KCK Yürütme Konseyi üyesi Zübeyir Aydar, sürece dair çerçeve yasa teklifini İlke TV için Banu Güven’e değerlendirdi. Aydar, DEM Parti’ye mesaj olarak ve medya üzerinden ilettikleri değişiklik önerilerinin yasama sürecinde dikkate alınmasını umuyor. Abdullah Öcalan’a Barış ve Siyasallaşma Koordinatörü sıfatıyla statü ve süreci yürütücüsü olarak iletişim imkanları sağlanması, ceza infaz ertelenmesi için koyulan 1 Haziran 2005 sınırlandırılmasının kaldırılması, cezaevindekilerin MGK’nın silah bırakılmasına dair teyit tespit kararı beklenmeden, yasa yürürlüğe girer girmez serbest kalması Aydar’ın dile getirdiği öneriler arasında.
Aydar, “Metne baktığımda, kendimi dışında buldum” diyor. Yasa teklifi bu haliyle 32 yıldır sürgünde olan Zübeyir Aydar’ı kapsamıyor.
Gazeteci Banu Güven’in Zübeyir Aydar ile yaptığı röportajın tamamı şöyle:
“Kürt meselesinin çözülmesine yönelik “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” adını taşıyan yasa teklifi TBMM Adalet Komisyonu’na geldiği gün, bu düzenlemeyle ilgili görüşleri en merak edilen isimlerden biriyle, 32 yıldır sürgünde olan Kürt siyasetçi Zübeyir Aydar ile konuştum.
Faaliyetlerine KCK Yürütme Konseyi Üyesi olarak devam eden Zübeyir Aydar kim?
Aydar önce hukukçu, insan hakları savunucusu, İnsan Hakları Derneği’nde yöneticilik yapmış, o dönemlerde takip ettiği davalar nedeniyle ailesiyle birlikte ölüm tehditleri almış, 1991-94 yılları arasında SHP-HEP ittifakıyla Siirt milletvekili olarak TBMM’de bulunmuş, HEP kapatılınca DEP’li olmuş, DEP kapatılınca, 32 yıl önce sürgüne gitmiş bir Kürt siyasetçi. Sürgünde Kürt Parlamentosu’nun başkanlığını, ileri safhalarda PKK’nin yeni örgütsel yapı değişikliğ arayışı sırasında kurulan Kongra – Gel’in başkanlığını yaptı. Daha önceki barış arayışlarında , mesela Oslo görüşmelerinde etkin şekilde yer almış bir isim. Kürt siyasi hareketinin en kıdemlilerinden ve Avrupa’daki Kürtler deyince de, akla gelen ilk iki isimden biri Zübeyir Aydar. Kendisiyle çözüm sürecini ve çerçeve yasa teklifini İlke TV için konuştuk.
-Sizinle bu söyleşiyi sürece dair çerçeve yasa teklifinin Adalet Komisyonu’na teslim edildiği gün yapıyoruz. Bu teklifin Kürt meselesinin çözümü ve yürütülen süreç açısından önemi nedir? Öncelikle, bu yasa neyi mümkün kılacak? İsterseniz buradan başlayalım.
Zübeyir Aydar: Şimdi ortada bir teklif var. Parlamentoya verilmiş, parlamentonun çoğunluğu tarafından imzalanmış bir teklif var. Şu anda komisyonda ve bu teklifin kısa sürede parlamento genel kurulundan geçeceğini bekliyoruz. Bu böyle. Şimdi teklife yönelik eleştirilerimiz var. Düzeltilmesini istediğimiz kısımlar var.
-Teklifin önemli taraflarını, yani bundan sonrasına dair pozitif katkıda bulunacak taraflarını önce bir tanımlayabilir misiniz? Çünkü siz 1993’te gözlemciydiniz değil mi? Tek taraflı ateşkes ilan edildiği zaman bir heyet içinde yer alıyordunuz. Sonra Oslo sürecindeydiniz. Şimdi burada başka türlü bir süreç var ve bu yöntem farklılıklarıyla beraber ilk kez yasamanın önüne bir yasa geliyor. Pozitif taraflarıyla başlayalım. Eğer gördüğünüz pozitif tarafı varsa, önce onu konuşalım isterim.
