‘Valiz taşıyıcıları’ ve entelektüelin vicdanı 
Sevda Çetinkaya 28 Ağustos 2026

‘Valiz taşıyıcıları’ ve entelektüelin vicdanı 

‘Valiz taşıyıcıları’ ve entelektüelin vicdanı 

En zorlu, en çatışmalı zamanlarda “bu suça ortak olmayacağız” diyerek bu memleketin entelektüel tarihinin onur nişanesini taşıyan barış akademisyenlerine hürmetle.

 

Cezayir Savaşı’ndaki ‘valiz taşıyıcıları’nın hikayesini anlatacağım size.

1954’te başlayan ve 1962’de Cezayir’in bağımsızlığıyla sona eren savaş, Fransa’nın içinde de ciddi bir siyasal ve vicdani çatışma yarattı. Çünkü Fransız devletinin yürüttüğü savaşa karşı çıkan Fransızlar vardı. Bunların bir bölümü, Cezayir’in bağımsızlığı için mücadele eden FLN’ye doğrudan yardım etmeye başladı.

Onlara sonradan “porteurs de valises”, yani ‘valiz taşıyıcıları’ denilecekti.

Bu insanlar ne mi yapıyordu?

Cezayirli işçilerin FLN için topladığı paraların taşınması, bazı FLN mensuplarının saklanması, sahte belgelerin hazırlanması, haberleşme ve sınır geçişleri gibi işlerde yardımcı oldular. Yeraltı faaliyetlerinin bir parçasıydılar ve bunun suç olduğunu bilerek hareket ettiler.

Çünkü Fransız devleti açısından FLN bir bağımsızlık hareketi değil, yasadışı ve terörist bir örgüttü. Onlar ise Cezayirlilerin bağımsızlık hakkını savunuyordu.

Burada Francis Jeanson’un çevresinde oluşan ağın hikayesini anlatmalıyım.

Jeanson, Sartre’ın çevresindeki önemli isimlerden biriydi. Cezayir meselesi üzerine yazıyor, Fransız sömürgeciliğini eleştiriyordu. 1957’den itibarense Cezayir bağımsızlık hareketine Fransa’dan destek sağlayan yeraltı ağını örgütledi.

Bu ağın içinde yalnızca profesyonel militanlar yoktu. Öğrenciler, yazarlar, gazeteciler, sendikacılar, akademisyenler ve farklı sol çevrelerden insanlar vardı.

Hepsinin aynı düşüncede olduğunu söylemek mümkün değil. Ama Cezayir’deki savaşın sürdürülmesine karşı çıkıyor ve Fransız devletinin uyguladığı sömürge politikasına karşı Cezayirlilerin yanında yer alıyorlardı.

Para ve belge taşıdılar. İnsan sakladılar, haber ulaştırdılar. Devletin denetimini aşmaya çalıştılar ve yakalandıklarında bunun bedelini ödediler.

Bir savaş nasıl adlandırılır?

Cezayir Savaşı sırasında Fransa’daki en önemli tartışmalardan biri, savaşın nasıl adlandırılacağıydı.

Fransız devleti uzun süre bunun bir ‘savaş’ olduğunu bile kabul etmedi. Resmi dilde ‘kolluk operasyonları’, ‘asayişin sağlanması’ gibi ifadeler kullanıldı. Oysa Cezayir’de bir halk bağımsızlık için savaşıyordu.

Sartre’ın 1956’da Les Temps modernes dergisinde yayımladığı “Le colonialisme est un système” başlıklı yazısı bu açıdan önemlidir.

Sartre, sömürgeciliği birkaç kötü yöneticinin veya birkaç kötü askerin uygulamalarına indirgemiyordu. Sömürgeciliğin kendisini bir sistem olarak ele alıyordu. Sartre’ın bu yazıda kullandığı ifade bugün de hala çok çarpıcıdır:

“Bizim rolümüz, sömürgeciliğin ölümüne yardım etmektir.”

Sartre’ın Cezayir konusundaki tavrı ilerleyen yıllarda daha da açık hale geldi. Les Temps modernes, savaş boyunca Cezayir’deki işkence ve baskı konusunda yazılar yayımladı. Dergi toplatıldı. Sartre tehdit edildi. 1960’ta ise mesele artık çok daha açık bir biçimde siyasal bir saflaşmaya dönüştü.

121’ler Manifestosu 

6 Eylül 1960’ta 121 Fransız aydın, sanatçı, akademisyen ve yazar tarafından “Cezayir Savaşı’nda İtaatsizlik Hakkı Bildirisi” yayımlandı.

