Yargı tuhaflıkları
Alp Altınörs 12 Eylül 2026

Yargı tuhaflıkları

Yargı tuhaflıkları

 

Çin’de İnsansı Robot Olimpiyatları heyecanı yaşanırken, bizde de dünya tarihine geçecek icatlar yargı alanında yaşanıyor. Mesela komedyen Deniz Göktaş, aynı talk-show’un içinden cımbızlanmış pasajlar üzerinden ikinci kez tutuklandı. Daltonlar çetesinin nasıl dallanıp budaklandığını mizahi bir dille anlatırken o, bunun “suç ve suçluyu övmek” iddiasına dönüşü tutuklama gerekçesi yapılabileceğini düşünemezdi. İşte Türkiye yargı erkinin küresel ölçekteki yaratıcılığı da burada yatıyor. Neyin ‘suç’ sayılacağını asla önceden bilemezsiniz.

Düşünce ve ifade özgürlüğünü sınırlamakta, basını sansürlemekte iktidarın yaratıcılığı sınırsızdır. Yeter ki bir kişinin tutuklanmasına emir buyurulsun! O kişinin tüm sosyal medya geçmişi taranır, bir cümlesi illa ki bulunur, ceza yasasının bir yerine uydurulur ve yargı ‘görevini’ yapar! Yargı erkinin siyasi amaçlarla kullanılmasında Türkiye gerçekten de dünya lideridir.

Aynı aygıtın bir gün Manifest grubuna yapılan ‘ahlakçı’ müdahalede, diğer gün Bağımsız Maden İş Sendikası’nın “artık saraya yürüyeceğiz” diyen liderlerinin hapse atılmasında, beriki gün butlan yönetiminin figüran rezaletini ortaya çıkaran gazetecilere gözdağı verilmesinde, öteki gün İmamoğlu’nun daha basılmamış kitabının toplatılmasında devrede olduğunu görebilirsiniz.

Düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırları bir yandan “Dezenformasyon Yasası” gibi ucuz sansür yasalarıyla daraltılırken, diğer yandan ise bu yasaları sürekli daha da dar yorumlayan yargı erkinin pratikleriyle sürekli yeniden çiziliyor. Aynı yargı organlarının bir yandan iktidara yönelik her türlü eleştiriyi “hakaret”, “kin ve düşmanlığa teşvik”, “dezenformasyon”, “tehdit” sayıp cezalandırırken; muhalefete yönelik her türlü hakareti, tehdidi, dezenformasyonu, düşmanca söylemi ise “düşünce ve ifade özgürlüğü” kapsamında sayıp legalleştirdiğini kolaylıkla gözlemleyebilirsiniz. Özgürlük istisnaidir ve sadece iktidar yandaşlarına aittir.

Bu baskı rejimi altında Türkiye derin bir toplumsal çürüme yaşıyor. Zira Rosa Lüksemburg’un da söylediği gibi: “Özgürlüklerin sınırlandığı ülkelerde hayat çok fakir, acı dolu, katı ve bereketsiz olur. Çünkü demokrasinin ortadan kaldırılmasıyla tüm ruhsal zenginliklerin ve ilerlemenin yaşayan kaynakları kesilmiştir.”

Türkiye’yi bu baskı ve çürüme sarmalından sadece istisnasız ve genel politik özgürlük çıkartabilir.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.