• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Zorla yerinden edilmeden onurlu geri dönüşe: Çerçeve yasa göç hakikatine ayna tutacak mı?

Zorla yerinden edilmeden onurlu geri dönüşe: Çerçeve yasa göç hakikatine ayna tutacak mı?

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda dinlenen kurumlardan biri de Mezopotamya Göç İzleme ve Araştırma Derneği’ydi. Komisyon’a, zorla yerinden edilme ve onurlu geri dönüş konusunda kapsamlı bir rapor sunduklarını belirten Dernek Eş Başkanı Vecih Aydoğan, “Ne yazık ki Komisyon’un hazırladığı raporda bu önerilerin hiçbiri yer bulmadı. Buna rağmen bu taleplerin, hazırlanan çerçeve yasa açısından hâlâ güncelliğini koruduğunu düşünüyoruz” dedi.

Zorla yerinden edilmeden onurlu geri dönüşe: Çerçeve yasa göç hakikatine ayna tutacak mı?
  • Yayınlanma: 27 Temmuz 2026 08:05
  • Güncellenme: 27 Temmuz 2026 08:33

Meclis’te “çerçeve yasa” hareketliliği yaşanırken sürecin hukuki adımları için görüşme trafiği de hız kazandı. Süreç bağlamında; zorla yerinden edilmiş ve göçe zorlanmış Kürtlerin durumunun da ele alınması bekleniyor.

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda dinlenen kurumlardan biri de Mezopotamya Göç İzleme ve Araştırma Derneği’ydi. Komisyon’a, zorla yerinden edilme ve onurlu geri dönüş konusunda kapsamlı bir rapor sunduklarını belirten Dernek Eş Başkanı Vecih Aydoğan, “Ne yazık ki Komisyon’un hazırladığı raporda bu önerilerin hiçbiri yer bulmadı. Buna rağmen bu taleplerin, hazırlanan çerçeve yasa açısından hâlâ güncelliğini koruduğunu düşünüyoruz” dedi.

Sorularımızı yanıtlayan Aydoğan, “Geri dönüş yalnızca bireysel istekle gerçekleşebilecek bir mesele değil. Bizim ifade ettiğimiz onurlu geri dönüş, insanların yalnızca köylerine fiziksel olarak ulaşmasından öte; güvenliğin sağlandığı, hukuki güvencelerin oluşturulduğu, altyapının yeniden kurulduğu, tarım ve hayvancılığın desteklendiği, eğitim ve sağlık hizmetlerinin erişilebilir olduğu ve insanların kendi kimlikleriyle özgürce yaşayabildiği bir yaşamın yeniden inşa edilmesidir” vurgusunda bulundu.

“BİNLERCE KÖY VE MEZRA BOŞALTILDI”

Çatışmalı süreç boyunca iç göçün ve yurtdışına doğru göçün sayısal verileri nelerdir? Size göre ne kadar insan yerinden edildi? Yerinden olan nüfusun ne kadarı yurtdışına çıkmak zorunda kaldı?

Öncelikle 1990’lı yıllarda yaşananları “zorunlu göç” olarak tanımlamıyoruz. Çünkü zorunlu göç kavramı daha çok ekonomik nedenlerle yaşanan göçleri, gençlerin gelecek kaygısıyla Avrupa’ya yönelmesini ya da siyasal baskılar nedeniyle bireysel göçleri ifade eder. 1990’lı yıllarda yaşanan ise bunun çok ötesinde, uluslararası hukukta da karşılığı bulunan zorla yerinden edilme politikasıdır.

Binlerce köy ve mezra boşaltıldı. Bazı köylerde insanlar köy meydanına toplandı ve onlara “24 saat içinde bu köyü terk edeceksiniz” denildi. Yine bazı köylerde, hiçbir uyarı yapılmadan, evler içindeki eşyalarla, ahırlar ise hayvanlarla birlikte yakıldı. Bazı yerlerde yoğun baskı, tehdit ve korku ortamı yaratılarak insanlar yaşadıkları topraklardan zor kullanılarak koparıldı. Çeşitli araştırmalara göre; çatışmalı süreçte yaklaşık 3 ila 4 bin köy ve mezra boşaltılmış, 3 milyonun üzerinde insan zorla yerinden edilmiştir. Biz de 2014 yılında bir göç haritası oluşturmak amacıyla pilot bir çalışma başlattık. Ancak ciddi ekonomik kaynak gerektirdiği için bu çalışmayı ne yazık ki tamamlayamadık.

