• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Televizyonlarda hak odaklı barış haberciliği ve ‘Suriye’ gündemi: İlke TV’de hak ve temsil vurgusu

Televizyonlarda hak odaklı barış haberciliği ve ‘Suriye’ gündemi: İlke TV’de hak ve temsil vurgusu

Araştırmada, İlke TV haberlerinde Kürt kimliğinin doğrudan görünür olduğu, ateşkes ve mutabakatların yalnızca askeri gelişmeler üzerinden değil; dilsel ve kültürel haklar, vatandaşlık, siyasi temsil, yerel güvenlik ve anayasal güvenceler üzerinden de ele alındığı belirtildi.

Televizyonlarda hak odaklı barış haberciliği ve ‘Suriye’ gündemi: İlke TV’de hak ve temsil vurgusu
Televizyonlarda hak odaklı barış haberciliği ve ‘Suriye’ gündemi: İlke TV’de hak ve temsil vurgusu
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 1 Eylül 2026 17:00
  • Güncellenme: 1 Eylül 2026 17:25

Prof. Dr. Nazan Haydari tarafından hazırlanan “Televizyonlarda Hak Odaklı Barış Haberciliği Peşinde: ‘Suriye’ Gündemi 6 Ocak-6 Şubat 2026” başlıklı araştırma, aralarında İlke TV’nin de bulunduğu altı televizyon kanalının Suriye’deki gelişmeleri nasıl haberleştirdiğini inceledi.

Araştırmada, İlke TV haberlerinde Kürt kimliğinin doğrudan görünür olduğu, ateşkes ve mutabakatların yalnızca askeri gelişmeler üzerinden değil; dilsel ve kültürel haklar, yurttaşlık, siyasi temsil, yerel güvenlik ve anayasal güvenceler üzerinden de ele alındığı belirtildi.

Araştırmanın genel bulgularında ise Türkiye televizyonlarında Kuzey ve Doğu Suriye’deki gelişmelerin ağırlıklı olarak güvenlik ve savaş diliyle aktarıldığı, ateşkes dönemlerinde görünür hale gelen müzakere ve siyasal çözüm dilinin çoğu kanalda kalıcı bir editoryal çizgiye dönüşmediği kaydedildi.

Prof. Dr. Nazan Haydari’nin hazırladığı araştırma, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde yayımlandı.

Civil Rights Defenders (CRD) desteğiyle IPS İletişim Vakfı/bianet tarafından kamuoyuna sunulan 112 sayfalık çalışma, Türkiye’deki altı televizyon kanalının Suriye gündemini hak odaklı barış gazeteciliği perspektifinden nasıl ele aldığını mercek altına alıyor.

Araştırmada CNN Türk, atv, İlke TV, Sözcü TV, Halk TV ve NOW TV’nin (NOW) ana haber bültenleri ile siyasi tartışma programları incelendi.

Raporun yayımlandığı dönem, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kendini feshettiğini ve Şam yönetimine entegrasyon sürecinin tamamlandığını açıkladığı evreye denk geldi.

Araştırma Şam güçlerinin Halep’in Kürt mahalleleri Şeyh Maksud ve Eşrefiye’ye saldırı başlattığı 5 Ocak’tan bir sonraki günden (6 Ocak) itibaren bir aylık periyodu kapsıyor.

Araştırma 225 bin 460 cümleyi inceledi

Araştırmanın nicel bölümünde, Türkçe doğal dil işleme konusunda uzmanlaşmış ve TÜBİTAK BİGG desteğiyle kurulan Summarify ekibinden Uzay Çetin ve Yunus Emre Gündoğmuş, altı televizyon kanalının resmi YouTube hesaplarından derlenen 303 yayını otomatik altyazılar aracılığıyla metne dönüştürdü.

Bu yöntemle 225 bin 460 cümleden oluşan bir veri seti hazırlandı. Ancak kanallar veri setinde eşit büyüklükte temsil edilmiyor. Bu nedenle raporda nicel oranların yayın hacmi, program formatı ve nitel söylem çözümlemesiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği özellikle vurgulandı.

Veri setindeki cümleler, büyük dil modeli kullanılarak farklı söylem eksenlerinde etiketlendi. Araştırma ise bu otomatik etiketleri tek başına sonuç ya da kanallar arasında bir sıralama oluşturmak için kullanmadı.

Bir ifadenin kim tarafından söylendiği, kanalın aktarılan ifadeyle arasına mesafe koyup koymadığı, kullanılan kaynaklar, görüntüler ve yayın bağlamı nitel analiz kapsamında ayrıca değerlendirildi.