Zübeyir Aydar: Otuz üç yıllık barış arayışının bir şahidiyim ben de. Hem içinde olarak, hem gözlemci olmak üzere. Otuz üç yıllık, yani 1993’ten bu yana bir barış arayışı var Kürt Özgürlük Hareketi’nin. Devlet içinde bazı kesimler zaman zaman pozitif cevaplar verdi. Çoğu zaman da akamete uğradı. Şu anda da iki yıla yaklaşık bir süreç var. Yani 22 ayını doldurmuş bir diyalog süreci var. Bu süreçteki yenilik, bu işin parlamento önüne gelmiş olması, parlamentonun bir komisyon oluşturmuş olması, parlamentonun temsilinin gidip adada hareketin lideriyle görüşme yapıp görüşünü almış olması. Bunlar önemlidir. Şu anda bir çatışmasızlık süreci yürüyor. Cenazelerin gelmemesi önemli. Zaten amaç da, şiddeti bir bütün olarak gündemden çıkarmaktır. Yani bu yasa çerçevesinde ve sonrasındaki tabii gelişmeler olacak. Bir de şöyle bir şey var, Kürt sorunu bugünün sorunu değil. Yüz küsür yılı Osmanlı’da, 100 küsür yılı da Cumhuriyet’te olan tam 200 yıllık bir sorun. 1806’da başlamış, o zaman silahlı bir isyanla Süleymaniye’den başlamış ve bugüne kadar devam etmiş. Genelkurmay kayıtlarına göre, Kürtler 38 defa isyan etmişler. Bütün bu sorun öyle kolay olsaydı, birileri bu iki yüzyıl içinde daha önce çözerdi. Demek ki, çok zor bir sorun. Bu açıdan bu yasanın buraya kadar gelmiş olması, bir de örgüt lideriyle cezaevinde olmasına rağmen, 28 yıldır cezaevinde olmasına rağmen, devletin görüşüyor olması ve bu çerçevede bir mutabakata varılıp bir yasanın hazırlanıp meclise getirilmesi önemli bir aşamadır. Bunu önemsiyoruz. Diyalogu önemsiyoruz. Süreci önemsiyoruz. Hareket olarak da, halk olarak da gerçekten barışla ve çözümle sonuçlanmasını istiyoruz. Bunun çabası içindeyiz.
-Peki gelelim eksiklere. Sizin perspektifinizden bakıldığında, genel olarak insan hakları hukuku perspektifinden bakıldığında, barış hukuku perspektifinden bakıldığında neler farklı olabilirdi? Siz bir söyleşinizde gördüm; Abdullah Öcalan’a ve devletin yetkili isimlerine anladığım kadarıyla bir takım önerileri iletmişsiniz. O önerilerinizin karşılığını burada görüyor musunuz?
Zübeyir Aydar: Evet, bana göre eksikleri var. Bir kere yasa (teklifi) çok güvenlikçi bir dille hazırlanmış. Yani devletin güvenlikçi diliyle tek başına, özellikle hükümetin kendi tabanına yönelik kaygılar daha fazla öne çıkarılmış, Kürt tarafının kaygıları bir kenara atılmış. Bu dili o anlamda eleştiriyoruz.
Diğer bir husus: Yasanın iki yerinde terör örgütü deniyor. Biz hiçbir zaman o nitelemeyi kabul etmedik. Biz kendimiz bir özgürlük hareketiyiz ve o nitelemeyi kabul etmiyoruz. Baştan da söylemeliyim.
Diğer bir husus da şu: Bu yasanın pratikleşmesi için başkan Abdullah Öcalan’ın bu işin merkezinde olması lazım. Yani Kürt tarafının baş müzakerecisidir, partinin kurucusudur, hareketin önderidir; halk ve hareket tarafından dinlenir. Yasada beklentimiz şuydu. Sayın Bahçeli’nin ortaya koyduğu biçimiyle, Barış ve Siyasallaşama Koordinatörü biçiminde bir statüye kavuşmasını bekliyorduk. Orada, 7. madde olsa gerek, bir alt komisyon biçiminde bir önerme var. Yani başkanın konumu bir alt komisyon olarak yani bir ikinci şıkta değil, açık ve net olarak bu şekilde zikredilmeliydi, statüsü belirtilmeliydi. Bunun düzeltilmesini bekliyoruz.
Diğer bir husus: Teklif 1 Haziran 2005 öncesindeki suçları, müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet cezası alanlar, bunun yanında müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet cezası için haklarında soruşturma ve kovuşturma olanları kapsamıyor. Bence bu kategori olmamalıydı.
