TCMB’den hükûmete ucu yanık bir mektup!
Süleyman Karan 23 Mart 2026

TCMB’den hükûmete ucu yanık bir mektup!

Bugüne kadar ekonomi yönetiminin kamuoyuyla paylaştığı raporların ve programların hemen hepsinde, belirlenmiş öngörülerin pek çoğu tutmadı. Tutması da pek mümkün değildi, zira saptamalar gerçeklerle pek uyuşmuyordu. Bunun sebebi de malûm; verilerin doğru olduğu tarışmalıydı ve bazı durumlarda resmî kurumlar verileri çarpıtıyordu. Kabaca söylemek gerekirse, gerçekleri aramak yerine, hayalleri gerçekmiş gibi görmeyi tercih ediyordu hem ekonomi yönetimi hem de hükûmetler… Pandemiden bu yana bu yanılsamayı bariz bir şekilde izliyoruz!

İKTİSAT TARİHİNDE KÖTÜ BİR FIKRA: ‘YENİ EKONOMİ MODELİ’ DENEN ŞEY!

Mesela ‘Yeni Ekonomi Modeli’nin ekonomi tarihinin en akıldışı yaklaşımlarından biri olduğunun, biraz hesap bilen herkes  farkındayken, başta iş dünyası, piyasa aktörleri ve bürokratlar korkudan sesini soluğunu çıkarmamıştı. “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur” tekerlemesine, “Bu ne banal bir tekerleme?” diyebilenleri kimse duymak istemiyordu.

Her şeyin tepe taklak gideceğini bile bile, iktidarın zirvesinden bakanlıkların bürokratlarının hiçbir karşılığı olmayan müjdelerine inanmış gibi yapılıyor, bu sayede birileri de borsada spekülasyon yapabiliyordu. Ucuz krediye abanıp gününü kurtarıyordu iş dünyası… Ne zaman ki bu pembe rüyalar paramparça oldu, bildiğiniz üzere apar topar o güne kadar demediklerini bırakmadıkları Mehmet Şimşek, ‘her şeyin kurtarıcısı’ olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine atandı.

HAFİZE GAYE ERKAN NİYE TCMB’NİN BAŞINA GETİRİLİR?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) başına getirilen Hafize Gaye Erkan’ın ABD’de orta ölçekli bir bankayı batıran yönetim kurulu üyesi olmasına da, Mehmet Şimşek’in neoliberalizmin ilkelerine sıkı sıkıya bağlılığına da pek dikkat etmedik, zira denize düşmüştük ve hangi can simidi olursa olsun, ona sarılacaktık. Sonradan fark ettik ki, Şimşek’e doğru bilgiler verilmemiş, durumun ne kadar berbat olduğunu ancak birkaç ay içinde fark edebilmişti. Erkan’ın TCMB’nin başına getirilmesinin tek sebebinin ise Körfez ülkelerinden sıcak para getireceği söylentisi olduğunu öğrendik. Ne getirdi derseniz, hiçbir şey! Zaten zerre kadar bir merkez bankacılığı deneyimi de yoktu! Sonrasında babasının TCMB’yi çay ocağı sandığını da gördük zaten!

Erkan kısa sürede gitti, Mehmet Şimşek yönetimi ise Türkiye’ye özgü hamaseti orta vadede öğrendi. Bir öğrendiği de siyasî iktidardan bağımsız hareket edemeyeceğiydi. Ve o da gerçekler yerine hayallere ve bahanalere sıkı sıkıya sarılmaya başladı.
Neoliberal ezberlerle aldığı önlemler, seçim sürecinde kuşa çevrildi, yanlış veriler üzerinden yaptığı hesaplar boşa çıktı, sıkılaştırma stratejisi delindi, derken reel sektörün sallantıya girmesiyle, çok başarılı olduklarını sandıkları dezenflasyon süreci de kırıldı. Siyasî baskılar sebebiyle politika faizinde indirim döngüsüne girildi. Bunun gerekçelerini yazarken de gerçeklikten iyice kopan bir ekonomi yönetimiyle karşı karşıya olduğumuzu gördük.

KÖTÜNÜN DE KÖTÜSÜ OLSA OLSA BU OLURDU

Bundan daha kötüsü ne olabilirdi? Bölgede çıkacak bir savaş… Ve o da çıktı! Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasıyla da senaryoların en kötüsüyle karşı karşıya kaldık. Kırılgan bir ekonominin başına gelebilecek bundan da kötü tek bir olasılık var; o da büyük bir doğal afet, daha açık söyleyelim, Marmara Bölgesi’nde bir deprem! Hep birlikte umalım ki, olmasın…
İşe bu en kötü koşullar altında ekonomi yönetimi tüm hesapları baştan sona revize etmek durumunda. Bu açıdan TCMB’nin hükûmete gönderdiği açık mektubun içeriği önemli… TCMB Başkanı ve dört başkan yardımcısının imzasıyla gönderilen mektup, enflasyon temelli önemli bir revizyonun habercisi… Hedefin neden tutmayacağını açıklamayı amaçlayan bir metin. Burada hemen belirteyim ki, bu savaş olmasaydı da enflasyon hedefi ciddi oranda sapacaktı. Mektupta; 2025 yılında enflasyonun hedefin üzerinde kalmasında; fiyatlama davranışlarındaki katılık, beklentilerin hedeflerle sınırlı uyumu ve dönemsel arz şoklarının etkili olduğu belirtiliyor.

