‘Türk-Kürt kardeşliği’ hani nerede?

Söz konusu Kürtlerin eşit vatandaşlık talepleri olunca “Türk-Kürt kardeşliği” sözleri semalarda yükselir. Bu kardeşlik retoriği üzerinden Türkiye’de yüzyıllık Türk kimliğini üstün kılan hukuki, siyasi, ekonomik, kültürel uygulamalar görünmez kılınmaya çalışılır. Hatta bir de Kürtler kendi içlerinde kriminalize ve terörize edilerek ayrıştırmaya tutulur ve makbul Kürtlerin o kardeşliğe layık olduğu ifade edilir. Ekim 2024’de başlayan yeni çözüm süreciyle birlikte bu kardeşlik retoriği yine siyaset sahnelerinde sıkça tekrarlanmaya başlamıştı. Peki şimdi aynı Kürtlerin etnik kardeşleri olan Suriye’deki Kürtler soykırım riski ile karşı karşıya iken neden Türkiye’den kardeşlik sesleri yükselmiyor?

6 Ocak’tan beri Şam yönetimi Halep’ten başlayarak Suriyeli Kürtlere yönelik saldırılarda bulunmaya devam ediyor. Reuters’ın 9 kaynağa dayandırdığı haberinde belirttiğine göre 5 Ocak’ta Paris’te gerçekleşen toplantıda ABD, İsrail ve Türkiye’nin yeşil ışık yakması ile bu saldırılar başlamış oldu. ABD ve İsrail başka tartışma meselesi ama ben Türkiye devleti ve toplumunun rolü ve reflekslerine bakmak istiyorum.

Türkiye’de eş zamanlı olarak adına “Terörsüz Türkiye” denilen ama Kürt toplumunun ve sivil toplumunun barış kavramında ısrarcı olduğu bir çözüm süreci yürütülüyor. Adına ne dersek diyelim, bu çözüm süreci devam ederken adına komşu ülke denilen ama aslında cetvelle çizilen sınırlarla bir Kürt halkının ülkelerin sınırları arasında bölündüğü bir denklemde Türkiye’deki ve Suriye’deki Kürtleri birbirinden ayrı göremeyeceğimiz aşikar. Durum böyle iken, Türkiye’de iktidarın ve ortaklarının,  Türkiye’deki Kürtleri terörize etmesi yetmezmiş gibi Kuzey ve Doğu Suriyede’ki Kürtleri de terörize etmesi ve gerekirse Şam yönetimine her türlü desteği sunacaklarını belirtmeleri hem Türkiye hem de Ortadoğu sosyolojisini görmezden ve bilmezden gelmelerinin sonucu. Colani’nin Kürtlere, “Arap-Kürt” kardeşliği söylemi üzerinden seslendiği kararname de zaten Türkiye diliyle yazılmış bir metin olarak karşımıza çıkmıştı.

Kuzey ve Doğu Suriye halkları İŞİD belası ile çatışıp kendi topraklarında de facto olarak demokratik bir yaşam kurdular. Kurumları, okulları, üniversiteleri ile de facto işleyen devlet yönetimine destek veren batılı devletlerin ve ABD’nin 2025 boyunca PR çalışmaları ile pazarladıkları Colani’nin sadece geçiş hükümeti değil adeta Suriye’nin tek meşru lideri oymuş gibi davranma aşamasına geçtiklerini görüyoruz. Bu yüzden ABD özel temsilcisi çekinmeden “SDG’nin sahada IŞİD karşıtı birincil güç olma amacı büyük ölçüde miadını doldurdu” diyerek Şam yönetiminin arkasında olduğunu ilan etti.

Uluslararası kurumların gözleri önünde Filistin soykırımı yaşandığından olası bir Kürt soykırımını da görmezden gelme ihtimalleri ve riskini göz ardı etmeden ve o korkuyla biraz da Türkiye toplumunun tepkisine bakmak istiyorum. Dünyanın farklı bölgelerindeki soykırım risklerinde ve insan hakları ihlallerinde vicdanlarını rahatlatmak için bile olsa en azından sosyal medyada tepki gösteren Türk toplumunun komşu dedikleri yanı başlarındaki Kuzey ve Doğu Suriye halklarına karşı olan saldırılara sessiz kaldıklarını ve görmezden geldiklerini görüyoruz. Bir yandan iştahla SDG’nin  geri çekilmesini ve Şam yönetiminin saldırılarını izleyen ve yorumlayan televizyoncular, gazeteciler, akademisyenler var. Diğer taraftan Riyad’daki “Joy Awards” ödül töreni ve Türkiye’deki Tarkan konserleri ile meşgul bir sanat camiası.

Kim tepki veriyor diye baktığımızda yine Kürt toplumu, DEM Parti ve sivil toplum kalıyor geriye. Türkiye’deki Kürtlerin Türkiye’nin dört bir yanında yaptıkları eylemler, yürüyüşler, “bayrak indirme” provakasyonu üzerinden Kürtlerin kardeşleri ile dayanışmaları “kriminalize” ediliyor.  Sivil toplum örgütleri durmadan uluslararası camiaya ve Türkiye kamuoyuuna yönelik açıklamalar ve çağrılar yapıyor ama seslerimiz yine yankı odalarımızda yankılanıyor. Şimdiden Diyarbakır’da Valilik toplanma özgürülüğünü 4 gün yasaklayan kararı paylaştı bile. Yani Kürdün bile Kürtle dayanışması yasak.

Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılar sonrasında binlerce insan defalarca yerinden edildi. Kamişlo’da bu insanlar okullar, kamu binaları, camiler ve kiliselere yerleştirildi. Günlerdir elektrik, su ve internet kesintileri var. İki haftadır Üniversitesilerde öğrenciler derslere giremiyor, hayat askıya alınmış durumda. İç savaş riski ile karşı karşıya olan Kuzey ve Doğu Suriyeliler on yıldan uzun süredir kurdukları ve korumaya çalıştıkları yaşamı, demokrasiyi kaybetmemek için mücadele ediyorlar.

Sosyal medyada Şam yönetiminin İŞİDvari yöntemlerle Kürtlere uyguladığı insanlık dışı muameleler paylaşılıyor, dünyanın her yerinde Kürtler sokaklara dökülüyor, Kürtlere yönelik “Enfal” Suresi ile soykırımı fısıldayan Şam yönetimine tepkiler gösteriliyor. Ama gelin görün ki her fırsatta “Türk-Kürt kardeşliğine” vurgu yapan Türkiye toplumunun siyasetçisi, akademisi, sivil toplumu, medyası “Colaniseverlik” yarışını en önde bitirmeye uğraşıyor.

Ben de buradan seslenmek istiyorum, yanı başımızda bir iç savaş riski varken, Kuzey ve Doğu Suriyeliler saldırılar altında hayatta kalma mücadelesi verirken, her fırsatta ağzınıza sakız yaptığınız “Türk-Kürt kardeşliğiniz hani nerede?!

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.