Biz barışmak istiyoruz. Buna herkes dahil olmalıydı, herkes bu işten yararlanmalıydı. Yani şimdi o tarihte iki şeye denk geliyor. Birisi ağırlaştırılmış müebbet o tarihte ceza kanununa girdi. Yani gerekçe biraz ona dayanıyor. Ama biraz da bir mühendislik var. Ben dahil birçok kişi de oradan önümüz kesiliyor. Böyle bir şey var. Yani daha iyi tarif edilebilirdi.
-Kongra – Gel’in kuruluşu ve sizin başkanlığa seçilmeniz 2003’te.
Zübeyir Aydar: Evet, 2003 sonbaharıdır. Ondan sonra da KCK’nın kuruluşu da 2005’in Newrozu’dur. (Bunlarla ilgili dosyalar kapsam dışı bırakılıyor.) Bu şekilde olmamalıydı. Ben bunun komisyon ve görüşmelerde, Genel Kurul görüşmeleri sürecinde ele alınmasını diliyorum. Umarım ele alınır, düzeltilir.
-Peki bu konuda bir talebiniz de oldu mu? Yani ilgili isimlere, DEM Parti’ye, İmralı Heyeti’ne bu talep iletildi mi?
Zübeyir Aydar: Yani buradaki temsilciliği aracılığıyla DEM Parti’ye iletildi. Yani bunları ne kadar komisyonda başarabilirler, nasıl olur, onu bilmiyorum, ama iletildi.
-Peki sizce niye dışarıda bırakıldınız? Bu devlet sizi gayet iyi tanıyor, yani sivil siyasetin içinde olduğunuzu gayet iyi biliyor. Barış çabalarındaki rolünüzü de biliyor.
Zübeyir Aydar: Bu bir yorum konusudur.
-Evet, ben de sizin yorumunuzu soruyorum.
Zübeyir Aydar: Devlette bunu (teklifi) hazırlayanların bir mühendislik yaptıklarını düşünüyorum, ama onlara sormak lazım. Yani şuraya gelmek istiyorum. Başkan Apo ilk görüşmesinde, bu işi tümden şiddetten, silahtan, siyaset ve hukuk alanına taşımak istediğini söylüyordu. Amacımız budur. Bu açıdan siyasetin önünün açılması lazım. Siyaset yapabilecek insanların önünün de açılması lazım. Örgütün her tarafında bütün yönetim kademelerini bir kenara atarsanız, sonra sıkıntı çıkabilir. Hani eskiden bir ara Mehmet Ağar doğru bir söz söylemişti, “Dağda silah kullanacaklarına, ovada gelsinler siyaset yapsınlar” diye. Doğru bir belirlemeydi. Biz onu yapmak istiyoruz. Önümüz açılsın istiyoruz. Siyaset yoluyla birbirimize muhalif olabiliriz, farklı düşünebiliriz, ama bunu birbirimizi kırmadan, dökmeden, usule uygun siyaset yoluyla yapmak istiyoruz.
-Örgütün yani PKK’nın yönetici kadrolarının dönüşü mümkün görünmüyor bu teklifte. Siz özellikle buna dikkat çekmek istiyorsunuz anladığım kadarıyla. Siz zaten sivil siyasetin içindesiniz çünkü.
Zübeyir Aydar: Yani öyle. Biz herkesin dönmesini istiyoruz. Bu konuda ayrımsız herkesin gelip, o ülkede siyaset yapabilecek konuma gelmesini istiyoruz. Bu bizim ayrımsız talebimizdir.
-Hükümlülerin ceza infazının ertelenmesiyle beraber, siyaset yasağının 15 yıla kadar olan cezalarda 2 yıl sonra, daha üstü cezalarda 3 yıl sonra kalkabileceği öngörülüyor. Ancak bu sürelerin sonunda Cumhurbaşkanı yardımcısının da bulunduğu, bakanlardan ve bürokratlardan oluşan 8 kişilik kurula başvurulabilecek ve oradan da eğer süzgeçten bir şekilde geçebiliyorsa, infaz hakimliğinden karar çıkarılması gibi bir formül oluşturulmuş. Şimdi bunun hukuki ve siyasi değerlendirmesini isteyeceğim sizden. Seçim en geç Mayıs 2028’de yapılabilir, Erdoğan’ın istisnai adaylığı durumunda Nisan 2028 öngörülüyor. Siyaset yasaklarının bu süre zarfında kalkması imkan dahilinde değil. Burada AKP’nin bir siyasi çıkar, aynı zamanda bu konuda olası muhalefeti dindirme gibi bir hesabı da olabilir mi?