İmzacılar arasında Sartre’ın yanı sıra Simone de Beauvoir, Marguerite Duras, André Breton, Alain Resnais, Claude Lanzmann, Pierre Boulez ve Pierre Vidal-Naquet gibi isimler bulunuyordu.

Manifesto, Cezayirlilerin mücadelesinin bir ulusal bağımsızlık savaşı olduğunu açıkça kabul ediyor ve Fransızların bu savaşa katılmayı reddetmesini meşru görüyordu. Daha da önemlisi, Cezayirlilere yardım eden Fransızların tutumunu da savunuyordu.

Bu metin, sıradan bir aydın bildirisi değildi. Devletin ‘itaat’ beklentisine karşı çıkıyordu. Savaş sırasında Fransız askerlerinin emirleri yerine getirmeyi reddedebileceğini söylüyordu.

Cezayir’e yardım eden Fransızları suçlu olarak değil, kendi vicdanları doğrultusunda hareket eden insanlar olarak görüyordu.

Bunun Fransa’da yarattığı tepkiyi anlamak için şunları hatırlamak yararlı olacak.

Savaş devam ediyordu. Fransız askerleri Cezayir’deydi. Fransız devleti savaşın sürdürülmesini istiyordu ve bir grup Fransız aydın çıkıp kendi yurttaşlarına, ‘gerektiğinde devletin verdiği emre itaat etmeme hakkınız vardır’ diyordu.

Jeanson Davası

‘Valiz taşıyıcıları’nın hikayesi 1960’ta Jeanson ağına açılan davayla daha görünür hale geldi.

Fransız Devleti, bu insanları yargılayarak topluma bir mesaj vermek istiyordu. “Cezayir’deki savaşa karşı çıkabilirsiniz ama bağımsızlık hareketine yardım etmeye başladığınız anda çizgiyi aşmış olursunuz” diyordu.

Dava beklenenden farklı sonuçlar doğurdu. Cezayir’deki savaş tartışılmaya başlandı. İşkence konuşuldu. Sömürgecilik konuşuldu. Cezayirlilerin bağımsızlık hakkı konuşuldu. Fransız yurttaşlarının kendi devletinin eylemleri karşısındaki sorumluluğu konuşuldu.

Sartre da bu insanların yanında durdu. Onların yaptıkları nedeniyle yargılanmasını, devletin ‘ihanet’ suçlamasını ve kamuoyunda hedef gösterilmelerini açıkça reddetti.

Yani kendi deyimiyle valizi taşıyanlardan biri değildi belki ama valizi taşıyanların yanında durdu.

Entelektüel ne yapar? 

Cezayir örneğinde de Fransız entelektüellerinin önünde çeşitli seçenekler vardı.

Savaş hakkında yazabilirlerdi. Savaşın sonuçlarını tartışabilirlerdi. Fransız ordusunun uygulamalarını eleştirebilirlerdi.Ama bir noktadan sonra bunlar yetmedi.

Çünkü Cezayirlilere yardım eden insanların tutuklandığı bir ortamda, “Ben sadece düşüncelerimi açıklıyorum” demek artık yeterli değildi.

Bazıları yardım etmeyi seçti. Bazıları imza attı. Bazıları yazdı. Bazıları mahkemede konuştu.

Bazıları ise bütün bunlardan uzak durdu. Çünkü o dönemde Fransa’da Cezayir meselesi ciddi bir siyasal bölünme yaratmıştı. Üstelik devletin baskısı ve sağcı örgütlerin tehditleri vardı.

Sartre’ın evinin bombalanması da bu atmosferin bir parçasıydı.

Ama bütün bunlara rağmen bir grup insan, kendi devletlerinin yürüttüğü savaşa karşı Cezayirlilerin yanında durdu.

Bazen devletin kullandığı kelimeleri reddettiler, bazen de ‘terörist, ‘hain’, ‘düşman’ diye tarif edilen insanlara başka bir yerden bakabildiler.

Bugünden bakınca Cezayir Savaşı’nın üzerinden 60 yıldan fazla zaman geçti.

Cezayir bağımsızlığını kazandı fakat 1950’lerde ve 1960’larda yaşayanlar bunu bilmiyordu. ‘Valiz taşıyıcıları’nın yaptığı şeyi değerli kılan da biraz bu. Sonucun ne olacağını bilmeden Cezayir halkının yanında durdular.

Üstelik destekledikleri hareketin her yaptığını doğru buldukları için değil, sömürgeciliğin ve bu savaşın sona ermesi gerektiğine inandıkları için.

 

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.