Suriye gündeminde güvenlik ve savaş dili öne çıktı

Araştırmanın temel bulgularından biri, Kuzey ve Doğu Suriye’deki gelişmelerin Türkiye televizyonlarında büyük ölçüde güvenlik ve savaş dili üzerinden çerçevelenmesi oldu.

Ateşkes ve anlaşma dönemlerinde müzakere, diplomasi ve siyasal çözüm kavramlarının daha görünür hale geldiği görüldü. Ancak bu değişimin çoğu kanalda kalıcı ve istikrarlı bir editoryal çizgiye dönüşmediği belirtildi.

Rapora göre barış dili, birçok yayında sürekli bir gazetecilik ilkesi olmaktan ziyade diplomatik gelişmelerin geçici olarak açtığı bir söylem alanı olarak kaldı.

Ocak ayındaki gelişmeler söylemi değiştirdi

Araştırmanın kapsadığı dönem, Suriye’deki gelişmeler açısından önemli kırılma noktalarını içeriyor.

5 Ocak’ta Halep’te başlayan saldırıların ardından 18 Ocak’ta ateşkes ve entegrasyon anlaşması gündeme geldi. 20 Ocak’ta medyaya “bayrak indirme” olarak yansıyan olay yaşandı. 21 Ocak’ta “saç örme” olarak bilinen “kezî” protestoları düzenlendi.

24 Ocak’ta İstanbul’da Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılara karşı protesto gerçekleştirildi. 26 Ocak’ta Kobanî ve Haseke kırsalında çatışmalar yaşanırken, 30 Ocak’ta Şam yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında mutabakata varıldı.

Aynı dönem, Türkiye’de Kürt meselesinin çözümüne yönelik başlayan barış sürecinin devam ettiği bir zaman aralığına da denk geldi.

Bu nedenle rapor, söz konusu dönemi yalnızca Suriye haberlerinin karşılaştırılması açısından değil, Türkiye medyasının Kürt meselesini hangi kavramlarla ele aldığını ve kriz dönemlerinde editoryal tercihlerin nasıl değiştiğini görmek açısından da önemli bir kaynak olarak değerlendiriyor.

Araştırmanın ortaya koyduğu kronoloji bu değişimi açık biçimde gösteriyor. 6-13 Ocak tarihleri arasındaki çatışmalar sırasında güvenlik, operasyon ve örgüt merkezli dil yükselirken, 18-19 Ocak’taki ateşkesin ardından siyaset ve müzakere kavramları daha görünür hale geldi.

20-22 Ocak tarihlerindeki “bayrak indirme” olayıyla birlikte kutuplaştırıcı ve ötekileştirici söylemler yeniden yoğunlaştı. 30 Ocak’taki mutabakatın ardından genel söylem kısmen yumuşasa da güvenlik çerçevesinin tamamen ortadan kalkmadığı görüldü.

Kürt meselesinde kutuplaştırıcı dil yükseldi

Araştırmanın dikkat çektiği başlıklardan biri, Kürt meselesiyle bağlantılı haberlerde kullanılan dilin değişimi oldu.

Atv’de bütün veri setinde yüzde 8,6 olan kutuplaştırıcı dil oranının, Kürt meselesine ilişkin cümlelerde yüzde 57,3’e yükseldiği belirlendi. Ötekileştirme oranı ise yüzde 3,5’ten yüzde 50,3’e çıktı.

CNN Türk’te kutuplaştırıcı dil oranı yüzde 11,6’dan yüzde 37,7’ye, ötekileştirme oranı ise yüzde 4,5’ten yüzde 27,2’ye yükseldi.

CNN Türk, NOW TV ve Halk TV’de Kürt meselesine ilişkin cümlelerde nefret söylemi olarak etiketlenen ifadelerin de genel kanal ortalamalarının belirgin biçimde üzerine çıktığı görüldü.

Bununla birlikte rapor, söz konusu rakamların doğrudan bir “etik ihlal sıralaması” şeklinde okunmaması gerektiği konusunda uyarıyor.

Nicel etiketleme cümle düzeyinde ve büyük dil modeli aracılığıyla gerçekleştirildi. Bu nedenle şiddeti eleştiren bir cümle de “olumsuz duygu” etiketi alabiliyor. Bir sözcüğün ya da ifadenin kim tarafından kullanıldığı, kanalın aktarılan ifadeyle arasına mesafe koyup koymadığı ve sözün hangi bağlam içerisinde kullanıldığı nitel söylem analizinde ayrıca incelendi.

Kanalların Suriye haberlerinde farklı çerçeveleri

Araştırmaya göre kanallar arasındaki farklılık yalnızca Suriye gündemine ne kadar yer verildiğiyle ortaya çıkmıyor. Asıl ayrım, gelişmelerin hangi aktörlerin bilgisiyle ve hangi çözüm anlayışı içerisinde çerçevelendiğinde belirginleşiyor.