Zübeyir Aydar: Şimdi şöyle bir şey var. Seçime yaklaşık iki yıl var. Yani süre (bir sonraki seçimler düşünüldüğünde) fiili olarak yedi yıla çıkıyor. Yani biz madem barışıyoruz, madem şiddeti bir kenara koyuyoruz, Şimdi burada bu siyaset yasağını baştan doğru bulmuyoruz. Zaten eğer siyaset yolu açık olsaydı, bu silaha gerek kalmazdı. Şimdi biz silahlı mücadelenin altyapısını ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. O yasağın kalkması lazım. Bir bütün olarak kalkması lazım. Tabii başka maddeler de var. O yani dil, kültür, örgütlenme, işte fikir özgürlüğü diğer maddeler, bu kanunla şu anda gelmiyor. Bunlar öbür kanunlarda (olacak) sonraki bir aşamadır. Ama şimdi bu kök kanun, çerçeve kanun olduğu için, bunun daha geniş olması lazım. Bunun diğerlerinin önünü açacak biçimde ele alınması lazım. Onu söylüyorum.
-Teklife göre, soruşturma ve kovuşturmalar da ertelenecek, o süre zarfında gene suç işlememesi gibi bir şart var bu kişilerin. Şimdi bugüne kadarki pratiklerde, mesela Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla geri dönen bir grup var. Bu gruptakilerin hapiste geçirdikleri zamandan sonra, ama yine bir takım soruşturma, dava süreçleriyle karşılaştığını görüyoruz. Teklifin bu tarafına nasıl bakıyorsunuz? Yani kesinleşmemiş bir karar varken, dava süreci belki pozitif diyebileceğiniz bir kararla sonuçlanabilecekken, askıya alınmış gibi oluyor.
Zübeyir Aydar: Bu hukuki anlamda çok tartışmalı bir konu. Yani soruşturma ve kovuşturma. Diyor ki, işte bu şu maddelerden haklarında soruşturma ve kovuşturma olanlar. Belki birileri oradan beraat da edebilir. Belki savcı orada yanlış düşünmüş olabilir. Biliyorsunuz savcılar her türlü iddiayı iddianame biçiminde, zaten ismi “iddianamedir”, mahkemeye sunar. Mahkeme bu konuda karar verir. Şimdi bu konular tartışmalı konulardır. Orada o soruşturma ve kovuşturma olmamalıydı. Yani o şekliyle bu bir yani hukuki olarak da tartışmalı bir konu.
-Bir konu daha dile getirmek istiyorum. Şimdi belki orada çok tartışılmadı, çok tartışılmıyor. Şimdi dağdan veya Avrupa’dan veya farklı yerlerden dönecekler için. Şimdi bunun bir de askerlik meselesi var. Şimdi 20 yıl dağda kalmış veya 10 yıl kalmış veya sürgünde kalmış. Şimdi bunlara “Gel tekrar askere de git” denecek. Bu nasıl olacak? Buna da bir formül bulunması lazım.
-Bu hiç konuşulmuyor.
Zübeyir Aydar: Yani bunun konuşulması lazım. Yoksa nasıl dönecek?
-Bu talep edilecek mi sizce?
Zübeyir Aydar: Lazım.
-Talep edilmesi derken yani askere girmek bir zorunluluk olacak mı sizce?
Zübeyir Aydar: Tabii askerlik kanuna bakın, açıktır. Diyor ki, herkes askerlik görevini yerine getirmek durumunda. Şimdi buraya bir çözüm bulunması lazım. Yani bütün bu şeylerden sonra, “Git şurada askerlik de yap” dendiğinde, çok insan gelmez. Şimdi biz Avrupa’da bu sürece hazırlık için, aranan kesimlerle toplantılar yaptık. Ne düşünüyorsunuz? Böyle bir yasa çıkınca ne yapacaksınız? Karşılaştığımız sorunlardan birisi de birisi de askerlik meselesiydi. Yani “Askerlik olmasa dönerim” diyen çok kişi var. Ama “Bu yaştan sonra ben yeniden askere gidecek durumda değilim” diyen çok kişi var. Bu Avrupa’dakiler için böyle. Dağdakilerin ise hemen hemen hiçbiri askerlik yapmamış. Şimdi bütün o süreçlerden sonra, “Git falan yerde askere katıl, askerlik yap” dendiğinde, önümüze büyük sorunlar çıkar. Bu açıdan, bunun halledilmesi lazım.