Yerinden edilen nüfusun büyük çoğunluğu Türkiye’nin metropol kentlerine göç etmek zorunda kaldı. Önemli bir bölümü de başta Avrupa olmak üzere farklı ülkelere göç etti. Ancak yurt dışına göç edenlerin sayısına ilişkin sağlıklı, kapsamlı resmi veriler bulunmamakta. Biz bütün bu süreci “Kürt coğrafyası: Zorla yerinden edilmekten, Onurlu geri dönüşe” perspektifiyle değerlendiriyoruz. Çünkü yaşanan yalnızca bir göç değil; insanların yaşam alanlarının, üretim biçimlerinin, kültürlerinin ve toplumsal hafızalarının da bir nevi zorla yerinden edilmesidir.

Kürt göçünün sosyo-ekonomik ve psikolojik etkileri ne oldu? Ayrıca batıda veya büyük şehirlerde doğmuş ikinci ve üçüncü kuşak Kürt göç toplumunun sosyo-psikolojik durumunu nasıl değerlendirirsiniz?

Zorla yerinden edilen insanlar hazırlıksız biçimde büyük kentlerin varoşlarına yerleşmek zorunda kaldılar. Uzun yıllar işsizlik, yoksulluk, barınma sorunları ve kent yaşamına uyum güçlükleri yaşadılar. Özellikle kadınlar ve çocuklar, dillerini ve kültürlerini bilmedikleri, kendilerine tamamen yabancı bir toplumsal çevrenin içine girmek zorunda kaldılar. Kendilerini bu yeni yaşamın “yabancısı” olarak hissettikleri için günlerce, hatta bazı durumlarda aylarca evlerinden çıkamadılar. Bu süreçte birçok aile ırkçı ayrımcı saldırılarla karşı karşıya kaldı. Çocuklar ise eğitim hayatında dil farklılığı, ayrımcılık ve dışlanma nedeniyle ciddi uyum sorunları yaşadı; çok sayıda çocuk eğitimini sağlıklı biçimde sürdüremedi.

Psikolojik açıdan insanlar yalnızca evlerini değil; üretim biçimlerini, sosyal ilişkilerini, yaşam alanlarını ve anılarını kaybettiler. Bu durum kuşaklar boyunca etkisini sürdüren ağır travmalar yarattı. Bununla birlikte zorla yerinden edilmenin farklı bir toplumsal sonucu da ortaya çıktı: Metropollerde yaşayan Kürtler ulusal kimlikleri etrafında daha güçlü bir kolektif aidiyet geliştirdiler. Demokratik siyaset, sivil toplum ve yerel yönetimlerde daha görünür hale geldiler. Bugün büyük kentlerde Kürt toplumunun siyasal ve toplumsal etkisinin artmasında zorla yerinden edilme sürecinin önemli bir payı bulunmaktadır.

İkinci ve üçüncü kuşak ise; hem kent yaşamındaki çelişkiler hem de ailelerinden devraldıkları travmatik hafızanın etkisiyle büyüdü. Buna rağmen kimliklerine sahip çıkma ve kültürel bağlarını sürdürme konusunda önemli bir bilinç geliştirdiklerini gözlemliyoruz.

“BİRİNCİ KUŞAKTA KÖYE GERİ DÖNÜŞ İSTEĞİ DAHA GÜÇLÜ”

Göç etmiş Kürt toplumunda size göre geriye dönüş isteği var mı? Varsa ne oranda var? Gözlemleriniz nelerdir?

Dernek olarak yıllardır yürüttüğümüz saha çalışmalarında özellikle birinci kuşakta köye dönüş isteğinin hâlâ çok güçlü olduğunu görüyoruz. İnsanlar doğdukları topraklarda yeniden yaşamak, üretmek ve çocuklarıyla birlikte köy yaşamını yeniden kurmak istiyor.

Ancak geri dönüş yalnızca bireysel istekle gerçekleşebilecek bir mesele değil. Bizim ifade ettiğimiz onurlu geri dönüş, insanların yalnızca köylerine fiziksel olarak ulaşmasından öte; güvenliğin sağlandığı, hukuki güvencelerin oluşturulduğu, altyapının yeniden kurulduğu, tarım ve hayvancılığın desteklendiği, eğitim ve sağlık hizmetlerinin erişilebilir olduğu ve insanların kendi kimlikleriyle özgürce yaşayabildiği bir yaşamın yeniden inşa edilmesidir. Bu nedenle biz bu süreci “Zorla yerinden edilmekten; Onurlu geri dönüşe” şeklinde tanımlıyoruz.

