• Ana Sayfa
  • Ekoloji
  • Tortum Davası’nda zamanaşımından düşme kararı verildi
Tortum Davası’nda zamanaşımından düşme kararı verildi
Mehmet Horuş 25 Mayıs 2026

Tortum Davası’nda zamanaşımından düşme kararı verildi

HES’lere karşı tepkiler, özellikle iki binli yılların başında ekoloji mücadelesinin toplumsallaşmasının önemli bir evresini oluşturdu. Erzurum Tortum’daki çevre mücadelesinin aralarında yer aldığı yerel hareketler, hukuk mücadelesinde boyutunda da kazanımlar elde ettiler. Ülkemizde çevre hukukunun gelişimi bakımından sembolik nitelikteki davalardan biri olan HES inşaatı sırasında çevreyi kirletme suçu nedeniyle Tortum Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, geçtiğimiz günlerde zamanaşımından düşme kararı verildi.

Tortum’da HES’lere karşı köylülerin eylemleri ve bu eylemler sırasında verilen cezalar, kamuoyunun yakından izlediği çevre mücadelelerinden birine dönüşmüştü. Yöredeki ekolojik açıdan en riskli projelerden biri olan Katıklı Çayı üzerinde kurulmak istenen Bağbaşı Regülatörü ve HES Projesi için 2007 yılında ÇED Gerekli Değildir Kararı verildi. İlerleyen yıllarda HES inşaatı sırasında pasa ve inşaat atıkları rastgele etraftaki dere yataklarına boşaltıldı. O kadar büyük miktarlarda atık doğal ortama salındı ki derelerdeki ağaçlar görünmez oldu. İçme suları kirletildi ve tarım alanları zarar gördü.

Yöre yurttaşları adına 2011 yılında adli ve idari şikâyet başvuruları yapıldı. 2012 yılında Tortum Cumhuriyet Başsavcılığı iki ayrı bilirkişi raporuyla çevrenin kasten kirletildiğini ve ÇED sürecinde yanıltıcı veri kullanıldığını tespit ederek iki şüpheli hakkında iddianame hazırladı. Şüphelilerden şirket yetkilisi hakkında inşaat çalışmaları kapsamında oluşan atık malzemelerin, ilgili mevzuatlar ile belirlenmiş teknik usul ve esaslara aykırı olarak izin/onay alınmaksızın, tedbirsiz olarak çevreye risk taşıyan dere yataklarına ve heyelan riski taşıyan bölgelere dökülmüş olması ve uyarılara rağmen bu atıkların kaldırılmaması fiilleri nedeni ile dava açıldı. ÇED Gerekli Değildir Kararının verildiği proje tanıtım dosyasını hazırlayan çevre mühendisi ise, kesin olmayan veri ve varsayımlara göre hesaplama yapması nedeniyle, yanlış ve yanıltıcı bilgi verdiği gerekçesiyle diğer bir sanık olarak davada yer aldı.

2013 yılında Tortum Asliye Ceza Mahkemesi’nde her iki sanık hakkında görülmeye başlanan davada, çok sayıda mağdur yöre yurttaşı da müşteki olarak yer aldı. 2016 yılında çevreyi kasten kirletmekten şirket yetkilisi hakkında ceza verilirken proje tanıtım dosyasını hazırlayan mühendis yönünden kesin kanıt bulunamadığı gerekçesiyle beraat kararı verildi. Bu karar sonrasında dava, temyiz başvurusuyla Yargıtay’a taşındı.

