Tarihin kapısı: Çerçeve Yasa
İdris Baluken 23 Temmuz 2026

Tarihin kapısı: Çerçeve Yasa

Tarihin kapısı: Çerçeve Yasa

Meclis’in önünde duran mesele yalnızca bir yasa değil; yüzyıllık bir sorunun çözüm iradesidir. Son haftalarda Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin içine girdiği türbülans hem siyasal alanda hem de toplumda belirgin bir karamsarlık üretmişti. Sürecin yönüne dair soru işaretleri artmış, umut yerini temkinli bir bekleyişe bırakmıştı. Ancak İmralı Heyeti’nin Pazartesi günü Sayın Öcalan ile gerçekleştirdiği görüşme, bu ağır atmosferi önemli ölçüde dağıttı. Görüşme sonrasında yapılan açıklama ve Öcalan’ın verdiği mesaj, süreci bir kez daha kötümserliğin dibinden alıp umudun zirvesine taşıyan bir etki yarattı.

​Öcalan’ın son mesajında öne çıkan en önemli unsur; çözüm iradesinin korunması, Kürt-Türk tarihsel ittifakının yeniden ve bu kez hukuki bir zeminde inşa edilmesi gerekliliği ile bunun ancak eşitlik temelinde mümkün olacağı vurgusudur. Ayrıca çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması çağrısı yapılırken, bunun ancak güçlü bir hukuki ve demokratik zeminle kalıcı hale gelebileceği açıkça ifade edilmektedir. Bu yaklaşım, sürecin yalnızca güvenlik eksenli değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal bir yeniden kuruluş meselesi olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

​Tam da bu noktada, sürecin yeniden ivme kazandığı bir eşikte, geri dönüşün değil ileriye doğru kararlı adımların zamanının geldiği açıktır. Bu durum doğrudan siyaset kurumuna ve özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne tarihi bir sorumluluk yüklemektedir. Çünkü artık mesele, iyi niyet beyanlarını aşarak somut, bağlayıcı ve kapsayıcı bir hukuki çerçevenin oluşturulmasıdır. Bunun adı da açıktır: Çerçeve yasa.

​Çerçeve yasanın önemi, yalnızca bir yasal düzenleme olmasından kaynaklanmaz; o, sürecin ciddiyetini, yönünü ve samimiyetini belirleyecek temel belgedir. Eğer bu yasa dar, teknik ve yalnızca silahsızlanmaya odaklı bir içerikle hazırlanırsa toplumsal güven üretmesi mümkün değildir. Oysa ideal bir çerçeve yasa; hakları tanımlayan, eşit yurttaşlığı güvence altına alan, demokratik siyasetin önünü açan ve taraflar arasında karşılıklı sorumlulukları net biçimde belirleyen bir “kök yasa” niteliği taşımalıdır.

​Tam da burada Öcalan’ın altını çizdiği kritik bir eşik karşımıza çıkıyor: “Negatif hukuktan pozitif hukuka geçiş.” Negatif hukuk; yasaklayan, sınırlayan ve daha çok güvenlik kaygısıyla hareket eden bir anlayışı ifade eder. Pozitif hukuk ise hakları tanıyan, güvence altına alan ve birlikte yaşamı kuran bir yaklaşımı temsil eder. Yani mesele, yalnızca tehdidi bertaraf eden bir hukuk değil; eşitliği kuran, farklılıkları tanıyan ve toplumsal barışı kalıcı hale getiren bir hukuk düzenine geçmektir. Bu vurgu, çerçeve yasanın ruhunu da doğrudan belirlemektedir.

​Ancak burada gerçekçi olmak gerekir. Mevcut siyasal iktidarın bugüne kadar gerekli toplumsal ve siyasal zemini yeterince hazırlamamış olması, “ideal” çerçeve yasanın tüm unsurlarıyla hayata geçirilmesini zorlaştırmaktadır. Bu durumda yapılması gereken, mümkün olanı en doğru şekilde yapmaktır. Yani yasa, belki tüm başlıklarda kapsamlı düzenlemeler getirmese bile; demokratikleşme, eşit yurttaşlık, kültürel haklar ve siyasal katılım gibi alanlarda ileriye dönük güçlü bir irade beyanı, açık bir yön tayini ve bağlayıcı bir çerçeve sunmalıdır. Bu dahi toplumsal güveni büyütmek açısından kritik bir eşik olacaktır ve bu fırsat kaçırılmamalıdır.

​Bununla birlikte, güven inşası yalnızca çıkarılacak yasaya indirgenemez. İktidarın, mevcut hukuk düzeni içinde zaten bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereğini yerine getirmesi, en az çerçeve yasadaki maddeler kadar güçlü bir güven etkisi yaratacaktır. Çünkü hukuk devleti, yalnızca yeni düzenlemeler yapmakla değil, mevcut hukuka sadakatle inşa edilir.

