Trump’ın Rusya politikası Ukrayna ile gerilimi artırıyor

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kiev’i Moskova karşısında teslim olmaya zorladığını düşündüğünü belirterek Washington’a yönelik eleştirilerini artırdı.

Trump’ın Rusya politikası Ukrayna ile gerilimi artırıyor
Trump’ın Rusya politikası Ukrayna ile gerilimi artırıyor
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 22 Ekim 2026 13:18

ABD ile Ukrayna arasındaki ilişkiler, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin ABD Başkanı Donald Trump’ı ülkesini Rusya karşısında teslim olmaya zorlamakla suçlamasının ardından yeni bir gerilim dönemine girdi.

Öte yandan Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i bir araya getirebilecek olası bir zirveye ilişkin haberlerle gündeme geldi. Ukrayna’nın katılımının öngörülmediği belirtilen bu girişim, Moskova üzerindeki ekonomik kısıtlamaların hafifletilmesi ve savaşın geleceği hakkındaki tartışmaları yoğunlaştırdı.

Washington’un Moskova’ya ekonomik teşvikler sunması, Kiev’den Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırıları durdurmasını istemesi, Ukrayna’nın savunma malzemeleri tedarikinde yaşadığı sıkıntılar ve istihbarat paylaşımına ilişkin şikâyetler, ABD’nin izlediği politikanın yönüne dair soru işaretlerini artırıyor.

Gelişmeler, Washington’un dengeli bir müzakere yoluyla çözüm mü aradığı, yoksa savaşı hızla sona erdirmek amacıyla Ukrayna üzerindeki baskıyı mı artırdığı sorusunu gündeme getiriyor.

Zelenski: Ukrayna’yı teslim olmaya ikna etmeye çalışıyorlar

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Bloomberg’e verdiği röportajda, “Ukrayna’yı teslim olmaya ikna etmek için bazı adımlar atıldığını düşünüyorum” dedi. Washington’un savaşı ülkesinin çıkarları pahasına hızla sona erdirmeye çalıştığına inanmak istemediğini belirten Zelenski, “Ancak görünen tablo bu” ifadelerini kullandı.

Zelenski, gazeteci Piers Morgan’a verdiği bir başka röportajda ise Trump tarafından “ihanete uğramış” hissettiğini söyledi.

İki liderin bir hafta boyunca karşılıklı sert eleştiriler yönelttiği bu açıklamalar, Ukrayna yönetiminin ABD’nin niyetlerine ilişkin kuşkularını kamuoyu önünde daha açık biçimde dile getirdiğini gösterdi. Zelenski, Trump’ı otoriter liderlere yakın olmakla suçlarken ABD Başkanı da Ukraynalıları ülkelerinin liderini seçim yoluyla değiştirmeye çağırdı.

Rusya’dan dizel yakıt alımı tartışma yarattı

Son gerilim, Trump’ın 9 Ekim’de ABD’nin Rusya’dan dizel yakıt satın alacağını açıklamasıyla başladı. Trump, bu adımın 3 Kasım’da yapılacak ara seçimler öncesinde akaryakıt fiyatlarının düşürülmesine yardımcı olacağını belirtti.

Karar, Ukrayna’nın tepkisine yol açtı. Rus petrol ürünlerinin daha büyük miktarlarda yeniden piyasalara girmesi, Moskova’ya ek gelir sağlayabilir. Bu durum, Rusya’nın savaş finansmanını sınırlandırmayı amaçlayan Batı yaptırımlarının etkisini azaltma riski taşıyor.

Anlaşmazlık ekonomik konularla sınırlı kalmadı. Trump, Kiev’den Rus rafinerilerine yönelik saldırıları durdurmasını da istedi. Ukrayna, Rus ekonomisi üzerinde baskı oluşturmak ve Moskova’nın askerî operasyonlarını finanse etme kapasitesini zayıflatmak amacıyla bu saldırılardan yararlanıyor.

