Yaşamımıza yeniden giren sözcükler
Özgün Enver Bulut 29 Ağustos 2026

Yaşamımıza yeniden giren sözcükler

Yaşamımıza yeniden giren sözcükler

 

Her dönemin bir dili var. O dönemle ilgili zaman zaman bazı kavramlar gelip karşımıza dikilir. Dikilir de nedir, neyin nesidir söylenir ve geçilir. Kimisi duyulmuş, kimisi duyulmamış ya da günlük iletişimimizde olmayan sözcükler. Bu haftanın en çok konuşulan sözcüğüydü “itibar.” Bir patron, ülke gündemini sarsan ve haklılıklarını “çıplak” olarak duyuran, aç bıraktığı, sefalet içinde bir yaşama ittiği madencilere “itibarını” sarstığı için dava açacakmış ya da açmış. Sorun orası değil. Sorun bir anda gündeme düşen bu sözcük. Sınıf ayağa kalkınca “itibar” durumları ortaya çıkıyor. Bir holding patronu ve onun şirketinde çalışan madencilerin “itibar” sorununda gizli olan hiçbir şey yok. Emek sömürüsü ve bu sömürüye karşı ellerinde baretleri ile “çıplak” bir direnişle haklarını almak isteyen Bağımsız Maden İş Sendikası üyeleri emekçiler var. Bir kavram daha içimizi ısıtarak ışıldıyor. “Sendika”. Uzun zamandır etkisiz bir isim, simge olarak kenarda duruyordu. Bağımsız Maden İş yeniden bu sözcüğü ülke gündemine yerleştirdi.

Proletaryanın tarihsel rolü, patronun/ burjuvazinin karşısına dikilip, bağımsız bir direniş ruhunun toplumsallaşabileceğini ve toplumsal ilişkileri değiştirebileceğini gösterdi. Burada iki sözcük daha karşımıza çıkıyor. “Umut” ve “haklı olmak”. Haklı olunca ve seçenekleri gerçeğe dönüştürünce “umut” bir hayalin çok çok ötesine geçiyor.

Yeniden “itibar” sözcüğüyle devam edelim öyleyse. TDK’ya göre Arapça kökenli bir sözcük. “Saygı gösterme, değerli, güvenilir olma durumu, saygınlık ve prestij” anlamına geliyor. Diğer bir anlamı ise; “borç ödemede güvenilir olma durumu”. Sözlüğün izah ettiği bu anlamdan gidersek, bir güvenilir ve saygın olma durumu var. Emekçiler işe girdiklerinde bir akit yapıyor ve işverene güveniyorlar. Sonra maaşları, kıdemleri, izin hak edişleri ödenmiyor. Burada saygınlık ve güvensizliği yaratan kim? Sonraki anlamı borçlarını ifa etme meselesi. Bir alacak ve borç meselesi var. Ödemeyen kim? Kim burada itibarlı davranmıyor? Garip bir durum ve çelişkili. Ya sözlük “itibar”ı yanlış açıklamış ya da işverene göre anlamı başka.

“Çıplak” sözcüğüne bakalım yine TDK’dan. “Üstünde bulunması gereken giysi, örtü vb. bulunmayan”. Diğer anlamı ise; “yalın, süssüz”. Direnen maden emekçileri için bakalım. Dertlerini yalın ve süssüz bir şekilde, üstlerinde bulunması gereken kıyafeti çıkararak durumlarını anlatıyorlar. İki sözcüğü yan yana koyup düşünürsek, borçlarını ödemeyen aslında güvenilir olmayan. Alacaklı olan ise itibarı için giysisini çıkarıp en sade, en yalın haliyle itibar kavgası verenler. Aslında ne kadar basit bir sorun. Öde borcunu ve itibarını koru.

Zonguldak’ta mevsimlik Kürt işçilerine saldırı ile yeni olmayan bir kavram daha güncelleşti. “Irkçılık”. Her yıl fındık, çay toplamaya giden Kürt işçiler var. Madem Kürt işçiler istenmiyor, oturun efendi efendi fındığınızı toplayın. Bunu da yapmayıp, konforundan ödün vermeyen bir takım ehl-i keyif insanlar, çoluk, çocuk, ayrımsız bir saldırı halindeler. Ne diyor TDK yine. “İnsanların toplumsal özelliklerini biyolojik, ırksal özelliklerine indirgeyerek bir ırkın başka ırklara üstün olduğunu öne süren öğreti.” Neresinden bakmak lazım Zonguldak ve başka yerlerde olanlara. Her yıl aynı nakarat ve aynı insanlar. Zonguldak halkı büyük maden direnişini gerçekleştiren bir halktır. O madenlere inen herkes istisnasız kardeş ve aynı kader birliğini yaşayan insanlar. Karadeniz toprakları bir zamanlar fındık direnişlerine tanıklık etmişti. Türk ve Kürt devrimcileri omuz omuza o mitingleri örgütleyenlerdi. Buradan bakmak ve düşünmek gerek.

Aslında günlük dilimize pelesenk olan bazı kavramlar için derin derin düşünmemiz gerekir. Günlerce “kayyım” mı “kayyum” mu sözcüklerinin hangisi doğruduru bulmaya çalıştık. Oysa ülkenin demokratik yapısını etkileyen, halkın iradesini tanımayan bir uygulama şimdi sıradanlaştı. Kimse konuşmuyor bile. Tek cümle ile “kayyım” atandı ve hayat devam ediyor.

Bir diğer sözcük ise “butlan”. Öylece, bir anda gündeme oturan bir sözcük. Hayatımızda artık olacak gibi görünüyor. Butlancılar diye bir eki de var. TDK’da butlanı şöyle açıklamış. “Batıl olma durumu, geçersizlik, hükümsüzlük, yanlışlık, haksızlık.” Hukuki bir terim. Başından beri yanlışlık olma durumu olarak açıklanıyor. Ne çok hukuki terim öğrendik şu son zamanlarda.

Bir diğer önemli sözcük ise “entelektüel”. Her dönem hedefin ucunda ve fırça yiyorlar. Oysa entelektüel daha ne yapsın. Barış için öne atıldılar, hak araması için konuştular, konuşuyorlar. Burada TDK’ya değil Edward Said’e başvuruyorum. “Düzenin adamları belli çıkarları gözetirler, oysa entelektüeller şovenist milliyetçiliği şirketleşmiş düşünce müsveddelerini ve sınıf, ırk, toplumsal cinsiyet imtiyazlarını sorgulayan kişiler olmalıdır.” Ben böyle entelektüelleri çok yakından biliyorum. Bugün süreç konuşuluyorsa onların ödediği bedeller sayesindedir.

Kısa bir özet ile son dönemlerin kavramlarını ifade etmeye çalıştım. Oysa hayat şiirle güzel, bir avuç emekçinin şiire benzeyen hak aramasıyla anlamlı. Hayatımızdan çekilen, örgütlenmenin en önemli ayağı olan sendikayı şiir gibi anlattıkları için önemli. Bir sendikanın ne anlama geldiğini gösterdikleri için umutlu. Umudun bütünlüklü bir sürecin, ayrımsız tanımı ve kavranmasıyla ileri gideceğini düşünenlerdenim. Ne diyor Ritsos.  “İnsanları birleştirmek içindir şarkımız.” Birleşe birleşe büyüyeceğiz.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.