​Burada bir kez daha altını çizmek gerekir ki süreç yalnızca silahsızlanmaya indirgenemez. Silahların susması önemli bir eşiktir; ancak kök nedenler çözülmeden kalıcı barış tesis edilemez. Bu nedenle çerçeve yasanın, meseleyi dar bir güvenlik perspektifine hapsetmeden, demokratikleşme ve toplumsal onarım başlıklarını içermesi hayati önemdedir. ​Eğer bu yasa Meclis’e gelir, geniş bir uzlaşıyla kabul edilir ve kök meselelerin çözümünü önceleyen demokratik reformların önünü açarsa, bu yalnızca Türkiye için değil tüm bölge açısından tarihsel sonuçlar doğurabilir. Ortadoğu’nun içinde bulunduğu çatışmalı yapı düşünüldüğünde, Türkiye’nin kendi iç barışını sağlaması bölgesel dengeleri de doğrudan etkileyecektir.

​Aslında yüzyılı aşkın süredir devam eden bir “kaybet-kaybet” döngüsünün, “kazan-kazan” zeminine oturması bugün her zamankinden daha mümkündür. Ancak bunun için iktidarın ve devlet aklının pozitif barış aşamasına geçmekten çekinmemesi gerekir. Pozitif barış; özellikle Kürtler başta olmak üzere, varlığı ya da kimliği inkâr edilmiş tüm toplumsal kesimler açısından onarıcı adaletin tesis edilmesi anlamına gelir. Bu da yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ahlaki ve siyasal bir yüzleşmeyi gerektirir. ​Bu bağlamda Meclis’e gelecek çerçeve yasanın, Öcalan’ın da işaret ettiği gibi bir “kök yasa” mantığıyla hazırlanması büyük önem taşımaktadır. Bu yasa, yalnızca bugünü düzenleyen değil, geleceği kuran bir perspektifle ele alınmalı; demokratik ve barışçıl bir süreçle Kürt meselesinin tarihsel çözümünün zeminini oluşturmalıdır.

​Sürecin başarısı açısından bir diğer kritik unsur da toplumsal ve siyasal destek meselesidir. Bugün birkaç ırkçı, şoven ve radikal yapı dışında, geniş bir siyasal yelpazede ve toplumun farklı kesimlerinde bu sürece destek potansiyeli bulunmaktadır. Bu desteğin örgütlü ve görünür hale gelmesi, sürecin en büyük güvencesi olacaktır. Çünkü geniş toplumsal mutabakat, barış süreçlerinin en güçlü sigortasıdır.

​Ayrıca bölgesel gelişmeler de bu sürecin önemini artırmaktadır. Ortadoğu’da süregelen çatışmalar ve özellikle İran merkezli gerilimler düşünüldüğünde, Türkiye’nin kendi içinde sağlam bir barış zemini kurması, ülkeyi ve halklarını bu büyük fırtınadan koruyabilecek en önemli kalkanlardan biri olacaktır.

​Son olarak, çerçeve yasanın Meclis’ten geçmesi kadar, nasıl geçeceği de belirleyici olacaktır. En geniş konsensüsle kabul edilmesi toplumsal meşruiyeti güçlendirecektir. Bununla birlikte, yasanın doğrudan muhatabı olan Kürt hareketinin talepleriyle örtüşmesi de hayati önemdedir.

Aksi halde yasa, çözüm üretmek yerine yeni tartışmaların kapısını aralayabilir. ​Hafta içinde Hareket yönetimi tarafından yapılan açıklamada altı kalın çizilen başlıklar Sn. Öcalan’ın statüsü ve umut hakkına dair düzenlemelerdir. Açıklamada vurgulanan bir diğer husus, ayrım gözetmeksizin tüm silahlı yapı mensuplarının demokratik siyasete katılımının önünün açılmasıdır. Bu adımların atılması durumunda, 42 yıllık çatışmalı dönemin sona ermesi mümkün hale gelebilir. Dahası, bu sadece bir çatışmanın bitişi değil; yüzyıllık bir meselenin çözümünde tarihi bir kapının aralanması anlamına gelecektir.

​Bugün gelinen noktada mesele şudur: Ya geçmişin korkularına, alışkanlıklarına ve çözümsüzlüklerine tutunarak tarihi bir fırsat daha ertelenecek ya da cesaretle yeni bir sayfa açılacaktır. Bunun için siyaset kurumunun, devlet aklının ve toplumun tüm kesimlerinin sorumluluk alması gerekmektedir. ​Çünkü tarih her zaman kapıları açmaz; bazı dönemlerde yalnızca kısa bir süreliğine bir eşik oluşturur. Bugün önümüzde duran çerçeve yasa, yalnızca bir hukuki düzenleme değil; Türkiye’nin yüzyıllık bir meselesini demokratik ve barışçıl yollarla çözme iradesinin göstergesi olma potansiyeline sahiptir.

​Tarihin kapısı aralanmıştır. Şimdi önemli olan, bu kapıdan korkularla değil; cesaret, adalet ve ortak gelecek iradesiyle geçebilmektir.

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.