belki de siyasal tarihimizin özü bu dizedir. Çünkü bizim gençlerimiz halkları için girdikleri bu yolda, kalplerinde şiirleri, dudaklarında gülüşleri eksik etmediler.

Arkadaş’ın yazdığı Aşkla Sana şiiri yürek yangını bir şiirdir. Susmaya ve dünyaya isyandır adeta. Bir dostun ardından yazılmış en güzel şiir örneklerindendir. Bir mektup, bir anlatı, tarihsel bir sohbettir. Hüseyin Cevahir Dersimlidir ve Babamansur ocağındandır. “yarın ne olur bilirim ben/ bahar gelir, otlar büyür/ ölüm de yapraklanır/ bir dağ bulur uzun uzun bakarım/ bir çam ağacı gölgesi/ güzel kokular veren/ bir damla güneş görünce/ sana da gülümseyeceğim yarın/şimdi senin uzanıp yattığın otlarda/ yarın yeni bir yeşillik büyüyecek.” Arkadaş Zekai’nin ölümü de karanlık ve faili meçhuldür. İkisinin de uzanıp yattığı yerlerde yeşillikler büyümeye devam etmektedir.

Ve Karşıyaka’nın Üç Gülü, Denizgülü, Yusufgülü, İnangülü… Tahsin Saraç böyle der onlara. Can Yücel de Mare Nostrom der. Bizim Deniz yani. Cihan Alptekin de bizim deniz der bir yazısında. “Böyle bir sabahtı. Bir rüzgar esiyordu hafiften. Dalgalar inip kalkıyordu ağlamaklı. Bu İstanbul boğazı. Boğazın denizi. Bizim deniz. Büyük kahramanlıkların tanıklığını yapan deniz.” Can Yücel’e kulak verelim o halde. “En uzun koşuysa elbette/ Türkiye’de de devrim/ O, onun en güzel yüz metresini koştu/ En sekmez luverin namlusundan fırlayarak…/ En hızlısıydı hepimizin,/ En önce göğüsledi ipi…/ Acıyorsam sana anam avradım olsun/ Ama aşk olsun sana çocuk, Aşk olsun…”

Kızıldere’de katledilenlerden biri de Gevaşlı Sabahattin Kurt’tur. Arkadaşlarının ve herkesin Sabo’su… Gülten Akın ona değinir ve ondan söz eder şiirinde. “Van denizinde Gevaşta/ Adı Sebo, kara bir oğlanla/ Yine görüşelim deyip ayrılıyoruz/ Gördüğü her basılı kağıdı yutmaktan/ Biraz dalgın/ Halkını sevmekten önyazgılı/ Alıp başını gittiğini duyuyorum/ Tokada/ Kızıl gelincikler açan derede/ Toplu ölümlerle öldürülüyor/ Şimdi her parçası bir dağda/ Her parçası bir dağda.” Sabo’nun mezar yeri bile bilinmemektedir ve kuşağının kıymetli evlatlarından biridir. Benim de ona yazdığım bir gazel var. “gevaş’tan nazlı bir çocuk gülümseyerek uzaklaştı/ karadeniz dalgalarını çözüp fındığa türküler işledi/ sabo uyurken sonsuz sayıda insan değişime uğradı/ aşkın yeniden başladığı günlere derinliği işledi.”

O günlerden seksen darbesine ve karanlığına geldim. 12 Eylül faşizminin ilk idamı Necdet Adalı’dır. Ondan son idam Hıdır Aslan’a geldim. Necdet Adalı’nın ailesine yazdığı son mektup “arkadaşlara selam” diye biter. Beni etkileyen bu yoldaşlık duygusu, bu paha biçilmez sözcük elbette şiirime girdi. “sahranın bittiği yerde uzar serviler/ gözlerle sarılmalı eşarba, isyan orada/ toprak ve zaman nakıştır mermerin ortasına/ uçurumun başında yarayı onarmaz veda/ arkadaşlara selam.” Bu güzel, bu yürekli inanlardaki en büyük duygu, o kopmama, o satmama ve omuz omuza yürüme duygusudur. Mektubun son cümlesi tam da bu nedenle sıcak ve hatırlatıcıdır.

O kadar çok acı var ki o günlerden. Kıyım günleridir adeta. Dersimlililerin “tertele” adını verdiği günlerdir. Onur yayınlarının sahibi İlhan Erdost, ağabeyi Muzaffer Erdost’un gözleri önünde öldürülür. Muzaffer Erdost ismine kardeşinin ismini ekleyerek yazar sonraları. Onu ismiyle yaşatır. İlhan’a yazılan çok şiir vardır nestelenen ve söylenen. Cemal Süreya ve Muzaffer İlhan Erdost’un yazdığı şiiri de okudum programda. Gülten Akın’ın ODTÜ’nün öğrenci liderlerden olan Eruğrul Karakaya için yazdığı ağıdı da okudum. Ertuğrul Karakaya sadece sol görüşlü öğrencilerin aranıp okula alınmasına itiraz eder. “Karşı taraf neden aranmamakta ve korunmakta” der. Kargaşa çıkar ve ODTÜ’nün içine doğru koşarken vurulur. Ardından yetişen Osman isminde bir asker onu süngüler ve ambulansın gelmesine de izin verilmez. Ertuğrul orada kan kaybından ölür. “Osman seni Osman seni/ Yoz yetirmiş ustan seni/ Vururlar mı arkasından/ sizde “arkadaş” diyeni.”

Sonrası elbette doksanlı yıllar. Faili meçhuller, asit kuyuları ve çocukların kurşunlandığı yıllar. Uğur Kaymaz henüz onüçünde, babasıyla birlikte “terörist” diye kurşunlandı. O da Cengiz Sinan Çelik’in şiirinde yaşadı. “Oysa ben henüz çocuktum!/ Küçük bir kum zerresiydi dünyam./ Bu küçücük dünyamda en çok/ Kızıltepe’nin günbatımından korkardım.”

Bana göre şiir en büyük tutanakçıdır. Acıların, sevinçlerin ve en çok da aşkların. Karanlık günlerin aydınlığa açılan penceresidir kimi zaman. Kimi zaman bir kalbin içindeki ritmik dalgalardır. Kimi zaman şairin gölgesi gibidir. Bazen önünde bazen ardından giden. Şiir zor zamanların, en berrak sesi ve taşıyıcısıdır. Hıdır Aslan’ın dizesiyle: “Bu abluka dağılacak.” Tam da bunun içindir şiir ve şiirle yolculuk.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.