Ukrayna açısından bakıldığında, Rusya’ya ekonomik teşvikler sunulurken Kiev’den bu baskı aracından vazgeçmesinin istenmesi, taraflar arasındaki güç ve baskı dengesini Moskova lehine değiştirebilir.

Trump, pazar akşamı sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Rusya ile ilişkilerini sürdürmesinin gerekçesini şöyle açıkladı:

“Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı sona erdirmek için müzakereler yürütüyorum. Rusya’nın müzakere masasından aptalca bir şekilde uzaklaşmasına yol açacak hiçbir adım atmak istemiyorum.”

Trump ayrıca Zelenski’nin savaşı sona erdirmek istemediğini, hatta belki de hiçbir zaman istememiş olduğunu söyledi.

Bu açıklamalar, tarafların barış kavramına farklı yaklaştığını ortaya koyuyor. Beyaz Saray, müzakereler yoluyla çatışmaların sona erdirilmesine öncelik verirken Kiev, herhangi bir anlaşmanın Rusya’ya ileride savaşı yeniden başlatma imkânı verecek toprak veya güvenlik kazanımları sağlamaması gerektiğini belirtiyor.

Bu yaklaşım ABD yönetimi açısından bir ikilem yaratıyor. Ekonomik teşvikler Moskova’yı müzakereye yöneltebilir. Ancak teşviklerin saldırıların durdurulması veya uygulanabilir güvenlik garantilerinin kabul edilmesi gibi somut Rus tavizlerine bağlanmaması, yaptırımların etkisini zayıflatabilir.

Putin’in üçlü zirve önerisi gündemde

Trump, Putin ve Şi Cinping arasında olası bir zirveye ilişkin haberler, ABD ile Ukrayna arasındaki anlaşmazlığa daha hassas bir boyut kazandırdı.

Wall Street Journal’da yayımlanan habere göre Putin, 9 Ekim’de Trump’la yaptığı telefon görüşmesinde, kasım ayında Çin’in Shenzhen kentinde düzenlenecek Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi kapsamında üçlü bir toplantı yapılmasını önerdi. 18-19 Kasım tarihlerinde düzenlenmesi planlanan zirvede, Ukrayna savaşının Moskova’nın koşullarına uygun biçimde sona erdirilmesinin ele alınması öngörülüyor.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, önerinin gayriresmî olarak görüşüldüğünü doğruladı. Ancak toplantının gerçekleştirilmesi veya gündemi konusunda henüz anlaşmaya varılmadığını belirtti. Gazeteye konuşan bir ABD’li yetkili de Trump’ın toplantıya katılmayı henüz kabul etmediğini söyledi. Dolayısıyla üçlü zirve, kesinleşmiş bir diplomatik düzenleme değil, Rusya tarafından ortaya atılmış bir öneri niteliği taşıyor.

Buna rağmen, önerilen formatta Ukrayna’nın yer almaması, büyük güçlerin başka ülkelerin geleceğini kendi aralarında belirlediği anlaşmalara ilişkin kaygıları yeniden gündeme getirdi.

Bu kaygılar, 1945’te ABD Başkanı Franklin Roosevelt, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve Sovyetler Birliği lideri Josef Stalin’in bir araya geldiği Yalta Konferansı’nı hatırlatıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’nın düzeninin şekillendirildiği konferansta Almanya’nın, Polonya’nın ve Nazi işgalinden kurtarılan ülkelerin geleceği ele alınmıştı.

Wall Street Journal’a göre Kiev’in temel endişesi, böyle bir toplantının yapılmasından çok, müzakerelerin Ukrayna’nın kabul edebileceği bir anlaşma arayışından çıkarak ABD, Rusya ve Çin arasında olası bir uzlaşmanın sınırlarını belirleme sürecine dönüşmesi. Böyle bir durumda Zelenski üzerinde, ortaya çıkacak sonuçları kabul etmesi için baskı kurulabileceği değerlendiriliyor.

