Toprağa gömdüğümüz ezgiler: Koma Amed
Konuk Yazar 1 Ekim 2026

Toprağa gömdüğümüz ezgiler: Koma Amed

Toprağa gömdüğümüz ezgiler: Koma Amed

 

                                                           Otuz yıl sonra aynı şarkının çocuklarıyla…

 Harbiye dün gece, birbirini hiç tanımayan insanların aynı şarkının devamı kadar kapısını bildiği kocaman bir ev gibiydi. Koma Amed’in sesi kalabalığa karışan şarkıları arasında yıllar vardı. O yılları yaşamış olanlarla çok sonra doğanlar yan yanaydı. Harbiye, otuz yıllık bir özlemin, bastırılmış bir hafızanın ve zamana direnen bir dilin buluşma meydanıydı.

Yaşlılar, genç kızlar, delikanlılar… Esmer çocukların ellerini tutan kadınlar, erkekler… Beyaz leçekli teyzeler; giyimlerinde binbir çağın ve medeniyetin modernliği, dillerinde annelerinden kalan ezgilerle rengârenk gençler; boyunlarında üç renkli puşileriyle “anlıyorum ama konuşamıyorum” delikanlılar…

Harbiye’yi dolduran kalabalığa bakarken Kürtlüğün ne kadar canlı, ne kadar çeşitli olduğunu görüyordunuz. Herkes kendi yaşıyla, kendi hâliyle oradaydı. Birbirine benzeyen ve benzemeyen bütün bu insanlar aynı şarkıya girebiliyordu.

En çok da pürüpak tülbentlerinin altından gözleri gururla parlayan, metropolün ortasında bile duruşuyla, edasıyla kürdi kalan teyzelerde; pos bıyıklı, derin çizgili yüzlerinin üstünde kasketleriyle xalolarda insanın içini ısıtan bir şey vardı. Hayat değişmiş, şehirler değişmiş, giyinmenin ve yaşamanın biçimleri değişmişti. Kürtçe bütün bunların içinde yolunu bulmuştu.

Ve bizler; yanı başımızda sevgililerimiz, eşlerimizle, çocukluğumuzun kırgın ama mağrur mirasını taşıyarak o kalabalığa karışan birer şahit… Yüzlerce kilometre uzaktan gelmiş hislerin aynı nakaratın altında bir eve dönme hâliydi bu.

Sonra sahnede Koma Amed göründü…

90’ların o tekinsiz, karanlık yıllarında arka sokaklarda, köylerde, evlerin kuytularında gizli saklı kasetlerin sesiydi onlar. 1988’de Ankara’da, çoğu tıp öğrencisi olan gençlerin kurduğu grup, Kürt müziğine kendi kuşağının sesini kattı. Evlerde duyduğumuz ezgiler onların müziğinde başka bir ses buldu, yanlarına yeni besteler eklendi. Sonra o ses kasetlere doldu, evlere girdi, bizim çocukluğumuza kadar geldi.

Doksanlarda o kasetlerin ne anlama geldiğini, onları saklamak zorunda kalanlar bilir.

Evet, biz o kasetleri toprağa gömdük.

Bugün yazarken bile insanın eli duruyor bu cümlede.

Sevdiğin bir şarkıyı, bir dili korumak için üstünü toprakla örtmek… O şarkının içinde annenin dili var, babanın sesi, senin kimliğin, daha anlamını bütünüyle kavrayamadığın bir özlem var. Küçücük bir kaseti saklamak, bütün bunları saklamak demekti.

Ama şarkılar evden eve geçti. İnsanların ağzında kaldı. Beş yaşında çocuklar, adını bilmedikleri bir grubun şarkısını babalarından öğrendi. Aradan geçen yıllar boyunca o ezgileri duymak, çoğumuz için bir evin kapısını hep açık bıraktı; kapananları yeniden açtı.

Benim açılan kapımın ardında Muş Ovası var.

Babamın ardından yürüdüğüm sonsuz tarlalar, onun omzunda tırpanı ve ağzında “Amediyê”; annemin ağzında, yünü döndürürken iç çektiği ritim “Teşî”…

Koma Amed benden üç dört yaş büyük. Sesleriyle büyüdüm. Otuz yılı aşkın bir aradan sonra İstanbul’a geldikleri gece, eşimin sürpriziyle onları ilk kez sahnede dinledim. Çevreme baktığımda kendi hatıramın o büyük kalabalığın içinde ne kadar çok karşılığı olduğunu düşündüm.

Herkesin o şarkıya geldiği bir yol vardı.

Otuz yılın uzunluğu, sahneyle seyirci arasında daha iyi anlaşılıyordu. O şarkılarla genç olmuş insanların yanında şimdi gençler vardı. Bir zamanlar kaseti saklayan kuşağın şarkısını, şimdi başka bir kuşak aşkla söylüyordu.

Kürtçe Harbiye’de binlerce ağızdaydı. Tek başına dinlediğinde içine çöken bir söz, binlerce insanla söylenince başka türlü çıkıyordu insanın göğsünden. İstanbul’un ortasında, yıllarca evlerden, mahallelerden, kasetlerden taşınan ses kendine kocaman bir yer açmıştı.

Geçmişin ağırlığını bilen insanlar sevinçle bir aradaydı. Gençlerin heyecanı yaşlılara değiyor, yıllanmış ezgiler çocukların duyacağı kadar yakına geliyordu.

Kulîlka Azadî çalmaya başladığında Harbiye artık yalnızca bir konser alanı değildi…

Yıllar sonra çocukların bu geceyi hangi ayrıntıyla hatırlayacağını bilmiyoruz.

Koma Amed son alkışlarla çekilip, kalabalık dağıldığında kimse eve yalnızca dinlediği şarkılarla dönmedi. Herkes göğsündeki hüzne ve ev hasretine, dilinin ve hafızasının hâlâ ne kadar diri olduğunu bilen o mağrur ferahlıkla ayrıldı oradan.

Varız, buradayız…

Bizim annelerimizden, babalarımızdan hatırladığımız gibi.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.