-Peki şimdi eksikleri konuştuk anladığım kadarıyla, başka eklemek istediğiniz var mı?
Zübeyir Aydar: Önce bir teyit tespit yapılacak, sonra Milli Güvenlik Kurulu (MGK) karar alacak, Resmi Gazete’de yayınlanacak deniyor ya. Bence yasa çıktıktan, yürürlüğe girdiğinden itibaren cezaevlerinden tahliyeler başlamalıydı. Yani işte önce dağdakiler silah bırakacak, bu tespit edilecek, teyit edilecek, MGK karar alacak. Cezaevindekiler öyle çıkacak. Avrupa’dakiler öyle dönecek. Yani bunu bu şartlara bağlamanın anlamı yok. Hadi dağdaki için böyle bir şey yürütülebilir, ama cezaevindeki bir kişinin tahliyesi için dağdaki insanların silah bırakıp bırakmadığının teyit tespitini doğru bulmuyorum. Bu şekilde olmamalıydı. Ama bütün bunlara rağmen bir çaba var. Bir yasa çalışmasıdır. Yani ciddi bir biçimde ekipler çalışıyor, üzerinde duruyor. İnanıyorum, bütün bunlar tartışılarak amaca hizmet edebilecek duruma getirilir diye düşünüyorum. Teklif şu anda görüşme aşamasındadır. Bu görüşlerimizin de dikkate alınarak yasanın düzeltilmesini bekliyoruz.
-Doğru anlayalım ya da tamamlayalım diye soruyorum. Siz şimdi anlattığınız önerilerinizi DEM Parti’ye “Adalet Komisyonu sürecinde ve TBMM Genel Kurulu sürecinde değiştirilmesini talep ederiz” diye gönderdiniz mi?
Zübeyir Aydar: Biz görüşlerimizi hem basın yoluyla, sizin aracılığınızla iletiyoruz, hem de DEM Parti’nin Avrupa’daki temsiline de görüşlerimizi söyledik. Bunların iletilmesini istiyoruz dedik. Bu herkese bir mesajdır.
-Peki, sizce Abdullah Öcalan bundan sonra nasıl bir yol haritası takip edebilir? Doğrudan ya da dolaylı bir mesaj bugüne kadar ulaşabildi mi sizlere? Hiç böyle bir temas kurulabildi mi? Abdullah Öcalan’ın Barış ve Siyasallaşma Koordinatörü olarak adlandırılması konusunda ısrarlı olunsun diye bir talepte de bulundunuz mu?
Zübeyir Aydar: Talebimiz açık ve net. Bunu Sayın Bahçeli daha önce formüle etti, o formüle katılıyoruz. Şimdi şu anda beklentimiz şu. Başkan Abdullah Öcalan’ın bir eve taşınması, yanında bir sekreteryasının olması, kendisinin görevlendirdiği bir basın görevlisi bulunması , farklı görevlendirmelerle insanların yanında olması, basınla görüşebilmesi… Nasıl şu anda biz sizinle görüşebiliyorsak onun da aynı şekilde istediği basın organlarıyla görüşebilmesi, siyasi partilerle görüşebilmesi, arkadaşlarıyla görüşebilmesi, akademik ve sivil toplumla görüşebilmesi, herkese kendi mesajını istediği şekilde iletebilmesi gerekir. Özellikle silah bırakacak kesimlerle Başkan Apo’nun mutlaka ilişkide olması lazım, çünkü o temas olmadan, o şekilde olmadan… Ben kendi tabanımızı biliyorum.
-Siz terör örgütü tanımını kabul etmiyorum diyorsunuz ama…
Zübeyir Aydar: Etmiyoruz, evet.
-Evet, ama KCK, PKK kendini feshettiğini ilan etmiş olan, adı münfesih olarak geçen örgüt PKK, Avrupa’da terör örgütü listesinde, Almanya’da terör örgütü listesinde. Bu durum teklifin çerçevesinin dışında kaldığınız için sizler açısından böyle devam mı edecek Avrupa’da? Amerika’da da bu durum söz konusu, ama özellikle sizin bulunduğunuz lokasyon itibariyle buradaki faaliyetleriniz nasıl etkilenecek?