Putin açısından zirve, henüz bir anlaşmaya varılmadan diplomatik kazanım sağlayabilir. Rusya, dünyanın en büyük iki ekonomik gücüyle doğrudan müzakere eden bir aktör olarak konumunu pekiştirebilir. Çin ise Moskova’yı önemli tavizler vermeye zorlamaya hazır olduğu anlamına gelmeksizin uluslararası arabulucu rolünü güçlendirebilir.

Bu diplomatik gelişmeler, Ukrayna’nın kendisini savunma kapasitesini doğrudan ilgilendiren başka anlaşmazlıklarla eş zamanlı olarak yaşanıyor.

Ukrayna, ABD’nin istihbarat paylaşımından şikâyetçi

New York Times’ın haberine göre Ukraynalı yetkililer, Ukrayna kuvvetlerinin kullandığı güvenli uydu iletişim ağına getirilen kısıtlamalardan ve Rusya’nın balistik füze saldırılarına ilişkin ABD istihbaratı tarafından sağlanan erken uyarılardaki kesintilerden şikâyet etti.

Zelenski, Kiev’in pazar akşamı düzenlenen füze saldırısından önce ortaklarından erken uyarı almadığını söyledi. Ukrayna Hava Kuvvetleri Sözcüsü Yuriy İhnat da saldırıların ilk dalgasından önce uyarı yapılmadığını doğrularken pazartesi sabaha karşı gerçekleşen sonraki dalgadan önce uyarıların ulaştığını belirtti.

ABD’li yetkililer ise Rus balistik füzelerine ilişkin istihbarat paylaşımının durdurulduğu yönündeki iddiayı reddetti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bazı uyarıların ulaşmamasını erken uyarı sistemindeki bir yazılım sorunuyla ilişkilendirdi ve son saldırıda yaşananları açıklayamadığını söyledi.

Bu nedenle kesintilerin Kiev üzerinde baskı kurmak amacıyla ABD tarafından kasıtlı olarak gerçekleştirildiğini kanıtlayan kamuya açık yeterli veri bulunmuyor.

Sorun, Ukrayna’nın Rus balistik füzelerini önlemek için kullandığı Patriot hava savunma sistemlerine ait önleyici füze eksikliğiyle daha da ağırlaşıyor. Zelenski, özellikle Ortadoğu’daki savaş nedeniyle küresel talebin arttığı bir dönemde Washington’un bazı füzelerin teslimatını geciktirdiğini söyledi.

Ukrayna makamlarının açıkladığı verilere göre Rusya, Kiev ve çevresini hedef alan bir saldırıda 16 balistik füze ve yaklaşık 270 insansız hava aracı (İHA) kullandı. Ukrayna Hava Kuvvetleri, 240’tan fazla İHA’nın düşürüldüğünü bildirdi.

Saldırı, ABD’nin savaşı sona erdirme çağrıları ile Ukrayna’nın sahada karşı karşıya olduğu askerî koşullar arasındaki uçurumu ortaya koyuyor. Hava savunma kapasitesindeki herhangi bir azalma, Ukrayna yönetimi üzerindeki baskıyı daha da artırabilir.

Rusya, ABD-İran geriliminde de diplomatik rol arıyor

Ukrayna krizine paralel olarak Moskova, ABD ile İran arasındaki gerilim konusunda da diplomatik temaslarını sürdürüyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün Tahran’ı ziyaret ederek İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştü. Lavrov, temasların bölgede geniş çaplı bir savaşın yeniden başlamasını önlemeyi amaçladığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre bu girişimler, Putin’e ABD yönetiminin öncelikli gündemindeki iki krizin çözümüne katkı sağlayabilecek bir aktör olarak Rusya’yı öne çıkarma fırsatı sunuyor. Bu krizler Ukrayna savaşı ve İran’la yaşanan gerilimden oluşuyor.

Petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin aksaması da Trump açısından enerji iş birliğini daha önemli hâle getiriyor. ABD Başkanı, ara seçimler öncesinde ekonomik baskılarla karşı karşıya bulunuyor.

