Toplum ve Hukuk Araştırma Vakfı (TOHAV) tarafından düzenlenen panelde, ağırlaştırılmış müebbet infaz rejiminin hukuki ve fiili sonuçları ile mahpusların “umut hakkı” konusu ele alındı. Konuşmacılar, uygulamanın mahpuslar açısından “sivil ölüm” anlamına geldiğini vurguladı.
TOHAV, “Türkiye’de Umut Hakkının Fiili ve Hukuki Görünümü, Ağırlaştırılmış Müebbet İnfaz Rejimi” başlıklı paneli Beyoğlu’ndaki vakıf merkezinde gerçekleştirdi. Çok sayıda katılımcının izlediği panelin moderatörlüğünü İbrahim Bişaroğlu üstlenirken, TOHAV yönetiminden Zozan Vargül ve Asrın Hukuk Bürosu’ndan Suzan Akipa sunum yaptı.
TOHAV’dan Zozan Vargül, Türkiye’de ağırlaştırılmış müebbet infaz rejiminin ölüm cezasının kaldırılmasının ardından en ağır cezai yaptırım olarak uygulandığını belirterek, şunları söyledi:
“Bu uygulama, yalnızca mahpusların özgürlüğünü sınırlamakla kalmamakta, fiilen sivil haklarını ve toplumsal bağlarını koparmakta, onları görünmez hâle getirmektedir. Hukuk literatüründe bunun ‘sivil ölüm’ olarak adlandırıldığını görebiliriz. Umut hakkı, bir mahpusun geleceğe dair beklentiye sahip olma hakkıdır. Bir gün toplumla yeniden bütünleşebileceğini bilme, toplumsal bağlarını sürdürme ve kişisel değişim kapasitesini koruma hakkıdır. Bu hak, yalnızca mahpus için değil, toplumsal adalet açısından da kritik öneme sahiptir.”
Vargül ayrıca, çözüm yollarına ilişkin olarak uluslararası hukuk, insan hakları ve demokrasi perspektifine dikkat çekti ve şunları belirtti:
“AİHM kararlarının yasama ve yürütme organları tarafından uygulanabilir hâle getirilmesi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin denetim süreçlerine aktif katılım ve ihtiyati önlemler alınması önemlidir. Toplumsal bilinçlendirme ve hukuki farkındalığın artırılması, hukuki reformların sadece yasama ile sınırlı kalmamasını ve sivil toplumun etkin katkısını gerektirir. Kamuoyunda umut hakkı farkındalığını artırma kampanyaları, akademik çalışmalar, sivil toplum raporları ve medya aracılığıyla normatif ve insani temelli bir tartışma yaygınlaştırılabilir.”
Asrın Hukuk Bürosu’ndan Suzan Akipa ise, ağırlaştırılmış müebbet infaz rejimi ve tecrit uygulamalarına dair şunları aktardı:
“Öncelikli olarak tecrit şartlarında Öcalan’ın isminin bilinçli olarak değiştirilip silindiğini gözlemledik; bunun hukuki başka bir açıklaması olamaz. 18 Mart 2014 tarihli Umut Hakkı İhlali kararımız 2003’te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuş ve 2014’te karara bağlanmıştır. Ancak AİHM hâlâ bu konuda somut uygulama gerçekleştirmiş değil; bu kadar uzun süre bekleyen başka bir dosya bulunmamaktadır.”
Suzan Akipa, Abdullah Öcalan’ın Kürt sorununun çözümünde temel bir aktör ve baş müzakereci olduğunu belirterek, Avrupa Konseyi ve uluslararası hukukun bu süreçteki rolüne dikkat çekerek şunları kaydetti:
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2014 tarihli kararının uygulanmasını denetlemek üzere dosya Bakanlar Komitesi’ne gönderilir. Ancak bu komite yılda dört kez ve kapalı usulde toplanır; başvurucu ve vekilleri toplantılara katılamaz. Komite üyeleri dışişleri bakanlarıdır ve denetim siyasi ve bürokratik bir nitelik taşır; reel politik durumdan etkilenme derecesi yüksektir.”
Panelde, ağırlaştırılmış müebbet infaz rejiminin mahpusların toplumsal bağlarını kopardığı, “sivil ölüm” etkisi yarattığı ve umut hakkının korunmasının hem bireysel hem de toplumsal adalet açısından önemi vurgulandı.