İkinci ve üçüncü kuşaklarda ise sürekli yerleşmekten çok, köyleriyle bağlarını yeniden kurma, kültürel hafızayı yaşatma ve atalarının yaşadığı topraklarla ilişkilerini sürdürme isteği daha belirgindir.

Avrupa ve diğer ülkelerde yaşayan Kürtler barış sürecine ve geri dönüş ihtimaline nasıl bakıyor?

Avrupa’da yaşayan Kürtler Türkiye’deki barış sürecini yakından takip ediyor. Kalıcı ve demokratik bir çözümün sağlanması halinde memleketleriyle bağlarını güçlendirmek, yatırım yapmak ve köylerinin yeniden canlanmasına katkı sunmak isteyen önemli bir kesim bulunmakta.

Ancak geçmiş çözüm süreçlerinin başarısızlıkla sonuçlanmış olması nedeniyle ciddi bir güvensizlik de var. Bu nedenle toplum artık sözden çok hukuki güvenceye ve somut adımlara bakıyor. Kalıcı barışın sağlanabilmesi için demokratik reformların hayata geçirilmesi ve güçlü yasal güvencelerin oluşturulması büyük önem taşımakta. Böyle bir ortamın oluşması hâlinde Avrupa’da yaşayan çok sayıda Kürt’ün, köylerinin yeniden ayağa kalkmasına maddi ve manevi katkı sunacağına inanıyoruz.

“GERİ DÖNÜŞLER DEMOKRATİKLEŞMENİN GÖSTERGESİ OLACAK’

Size göre geriye dönüşlerin önündeki en önemli bariyer nedir?

Geri dönüşün önündeki en büyük engellerden biri güven sorunudur. Bunun yanında bugün de devam eden yapısal sorunlar bulunmaktadır. Özellikle koruculuk sistemi, askeri yasak bölgeler, yayla yasakları, altyapı eksiklikleri, tarım ve hayvancılık için gerekli ekonomik desteklerin bulunmaması ile mülkiyet sorunları geri dönüşü zorlaştırmaktadır.

5233 sayılı Kanun yaşanan mağduriyetleri tam anlamıyla giderememiş, birçok durumda yeni hak kayıplarına da yol açmıştır. Oysa insanların temel talebi yalnızca maddi tazminat değildir. Asıl beklenti; doğdukları topraklara güven içinde dönebilmek, yeniden üretime katılabilmek ve yaşamlarını onurlu bir şekilde sürdürebilmektir.

İnsanların yalnızca köylerine dönmesi yeterli değildir. Döndüklerinde güvenli, özgür ve insanca yaşayabilecekleri ekonomik ve sosyal koşulların da oluşturulması gerekir. Bu nedenle geri dönüş; hukuki güvencelerin sağlandığı, ekonomik yaşamın yeniden kurulabildiği ve eğitim, sağlık, ulaşım gibi temel kamu hizmetlerine erişimin güvence altına alındığı bütüncül bir yeniden yaşam kurma süreci olarak ele alınmalıdır. Kısacası, Kürt köylerinin zorla yerinden edilmekten onurlu geri dönüşe uzanan yolculuğu, yalnızca yerinden edilen insanların değil, aynı zamanda toplumsal barışın, adaletin ve demokratikleşmenin de en önemli göstergelerinden biri olacaktır.

Geçmiş yıllarda denenen açılım süreci” veya “çözüm süreci” gibi pratikler, geri dönüş ya da tersine göç için ne tür umutlar yaratmıştı? Başarısızlıklar ne tür duygu kırılmalarına yol açtı? Bu deneyimler ışığında bugün dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

Geçmiş çözüm süreçleri, özellikle zorla yerinden edilen milyonlarca insan açısından ciddi umutlar yarattı. O dönemde birçok aile köylerini yeniden ziyaret etmeye başladı, evlerini onarma ve yeniden üretime başlama hazırlıkları yaptı. İnsanlar uzun yıllar sonra ilk kez kalıcı bir barışın mümkün olabileceğine inandı. Ancak sürecin sona ermesi, çatışmaların yeniden başlaması ve umutların boşa çıkması toplumda derin bir hayal kırıklığı yarattı. Özellikle zorla yerinden edilen kesim açısından devlete duyulan güven daha da zayıfladı.

