Suriye’de dengeler yeniden kuruluyor
Yıldız Önen 31 Ağustos 2026

Suriye’de dengeler yeniden kuruluyor

Suriye’de dengeler yeniden kuruluyor

Esad yönetiminin devrilmesinin üzerinden bir buçuk yıl geçti. Suriye’nin uluslararası sisteme yeniden dahil edilmesi yönünde adımlar atılıyor. ABD, Suriye’yi 1979’dan bu yana tuttuğu “teröre destek veren devletler” listesinden çıkardı. Washington bu adımla, ülkeye özel sektör yatırımı ve küresel ekonomiye yeniden entegrasyonun önündeki önemli engellerden birini kaldırdığını açıkladı.

Körfez ülkelerinden de Suriye’ye yönelik yatırım açıklamaları geliyor. Suudi Arabistan, havalimanları, tuzdan arındırma tesisleri ve telekomünikasyon projeleri dahil 5 milyar doların üzerinde yatırım sözü verdi. Katar, Şam Havalimanı’nın yeniden inşası için anlaşma imzalarken, Birleşik Arap Emirlikleri Şam’da metro sistemi ve Tartus Limanı’nın yeniden inşası gibi projelere yöneliyor. Türkiye ile Suriye arasındaki ticaret hacminin 10 milyar dolara çıkarılması da hedefleniyor.

Bütün bunlar ile Suriye’de yeni bir dönemin başladığı, küresel düzenin bir parçası olduğu izlenimi verilmeye çalışılıyor. Halbuki Esad’ın devrilmesi Suriye’de savaşı sona erdirmiş olabilir, ancak henüz barış ve güvenlik sağlanmış değil.

Suriye’de taşlar yerine oturacak mı?

Suriye’de ağustos ayının en önemli gelişmelerinden biri Kürtlerle Şam arasındaki ilişkilerde yaşandı. SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, 20 Ağustos’ta askeri, güvenlik ve idari kurumların Suriye devlet yapılarına entegrasyonunun tamamlandığını açıkladı. Ardından SDG’nin bağımsız bir askeri güç olarak faaliyetinin sona erdiğini ve örgütün feshedildiğini duyurdu. Böylece Suriye’de on yılı aşkın süredir devam eden fiili özerk yönetim dönemi, yeni bir aşamaya girmiş oldu.

28 Ağustos’ta ise Mazlum Abdi Cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak atandı. Yıllarca Şam yönetimine karşı mücadele eden ve ABD’nin IŞİD’e karşı savaşta en önemli ortaklarından biri olan SDG’nin eski komutanının şimdi Suriye devletinin en üst makamlarından birinde görev alması, taraflar arasındaki ilişkideki değişimin önemli bir göstergesi.

Ağustos sonunda Kürtçe eğitimin devlet ve özel okulların müfredatına alınmasına yönelik yeni bir düzenleme yapıldı. Şimdilik üç saatlik seçmeli ders olarak kabul edilen Kürtçe’nin ileride daha yaygın bir şekilde kullanılması hedefleniyor. Bu, askeri entegrasyonun yanında Kürtlerin hakları konusunda da yeni bir çerçevenin oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.

Ancak gerçek bir siyasi uzlaşının ölçüsü, kişilere verilen görevlerden çok, Kürtlerin ve diğer toplulukların haklarının devlet kurumları tarafından güvence altına alınıp alınmayacağı olacak.

Bu açıdan Mazlum Abdi’nin Şara’ya danışman olarak atanması önemli bir sembol. Fakat bunun gerçek bir siyasi uzlaşmaya dönüşmesi, Kürtlerin haklarının anayasal ve kurumsal güvenceye kavuşmasına bağlı.

Süveyda’da ise Dürzi toplumunun geleceği önemli bir tartışma başlığı. Yerel güvenlik güçlerinin oluşturulması, yerel grupların silahlarını il sınırları içinde muhafaza etmeleri koşuluyla Savunma Bakanlığı kadrolarına dahil edilmesi ve bazı idari düzenlemeler, merkezi yönetimle yerel güçler arasında yeni bir denge arayışına işaret ediyor.

Ancak bu süreç İsrail’in Suriye’ye yönelik politikalarından bağımsız ilerlemiyor.

İsrail, Esad’ın devrilmesinden sonra, Suriye ordusunun askeri kapasitesini hedef alırken, Hermon Dağı çevresindeki tepelerin önemli bölümünü kontrol altına aldı ve Kuneytra ile Dera hattında askeri ilerleyişini sürdürdü. Netanyahu’nun Suriye’deki Dürzileri koruyacağı yönündeki açıklamaları da bu dönemde geldi.