CNN Türk’ün haber anlatısının ağırlıklı olarak güvenlik, merkezi devlet otoritesi ve Türkiye’nin sınır güvenliği etrafında kurulduğu belirtildi.

Atv’de ise askeri müdahalenin “zorunluluk” ve “kaçınılmazlık” çerçevesinde ele alındığı ifade edildi.

NOW TV, Suriye gündemine daha sınırlı yer verirken resmi kaynaklara ve güvenlik merkezli anlatıya ağırlık verdi.

Sözcü TV’de askeri gelişmeler, diplomatik temaslar ve teknik saha bilgileri öne çıktı. Bununla birlikte merkezi devlet otoritesi ve Türkiye’nin güvenlik kaygılarının temel çerçeveyi oluşturmaya devam ettiği belirtildi.

Halk TV ise raporda kanallar arasında en belirgin editoryal tutarsızlığı gösteren yayın kuruluşu olarak değerlendirildi. Kanalın bir yandan müzakere süreçlerine, siyasal çözüm ihtimallerine, protestolara ve sivil eylemlere alan açtığı; diğer yandan metinsel anlatı ile görsel ve işitsel dramatizasyon arasındaki gerilim nedeniyle sorunlu söylemler de üretebildiği belirtildi.

İlke TV’de hak ve temsil vurgusu öne çıktı

Raporda İlke TV’nin haberlerinde Kürt kimliğinin doğrudan görünür hale geldiği belirtildi.

Ateşkes ve mutabakatların yalnızca askeri gelişmeler üzerinden değil; dilsel ve kültürel haklar, vatandaşlık, siyasi temsil, yerel güvenlik ve anayasal güvenceler üzerinden de tartışıldığı ifade edildi.

Araştırmada kanallar arasında ortaklaşan önemli noktalardan biri ise güvenlik söyleminin yalnızca iktidara yakın yayınlarla sınırlı kalmaması oldu.

Muhalif olarak tanımlanan kanallar hükümet politikalarını eleştirebilse ve resmi açıklamalara daha fazla mesafe koyabilse de Kürt meselesi ve Suriye gündeminde devlet merkezli kavramların, güvenlik uzmanlığının ve “meşru aktör” ayrımlarının bu yayınlarda da varlığını sürdürdüğü belirtildi.

Barış kavramı hangi çerçevede ele alınıyor?

Rapora göre bazı yayınlarda barış, merkezi devlet otoritesinin yeniden kurulması ve silahlı bir yapının tasfiyesiyle sınırlı biçimde ele alınıyor.

Daha hak odaklı yayınlarda ise müzakere, siyasal temsil, eşit yurttaşlık, yerel yönetim ve sivil yaşamın yeniden kurulması çözümün parçaları olarak değerlendiriliyor.

Çalışma bu noktada medyanın yalnızca neyi haber yaptığına değil, neyi haber değeri dışında bıraktığına da dikkat çekiyor.

21 Ocak’ta başlayan saç örme protestoları ile 24 Ocak’ta İstanbul’da Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılara karşı düzenlenen yürüyüşlerin kanalların büyük bölümünde sınırlı yer bulması veya hiç görünmemesi bu duruma örnek gösteriliyor.

Rapora göre bu görünmezlik, barış gazeteciliğinin toplumsal cinsiyet boyutunu da ortaya çıkarıyor. Televizyonlar resmi anlaşmaları ve askeri gelişmeleri haberleştirmekte ortaklaşırken kadın dayanışması, bedene yönelik şiddet ve sokakta ifade edilen siyasi talepler daha kolay gündem dışında kalabiliyor.

Kaynak çeşitliliği hak odaklı gazeteciliğin temel unsurlarından

Hak odaklı barış gazeteciliği açısından kaynak çeşitliliğinin yalnızca karşıt taraflardan eşit sayıda kişiye mikrofon uzatmak anlamına gelmediği belirtiliyor.

Rapora göre devlet yetkilileri, güvenlik kaynakları ve resmi kurumlar yalnızca bilgi kaynağı olarak kalmıyor; olayların nasıl adlandırılacağını da belirleyebiliyor.

Bu durumda çatışmadan doğrudan etkilenen topluluklar, kendi sözleriyle konuşan hak özneleri olmak yerine resmi açıklamaların konusu haline gelebiliyor.

Bu nedenle gazetecinin görevi “öteki” adına konuşmak değil, dışarıda bırakılanların kendi bilgi, deneyim ve talepleriyle söz kurabilecekleri alanları açmak olarak tarif ediliyor.