Bugün aynı hataların tekrar edilmemesi gerekiyor. Barış süreci yalnızca silahların susmasına indirgenmemeli; demokratikleşme, hukuk devleti, insan hakları ve toplumsal yüzleşmeyle birlikte ele alınmalıdır. Toplum artık söylemlerden çok somut adımlar ve hukuki güvenceler görmek istiyor.

 “SÜREÇ KOMİSYONU GÖRMEDİ, ÇERÇEVE YASA GÖRMELİ”

Derneğiniz daha önce TBMM bünyesinde Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda bir sunum yapmıştı. Orada hangi talepleri dile getirdiniz? Bu talepler raporda ne kadar yer bulabildi?

Derneğimiz, Komisyon’a sunduğu kapsamlı raporda zorla yerinden edilmenin sonuçlarını bütün yönleriyle ortaya koydu ve çözüm önerilerini paylaştı. Dile getirdiğimiz başlıca taleplerimiz şunlardı:

  • Zorla yerinden edilmenin resmi olarak tanınması,
  • Köye dönüş hakkının yasal güvence altına alınması,
  • 5233 sayılı Kanun’un revize edilmesi ve yeniden düzenlenmesi,
  • Koruculuk sisteminin kaldırılması,
  • Askeri yasak bölgeler ve yayla yasaklarının sona erdirilmesi,
  • Köylerin altyapısının yeniden kurulması,
  • Tarım ve hayvancılığın desteklenmesi,
  • Mülkiyet sorunlarının çözülmesi,
  • Hakikat, yüzleşme ve toplumsal onarım mekanizmalarının oluşturulması.

Ne yazık ki Süreç Komisyonu’nun hazırladığı raporda bu önerilerin hiçbiri yer bulmadı. Buna rağmen bu taleplerin, hazırlanan çerçeve yasa açısından hâlâ güncelliğini koruduğunu düşünüyoruz.

Yerinden edilmenin ve zorla yerinden edilmenin yaraları size göre nasıl sarılabilir? Malum, çerçeve yasa artık Meclis gündeminde. Çerçeve yasa nasıl ele alınırsa göç toplumu rahatlar?

Öncelikle yaşananların doğru tanımlanması gerekir. 1990’lı yıllarda yaşananlar sıradan bir göç hareketi değil, devlet politikalarının sonucu ortaya çıkan zorla yerinden edilme sürecidir. Bunun kabul edilmesi hem toplumsal yüzleşme hem de adalet açısından ilk adımdır.

Hazırlanacak çerçeve yasa yalnızca insanların köylerine dönmesini düzenleyen teknik bir metin olmamalıdır. Aynı zamanda hakların iadesini, mağduriyetlerin giderilmesini ve toplumsal onarımı hedeflemelidir. Yasa; güvenli ve gönüllü geri dönüşü güvence altına almalı, zararların tazminini sağlamalı, köylerin altyapısını yeniden kurmalı, tarımsal üretimi desteklemeli ve psikososyal destek mekanizmalarını içermelidir. Kalıcı barış ancak adalet temelinde kurulabilir.

Göç bağlamında çerçeve yasadan sonra atılması gereken adımlar neler olmalı?

Çerçeve yasa başlangıç olacaktır; asıl önemli olan uygulamadır. Bunun için öncelikle koruculuk sistemi kaldırılmalı, askeri yasak bölgeler, özel güvenlikli bölgeler ve yayla yasakları sona erdirilmelidir. Köy yolları, içme suyu, elektrik, okul ve sağlık hizmetleri yeniden sağlanmalıdır. Tarım ve hayvancılığın yeniden canlandırılması için uzun vadeli destek programları hazırlanmalı, özellikle genç nüfusun köylerde üretim yapmasını teşvik edecek politikalar geliştirilmelidir. Yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve merkezi idare birlikte çalışmalı; geri dönüş süreci katılımcı bir anlayışla yürütülmelidir.

“AKADEMİ KÜRT GÖÇÜNE DAHA FAZLA EĞİLMELİ”

Türkiye’de göç meselesi tartışıldığında daha çok Suriyeliler veya diğer ülkelerden gelen mülteciler akla geliyor. Kürtlerin göçü ve yaşadığı ayrımcılık daha mı az görünür oldu?