SAVAŞ ÇIKMASAYDI DA HEDEF TUTMAYACAKTI Kİ!

Mektuba göre, 2024 yılı ortasında başlayan dezenflasyon süreci 2025’te sürse de bazı faktörler bu hızı yavaşlattı. Özellikle kuraklık ve don gibi hava hadiselerinin gıda fiyatlarında yarattığı yukarı yönlü baskı, beklentileri olumsuz etkiledi. Geçmiş enflasyona endeksleme eğiliminin güçlü olduğu eğitim ve kira gibi kalemlerde artışlar yüksek seyretti. Jeopolitik gelişmelere bağlı enerji fiyatlarındaki oynaklık, dönem dönem maliyet baskılarını artırdı. Bütçe açığının millî gelire oranı yüzde 2.9 olarak gerçekleşirken, talep koşulları yıl genelinde dezenflasyonist seviyelerde seyretti. Buna maliye politikalarının para politikasına uyum sağlamamasını da mutlaka eklemek gerekir.
Gördüğünüz üzere, kuraklık ve don bahanesi geçen yıl en çok tekrarlanan konulardan biriydi. Ekonomi yönetiminden biri de çıkıp demedi ki, “Bu gıda enflasyonu kalıcı olacak ve daha da artması mümkün. Çünkü ziraat ve hayvancılık yapısal sorunlarla boğuşuyor ve köklü yapısal reformlar olmadan, gıda enflasyonun düşmesi mümkün değil”. Diyemezdi, çünkü önceki enflasyon raporlarında ‘gıda enflasyonunun ılımlı bir seyre girdiği’ tespitini yapmışlardı.

BU NASIL İHTİYATLI YAKLAŞIM?

Mektupta pek gerçekçi olmayan ve ekonomi yönetimini aklamaya yönelik cümleler de var. Söz gelimi, 2025 yılı boyunca TCMB’nin, enflasyon görünümüne odaklı ve ihtiyatlı bir yaklaşım sergilediği belirtiliyor. Hangi ihiyatlı yaklaşım?.. 2025 yılının ocak ve mart aylarında faiz toplam 500 baz puan indirilerek yüzde 42.5 seviyesine çekildi. Nisanda finansal piyasalardaki gelişmeler üzerine sıkılaşma adımı atıldı ve politika faizi yüzde 46’ya yükseltildi. Takip eden dönemdeki indirimlerle faiz 2025 Aralık ayı itibarıyla yüzde 38’e, 2026 Ocak ayında ise sınırlı bir indirimle yüzde 37 seviyesine getirildi. Her indirimde bir gerekçe ileri sürdüler, hemen hepsi de birbirinin çok benzeri, ancak herkes biliyordu ki, dezenflasyon süreci hedeflerin çok gerisinde seyrediyor ve Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ne hesaplama sistemi gerçekçi ne de verileri… Zaten gerçekçi olsaydı, TCMB’nin enflasyon beklentisinin iki katı bir reel sektör beklentisi olmaz, hanehalklarının beklentisi TCMB’nin beklentisini üçe katlamazdı!

MAKROİHTİYATÎ TEDBİRLERLE BU MÜCADELE NEREYE KADAR?
TCMB, mektubunda, parasal aktarım mekanizmasını güçlendirmek amacıyla kur korumalı mevduat (KKM) hesaplarının sonlandırılmasına ve Türk Lirası mevduat payının artırılmasına yönelik stratejilerine devam ettiğini belirtiyor. İşte bu doğru bir saptama ve KKM daha önceki ekonomi yönetiminin haleflerinin kucağına bıraktığı bir saatli bombaydı. Döviz rezervlerinin güçlendirilmesi de bir başarı olarak ekonomi yönetiminin hanesine yazılmalı. Ancak, bu savaş ortamında bile kuru baskılamaları ve yaklaşık 25 milyar doları arka kapı taktiğiyle heba etmeleri, döviz rezervlerine nasıl baktıklarının bir göstergesi olarak bir kenara yazılmalı… Carry trade için yorgan yakmak bu olsa gerek!

Mektubun sonuç bölümünde, enflasyon görünümünde belirgin bir bozulma olması halinde, para politikası duruşunun tereddüt edilmeden sıkılaştırılacağı mesajını veriyor TCMB. Vermesine veriyor da, bu savaş ortamında Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı sonrasında politika faizini sabit tutmak gibi hiçbir etkisi olmayacak bir karar almak niye? Söz gelimi politika faizini sembolik de olsa 25 baz bile artırmak daha etkili bir tavır olmaz mıydı?

BUNDAN ÖNCEKİ METİNLER TÜMÜYLE GEÇERSİZ OLDU

Mektubun sonunda bir de gönderme var. Kısa ve orta vadeli enflasyon hedeflerine ulaşmak için izlenecek yol haritasının, 12 Şubat’ta yayımlanan ‘2026 Enflasyon Raporu-I” ve ekteki ‘2026 Para Politikası’ metinlerinde daha detaylı açıklandığı hatırlatılıyor. O iki metin de zaten Türkiye ekonomisinin panoramasını Polyanna düzeyinde iyimser ele alıyordu. Hadi geçtim onu, küresel enerji fiyatlarından ihracat iklimine, girdi maliyetlerinden kredi temerrüt takasına (credit defaultswap-CDS), kurlardan emtia fiyatlarına o kadar çok gösterge tepetaklak oldu ki, her iki metinde artık kadük. Bu metinler bugünden sonra neyin yol haritası olabilir ki?

 

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.