Aleviler açısından da güvenlik ve gelecek kaygısı devam ediyor. Siyasi hedef haline gelme, güvenlik beklentilerinin zayıflaması ve olası bir intikam dalgası korkusu, Alevi toplumunda ciddi bir belirsizlik yaratıyor.

Suriye’de barışın en temel sorularından biri şu: Yeni devlet, bu toplumların hangilerini ve hangi haklarla kapsayacak?

Türkiye ve İsrail’in rekabeti Suriye’yi yeniden çatışma alanına çevirebilir

Suriye’nin önündeki sorunlar yalnızca içeride yaşanmıyor. Ülkenin geleceği, aynı zamanda bölgesel güçlerin hesaplarından etkileniyor.

Türkiye, Suriye’nin kuzeyindeki askeri ve siyasi etkisini korumaya çalışırken İsrail de kendi güvenlik anlayışı doğrultusunda Suriye’deki askeri etki alanını genişletiyor.

İsrail savaş uçaklarının İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü hedef alması bu açıdan dikkat çekici bir gelişmeydi. Saldırının Türkiye sınırına çok yakın bir bölgede gerçekleşmesi, iki ülke arasındaki rekabetin Suriye sahasında yeni bir boyut kazanabileceğini gösterdi.

Bu gelişmeyi Ortadoğu’daki daha geniş güç mücadelesinden ayrı düşünmek de mümkün değil.

Gazeteci Refik Huri’nin değerlendirmesinde dikkat çektiği gibi Gazze, Lübnan, Suriye, Irak, Yemen ve İran artık birbirinden bağımsız kriz alanları değil. ABD’nin bölgedeki politikaları bu sahaları birbirine bağlarken, İsrail ve Türkiye de kendi nüfuz alanlarını genişletmeye çalışıyor.

Suriye gibi devlet yapısı hala kırılgan bir ülkede bu rekabetin bedeli ağır olabilir.

Türkiye ile İsrail’in doğrudan karşı karşıya gelmesi ya da Suriye’de destekledikleri güçler üzerinden mücadele etmesi, İdlib ve çevresini yeniden çatışma alanına dönüştürebilir. Bunun en ağır sonuçları ise yine siviller açısından ortaya çıkar. Milyonlarca insanın yaşadığı bölgede, yeni bir çatışma, yeni bir göç dalgası tetiklenebilir.

Suriye’nin geleceği yatırım kadar siyasi uzlaşmaya da bağlı

Suriye açısından bugün önemli bir fırsat penceresi açılmış durumda.

ABD’nin ülkeyi terörizmi destekleyen devletler listesinden çıkarması, Körfez ülkelerinin yatırım planları ve Türkiye ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, savaşın ardından ekonominin yeniden kurulması için kaynak yaratabilir.

Fakat bu yatırımların kendisi bile bölgesel güç mücadelesinden bağımsız değil. Körfez ülkelerinin, Suriye’ye yönelik yatırımlarla, İran’ın ülkedeki nüfuzunun yeniden güçlenmesini engellemeyi amaçladığı ortada.

Bu nedenle Suriye’nin yeniden inşası yalnızca ekonomik bir proje olarak ele alınamaz.

Suriye’nin gerçekten ayağa kalkabilmesi için bir yandan altyapısının, ekonomisinin ve kamu hizmetlerinin yeniden kurulması; diğer yandan da bütün toplumsal kesimlerin kendisini güvende hissedeceği siyasi bir düzenin oluşturulması gerekiyor.

Dış güçlerin askeri müdahalelerinin ve vekalet savaşlarının sona ermesi bu sürecin önemli bir parçası. Bunun yanında Kürtlerin, Arapların, Dürzilerin, Alevilerin ve diğer toplulukların eşit yurttaşlar olarak kabul edildiği ve anayasal güvence altına alındıkları bir düzen kurulması gerekiyor.

Bu döngüyü kırmak Suriye’nin önündeki en büyük siyasi mesele.

Esad’ın devrilmesi bir dönemin sonunu getirdi. Şimdi asıl soru, bu yeni dönemin nasıl bir Suriye yaratacağı.

Yatırım alan, ekonomisini yeniden kuran ama toplumsal olarak parçalanmış bir ülke mi?

Yoksa farklı kimliklerin eşit yurttaşlar olarak bir arada yaşayabildiği, hukuk ve güvenlik mekanizmaları bütün yurttaşlar için çalışan bir Suriye mi?

Kalıcı barışın ölçüsü yalnızca silahların susması olmayacak.

Asıl ölçü, insanların yeniden savaş çıkmayacağına inanması ve kendisini kimliği ne olursa olsun bu ülkenin eşit yurttaşı olarak görebilmesi olacak.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.