Son yıllarda göç tartışmaları ağırlıklı olarak uluslararası göç ve mültecilik ekseninde yürütülüyor. Bu durum, Türkiye’nin kendi yakın tarihinde yaşadığı zorla yerinden edilme deneyiminin görünürlüğünü azalttı. Oysa milyonlarca insanın yerinden edildiği bu süreç yalnızca Kürt toplumunu değil, Türkiye’nin demokrasi, insan hakları ve toplumsal barış meselesini de doğrudan ilgilendiriyor.

Akademik çalışmaların ve göç araştırmalarının bu konuya daha fazla eğilmesi gerektiğini düşünüyoruz. İç göç, zorla yerinden edilme ve uluslararası göç birbirinden kopuk değil; birbirini tamamlayan olgulardır. Bunların birlikte ele alınması daha sağlıklı politikalar geliştirilmesini sağlayacaktır.

Birleşmiş Milletler, IOM veya BMMYK ile bir temasınız oldu mu? Onlar Türkiye’deki barış sürecine ve geri dönüş ihtimaline nasıl bakıyor? Sizin bu kurumlara öneriniz nedir?

Derneğimiz farklı dönemlerde ulusal ve uluslararası kuruluşlarla çeşitli temaslar yürütmüştür. Uluslararası kurumlar, güvenli, gönüllü ve onurlu geri dönüş ilkesini temel almaktadır. Bizim beklentimiz ise bu kurumların yalnızca teknik destek sunmaları değil; aynı zamanda Türkiye’de yaşanan zorla yerinden edilme olgusunu görünür kılmaları, hak temelli politikaları desteklemeleri ve geri dönüş sürecini uluslararası insan hakları standartları çerçevesinde izlemeleridir.

 “SENDİKALAR, ZORLA YERİNDEN EDİLEN EMEKÇİLERİ GÖRMELİ”

Uzun yıllara dayanan göç pratiğinde Kürtler aynı zamanda sermayenin ucuz ve güvencesiz iş gücü olarak görüldüler. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Zorla yerinden edilen milyonlarca insan köylerde üretim araçlarından koparıldı ve ucuz iş gücü haline getirildi. İnşaat, tekstil, ayakkabı, tarım ve sanayinin birçok alanında düşük ücretli, güvencesiz ve kayıt dışı çalıştırıldılar. Ancak bu süreç aynı zamanda önemli bir emek deneyimi ve dayanışma kültürü de yarattı. Kürt emekçiler diğer işçilerle birlikte sendikal mücadelelerde, grevlerde ve hak arama mücadelelerinde önemli deneyimler kazandılar.

Bununla birlikte sendikaların zorla yerinden edilen emekçilerin yaşadığı özgün sorunlara yeterince eğilemediğini de söylemek gerekir. Emek mücadelesi ile zorla yerinden edilme gerçeği birlikte ele alınmalıdır.

“YASAL DÜZENLEMELERDE TALEPLER DİKKATE ALINSIN”

Dernek olarak barış sürecine dair projeleriniz ve çalışmalarınız neler olacak? Özellikle metropollerde barışın toplumsallaşması için göç meselesi nasıl ele alınmalı?

Mezopotamya Göç İzleme ve Araştırma Derneği olarak önümüzdeki dönemde zorla yerinden edilme, köye dönüş hakkı, toplumsal hafıza ve barışın inşası konularında çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Araştırmalar, saha çalışmaları, raporlar, paneller, çalıştaylar ve yerel yönetimlerle ortak projeler geliştirerek hem kamuoyunu bilgilendirmeyi hem de çözüm süreçlerine katkı sunmayı amaçlıyoruz.

Barışın toplumsallaşabilmesi için zorla yerinden edilme gerçeğiyle yüzleşmek şarttır. Çünkü kalıcı barış yalnızca çatışmaların sona ermesiyle değil; adaletin sağlanması, hakların iade edilmesi, insanların güvenli ve onurlu bir şekilde yaşam alanlarına dönebilmesiyle mümkündür. Göç meselesi, Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle hazırlanacak tüm yasal ve siyasal düzenlemelerde zorla yerinden edilenlerin sesi, deneyimi ve talepleri mutlaka dikkate alınmalıdır.

Sorulara verdiğiniz yanıtlar için teşekkür ederiz.

 

 *5233 sayılı Kanun: https://www.sgk.gov.tr/Content/Post/8e2db176-9089-4389-bd81-a40022c68536/5233-Sayili-Kanun-Kapsaminda-Teror-ve-Terorle-Mucadeleden-Zarar-Goren-Sivillere-Aylik-Baglanmasi-2025-03-10-09-52-39