Bununla birlikte, Washington’un Rusya üzerindeki baskıyı azaltması karşılığında Moskova’nın İran konusunda arabuluculuk rolü üstlenmesini öngören bir takas anlaşmasının varlığını doğrulayan kesin kanıt bulunmuyor. Ancak iki diplomatik sürecin eş zamanlı ilerlemesi, Kremlin’in Washington yönetimiyle iletişim kanallarını genişletmesine ve diplomatik manevra alanını artırmasına imkân tanıyabilir.

Yaptırımların hafifletilmesi Kongre’de tartışma yarattı

Trump’ın politikası, ABD Kongresi’nde de endişelere yol açıyor. ABD Başkanı, eylülde kabul edilen bir yasada öngörülen yaptırımların uygulanmasını askıya almak için başkanlık yetkilerini kullandı.

16 Ekim’de yayımlanan başkanlık kararnamesi, ABD’nin ulusal çıkarlarıyla bağlantılı muafiyetlere izin veren bir hükme dayanıyordu. Bu adım, söz konusu yetkilerin Moskova üzerindeki baskıyı artırmayı amaçlayan yasama iradesiyle ne ölçüde örtüştüğü konusunda tartışma başlattı.

ABD ve Avrupa’daki siyasi çevreler, yaptırımların hafifletilmesinin Rusya’ya askerî operasyonlarını sürdürdüğü bir dönemde ekonomik rahatlama sağlayabileceğinden endişe ediyor.

Hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat bazı Kongre üyeleri, doğrulanabilir Rus taahhütleri alınmadan yaptırımların kaldırılması veya hafifletilmesi nedeniyle Trump yönetimini sert biçimde eleştirdi. Bu adımların Putin’in mevcut politikalarını değiştirme motivasyonunu azaltabileceğini belirttiler.

Beyaz Saray ise ekonomik kazanımların Moskova açısından müzakereleri daha cazip hâle getireceği hesabını yapıyor.

Avrupa’daki kaygılar da Ukrayna’nın dışarıda bırakılabileceği üçlü zirve ihtimaliyle artıyor. Çünkü topraklar veya güvenlik garantileri konusunda varılabilecek herhangi bir anlaşma yalnızca Kiev’in geleceğini değil, Avrupa kıtasının güvenliğini de doğrudan etkileyecek.

Trump uzlaşma sağlayabilir mi?

Analistlere göre yaşanan gelişmeler, ABD’nin Ukrayna savaşına yönelik baskı politikasında önemli bir değişime işaret ediyor. Trump yönetimi, Rusya’yı yaptırımlar ve diplomatik izolasyon yoluyla savaşı durdurmaya zorlamaya odaklanmak yerine Moskova’ya ekonomik teşvikler sunarken Kiev’den askerî ve diplomatik tutumunu değiştirmesini daha güçlü biçimde talep ediyor.

Bu yaklaşım, Putin’i açık koşullara dayalı bir ateşkesi kabul etmeye yöneltirse diplomatik bir fırsat yaratabilir. Ancak belirleyici olan, ABD yönetiminin ekonomik teşvikleri somut Rus tavizlerine dönüştürebilmesi, Ukrayna’ya uygulanabilir güvenlik garantileri sunabilmesi ve Avrupa ülkelerini olası bir uzlaşmanın birkaç yıl sonra yeni bir savaşa yol açmayacağına ikna edebilmesi olacak.

Buna karşılık Moskova, yaptırımların hafifletilmesini ve Washington ile Kiev arasındaki anlaşmazlığı Batı’nın baskı kapasitesinin zayıfladığına dair bir işaret olarak yorumlarsa bu yaklaşım yeni riskler doğurabilir.

Trump’ın önünde iki temel engel bulunuyor. İlk olarak Moskova, başlıca taleplerinden vazgeçmeye hazır olduğunu henüz açık biçimde göstermiş değil. İkinci olarak Kiev’in kabul etmediği bir uzlaşmanın uygulanması ve uzun vadede sürdürülmesi zor olabilir. Bu durum, söz konusu anlaşma Washington veya Pekin tarafından desteklense bile geçerliliğini koruyor.

Kaynak