Gazeteciler editoryal müdahalelere dikkat çekti

Araştırmanın önemli bir bölümünü farklı televizyon kanallarında çalışan muhabir ve haber müdürleriyle gerçekleştirilen anonim yarı yapılandırılmış görüşmeler oluşturdu.

Bu görüşmeler, haber üretim süreçlerini, editoryal tercihleri, çalışma koşullarını ve denetim mekanizmalarını anlamak amacıyla araştırmaya dahil edildi.

Raporda televizyon söyleminin yalnızca kullanılan sözcükler üzerinden değerlendirilmediği de vurgulandı. Ekran yazıları, görüntü seçimi ve görüntülerin tekrarı, dış sesin tonu, haritalar, kurgu ve program formatı haberin anlamını oluşturan editoryal tercihler olarak ele alındı.

Görüşmeler, hak odaklı barış haberciliğinin yalnızca gazetecinin kişisel duyarlılığı veya sözcük tercihleriyle değil, yapısal koşullar, kurumsal işleyiş ve gündelik üretim pratikleriyle birlikte mümkün olduğunu gösterdi.

Prof. Dr. Nazan Haydari, çalışmada gazetecinin sorunlu bir ifadeye itiraz etmesi, doğrulanmayan bir haberi yayımlamaması veya daha kapsayıcı bir kaynak listesi önermesinin gerekli bir mesleki tutum olduğunu belirtiyor.

Haydari’ye göre editoryal müdahalelerin bulunduğu, iş güvencesinin zayıf olduğu, yazılı ilkelerin uygulanmadığı ve kararların kişiden kişiye değiştiği bir kurumda bu tutumun süreklilik kazanması mümkün olmuyor.

Editoryal bağımsızlık, yeterli personel, düzenli kurum içi eğitim olanakları, alan uzmanlaşması, çok aşamalı kurum içi teyit, düzeltme ve denetim mekanizmaları ile gazeteci güvenliğinin bireysel çabaları ve duyarlılığı kurumsal güvenceye dönüştürebileceği ifade ediliyor.

Bu yaklaşım doğrultusunda barış haberciliğinin, bireysel etik duyarlılığın yapısal ve kurumsal imkânlarla desteklenmesi halinde gündelik ve sürdürülebilir bir gazetecilik pratiğine dönüşebileceği vurgulanıyor.

Hak odaklı barış gazeteciliği yalnızca çatışmanın sona ermesi değil

Çalışmanın teorik çerçevesi, Sevda Alankuş’un “Barış Gazeteciliği Elkitabı”nda geliştirdiği hak odaklı barış gazeteciliği yaklaşımını günümüz televizyon ortamına taşıyor.

Bu yaklaşım gazetecilikte barışı yalnızca çatışmanın sona ermesi olarak ele almıyor. Haklar, eşit yurttaşlık, siyasi katılım, toplumsal cinsiyet, temsil ve yapısal şiddet de barış haberinin konusu haline geliyor.

Bu nedenle raporun temel tartışması “medya barışı destekliyor mu?” sorusuyla sınırlı kalmıyor.

Çalışma, gazeteciliğin barışı kimin bilgisiyle, hangi haklar üzerinden ve kimleri siyasi ve toplumsal özne olarak tanıyarak konuştuğu sorusunu gündeme getiriyor.

Kalıcı barış gazeteciliği için kurumsal dönüşüm gerekiyor

Araştırmanın vardığı temel sonuç, hak odaklı barış gazeteciliğinin yalnızca ateşkes veya anlaşma günlerinde ortaya çıkan geçici bir söylem olmaması gerektiği yönünde.

Çalışmanın teorik çerçevesi, Sevda Alankuş’un Barış Gazeteciliği Elkitabında geliştirdiği hak odaklı barış gazeteciliği yaklaşımını bugünün televizyon ortamına taşıyor.

Bu yaklaşım gazetecilikte barışı yalnızca çatışmanın sona ermesi olarak görmüyor. Haklar, eşit yurttaşlık, siyasal katılım, toplumsal cinsiyet, temsil ve yapısal şiddet de barış haberinin konusu haline geliyor.

Rapora göre kalıcı bir hak odaklı barış gazeteciliği için barış dilinin haber merkezlerinin gündelik kaynak seçimine, temsil anlayışına, doğrulama süreçlerine ve editoryal kararlarına yerleşmesi gerekiyor.

Çalışma böylece Suriye haberlerinin hangi sözcüklerle aktarıldığının ötesine geçerek, televizyon haberciliğinde hangi aktörlerin konuşabildiğini, hangi hakların görünür olduğunu ve hangi toplumsal deneyimlerin haberin dışında bırakıldığını tartışmaya açıyor.