Zübeyir Aydar: Şimdi terör listesine karşı mücadele eden bir kişiyim. Özellikle hukuki alanda. Yani mahkemeler düzeyinde, yani hem Belçika’da mahkeme düzeyinde, hem Avrupa Adalet düzeni düzeyinde, hem İngiltere’de, hem Amerika’da, hem lobi ve diplomasi çerçevesinde bu işi çok araştıran, üzerinde duran, avukatlarla toplantı yapan, dava açan, açtıran biriyim. Terör listesinin nasıl hazırlandığını, siyasal amaçlarla hazırlandığını biliyorum. Şu anda zaten Türkiye’de bir süreç işliyor. Hareket, yani PKK iyi kendisini feshetti. Bu önümüzdeki süreçte buralara da yansıyacak. O listeler şu anda anlamsız duruma geliyor.
-Son olarak… Otuz yılı aşkın sürgün hayatınızın bu aşamasında, yasa teklifine dair beklentileriniz varken, metni gördüğünüzde neler düşündüğünüzü, hissettiğinizi merak ediyorum. Türkiye’ye dönmek sizin için ne kadar önemli? Neden önemli? Belki etrafınızdaki kişilerden de anekdotlar aktarabilirsiniz. Yani teklif ilk elinize geldiğinde ne hissettiniz, ne düşündünüz?
Zübeyir Aydar: Tabii ben öncelikle şunu söyleyeyim. Ben o ülkenin bir vatandaşıyım. Kendimi oraya ait hissediyorum. Oranın bir insanıyım. Burada misafirim. Evet, 32 yıldır buradayım. Benim bütün yaşamım boyunca, köyüm, şehrim, her taraf dahil en uzun yaşadığım yer Brüksel’dir, ama kendimi Brüksel’e ait hissetmiyorum. Ben ülkeme dönüp, ülkemde yaşamak istiyorum, ama özgürce yaşamak istiyorum. Onurumla, kimliğimle, kültürümle, insanlarımla, halkımla birlikte yaşamak istiyorum. Bu yasa konusunda da beklentim, önümün açılmasıydı. Ben bir hukukçuyum, yasaya bakarım. Teklif metnine baktığımda, kendimi dışında buldum.
-Sizin hakkınızda devam etmekte olan dava ya da davalar hangileri, hatırlatır mısınız? Kaç dosyanız var biliyor musunuz? Hangi suçlardan bir de?
Zübeyir Aydar: Çok var. Yani kaç dosya olduğunu tam bilmiyorum. Çünkü nerede bir olay olduysa, savcılar bizi dosyaya koyuyorlar. Mesela Ankara’da bomba patlamış, biz buradayız bilgimiz yok, ama bizi de dosyaya koyuyorlar. Yani Türliye’de öyle iyi bir hukuki sürecin yürütüldüğünü söyleyemeyiz. Terör örgütü yöneticiliğinden var. Müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlardan var. 1 Haziran 2005 öncesine dayanan dosyalar.
Biz yeni bir sayfa açmak istiyoruz. Yani madem bir barışıyoruz, madem (sorunu) çözüyoruz, yeni bir sayfa, bir beyaz sayfa açmak istiyoruz. Böyle hareket edelim. Yoksa “Sen şunu yaptın, ben bunu yaptım”… Şimdi ben devletin bize yönelik hukuksuzlarını, faaliyetlerini anlatsam, bitmez yani.
-Ne ilginçtir ki, Akın Gürlek de beyaz bir sayfa açılacağından söz etti bugün. Ama onun beyaz sayfasıyla, sizin beyaz sayfanız örtüşüyor mu, aynı beyaz sayfa mı? Önümüzdeki dönemlerde göreceğiz. Çok kısa bir soru ve cevap daha: Dönebilirseniz, ilk nereye gideceksiniz? Ne yapmak istiyorsunuz?
Zübeyir Aydar: Çok kısa. Tabii ki yani doğduğum topraklara ilk dönüşü doğduğum ve büyüdüğüm topraklara döneceğim. Oraya gitmek istiyorum. Tabii ki her tarafta da olacağım.
-Çok teşekkür ediyoruz Zübeyir Aydar.
Zübeyir Aydar: Ben teşekkür ederim. Hoşçakalın.
Zübeyir Aydar ile yapılan röportajın tamamını YouTube’dan izleyebilirsiniz.