Yargıtay, 2022 yılındaki tebligatlardaki eksilikleri giderme kararından sonra 2024 yılında temyiz taleplerini esastan karara bağladı. Sekiz yılın ardından beraat eden sanık yönünden verilen kararı bozarak aradan geçen süre nedeniyle zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verdi. Yerel mahkemede ceza alan şirket yetkilisi yönünden ise yine zamanaşımı sorununu ele almış ve suçun nitelikli halinin oluşup oluşmadığına göre incelenmesine hükmetmiştir. Bu doğrultuda Yargıtay; “sanığa yüklenen suçun oluşup oluşmadığının tespiti ve suça konu atık veya artıkların, toprakta, suda veya havada kalıcı etki bırakıp bırakmadığı, insanlar ve hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına ve üreme yeteneğinin körelmesine yönelik” yeniden bilirkişi raporu alınıp değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle bozma kararı vermiştir. Bozma kararının ardından dava, 2025 yılında yeniden Tortum Asliye Ceza Mahkemesi esas kaydına alınmıştır. Bir kez daha bilirkişi görüşü alınan dosyadaki diğer eksiklikler de giderilmiştir. 13 Mayıs 2026 tarihli duruşmada, kalan tek sanık yönünden de aradan geçen süre nedeniyle zamanaşımından düşme kararı verilmiştir. Böylece; dava, zamanaşımı nedeniyle düşmüş oldu. Bu karara karşı temyiz başvurusu yapıldı. Ancak verilen düşme kararı önceki Yargıtay kararının gereği olarak alındığı için Yargıtay’a yapılan temyiz başvurusu hukuksal anlamda bir fikri takipten öte anlam taşımıyor.

Tortum’daki bu davanın bir özel niteliği daha var. Çevre Kanunu’nun 26.maddesine göre; “yargıya intikal eden çevresel etki değerlendirmesine ilişkin ihtilaflarda çevresel etki değerlendirmesi süreci yargılama sonuna kadar durur.” Bu hükmün Türkiye’de uygulandığı belki de tek örnek olay, yukarıda özetlenen davada gerçekleşmiş olabilir. Ceza yargılamasında karar kesinleşmeden sonuç doğurmaz. Ama ÇED raporu hazırlarken yanlış ve yanıltıcı nitelikte belge düzenlendiğine dair yürütülen soruşturma sonucunda dava açılırsa, ÇED süreci hemen durdurulmaktadır. Tortum’da bu kural uygulanmış ve ceza davasının açılması ile birlikte şirketin aldığı ÇED kararı ve buna dayalı faaliyetleri durdurulmuştur. Yıllar sonra gelen düşme kararı, bu yöndeki ileri sayılabilecek bir hukuksal kazanımın gerisine düşmek anlamına geliyor.

ÇED kararına karşı hukuksal mücadeleyle başlayan ve şimdilik 13 yıldır devam eden ceza davasıyla süren hukuk mücadelesinde müştekilerden ikisi yaşama veda ettiler. Çevre davalarında davacıların vefatı olgusu diğer davalara nazaran çok daha sık karşımıza çıkıyor. Bunun bir nedeninin kırsal bölgelerdeki yaş ortalamasının yüksekliği olabilir. Ama üzerinde durulması gereken önemli bir diğer neden olarak insanların hayatlarının geri kalanında ekolojik anlamda maruz kaldıkları stres ve hayal kırıklıklarını sayabiliriz.  Bu insanlar, ceviz ve kiraz ağaçlarının arasında, temiz havanın ve buz gibi suların ortasında cennet gibi bir vadideki yaşamlarını, milyonlarca ton atıkla yok edilmiş bir coğrafyada, tozun dumanın ve dinamit seslerinin ortasında noktaladılar.

Tortum davası zamanaşımında düştü. Ama davaya neden olan ve önce savcılığın sonra mahkemenin görevlendirdiği bilirkişilerce tespit edilen kirlilik ortadan kaldırılmadı. Çevreye karşı işlenen suç sabit olmasına rağmen sırf yargılamadaki gecikme nedeniyle suçlular ceza almadı. Ama mağdur ve müşteki konumundaki yöre yurttaşları, çevre kirliliğiyle yaşamaya mahkûm oldular. Çevreye karşı işlenmiş suça konu olan atıklar kaldırılmadığına göre zamanaşımı kararının sanıklara sağlanan bir cezasızlık olanağı dışında anlamı kalmıyor.

Tortum davasında verilen düşme kararı, insan hakları ihlallerinden sonra çevreye karşı işlenen suçlarda da cezasızlık politikası uygulanması anlamına geliyor.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.