• Ana Sayfa
  • Gündem
  • 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü | ‘Hakikatin sesi susturulamaz’

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü | ‘Hakikatin sesi susturulamaz’

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü nedeniyle yapılan açıklamalarda, gazetecilere yönelik baskılara dikkat çekildi. 

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü | ‘Hakikatin sesi susturulamaz’
3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü | ‘Hakikatin sesi susturulamaz’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 3 Mayıs 2026 12:47
  • Güncellenme: 3 Mayıs 2026 13:07

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1993 yılından bu yana basın özgürlüğünün temel ilkelerini hatırlatmak, gazetecilerin karşı karşıya kaldığı riskler ve medya özgürlüğünün durumuna dikkat çekmek amacıyla kutlanıyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından hazırlanan 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, 180 ülke arasında 163’üncü sırada yer aldı. Raporda, ülkede gazeteciliğin engellenmesi ve gazetecilerin tutuklanmasında yargının bir baskı aracı olarak kullanıldığına dikkat çekildi.

DFG: Özgür Basın, demokratik toplumun temelidir

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla yazılı açıklama yayımladı.

3 Mayıs’ın önemine değinilen açıklamada, Ocak, Şubat ve Mart aylarını kapsayan istatistiklere yer verilen açıklamada, gazetecilere yönelik ihlallerin münferit değil, sistematik ve çok boyutlu bir baskı rejimine dönüştüğünü gösterdiği vurgulandı.

İlk 3 ayda yaşananlara değinilen açıklamada, Ocak ayında 14 gazetecinin gözaltına alındığı, 1’inin tutuklandığı, 1 gazetecinin evinin basıldığı, 3 gazetecinin tehdit edildiği, 22 gazetecinin haber takibinin engellendiği belirtildi. Şubat ayında, 6 gazetecinin saldırıya uğradığı, 11 gazetecinin gözaltına alındığı, 5 gazetecinin tutuklandığı, 6 gazetecinin evine baskın düzenlendiği, Mart ayında ise, 5 gazetecinin gözaltına alındığı, 2 gazetecinin tutuklandığı, 5 ayrı olayda haber takibinin engellendiği bilgisi paylaşıldı.

Açıklamada “İfade Özgürlüğü” kapsamında Ocak ayında, 61 gazetecinin yargılandığı, 29 dosyanın devam ettiği, 3 gazeteciye toplam 3 yıl 9 ay 7 gün hapis cezası verildiği, Şubat ayında 45 gazetecinin yargılandığı, 30 dosyanın sürdüğü, 9 gazeteciye toplam 6 yıl 7 ay 6 gün hapis ve para cezası verildiği, Mart ayında da 24 gazetecinin yargılandığı, 21 dosyanın devam ettiği, 3 gazeteciye 9 yıl 1 ay hapis cezası verildiği hatırlatıldı. “Sansür ve Erişim Engelleri” kapsamında Ocak ayında 3 internet sitesinin kapatıldığı, 23 habere erişim engeli getirildiği, 458 sanal medya içeriğinin kaldırıldığı, Şubat ayında 31 haber ve 272 sanal medya içeriğinin erişime engellendiği, 10 yayın yasağı kararı alındığı, Mart ayında ise 6 habere ve 75 sanal medya içeriğine erişim engeli getirildiği belirtildi.

‘Hakikat susturulamaz’ 

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“2026’nın ilk üç ayına ait bu veriler, Türkiye’de basın özgürlüğünün yalnızca hukuki değil; fiziki, dijital ve ekonomik boyutlarıyla da kuşatma altında olduğunu ortaya koyuyor. 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü, hakikat mücadelesi yürüten gazetecilerin maruz kaldığı baskı, yargılamalar, tutuklamalar ve yaşam hakkı ihlallerine karşı bir hatırlatma ve direniş çağrısıdır. Gazeteciler açısından basın özgürlüğü, yalnızca mesleki bir hak değil, aynı zamanda halkın hakikate ulaşma mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle 3 Mayıs; bedel ödeyen, susturulmak istenen ama hakikati yazmaktan vazgeçmeyen gazetecilerin günü olarak anlam kazanır. Özgür Basın, demokratik toplumun temelidir. Hakikatin sesi susturulamaz.”

Af Örgütü: Gazetecilerin için hedef alınmasına son vermeli

Uluslararası Af Örgütü, Türkiye yetkililerini, yolsuzluk iddiaları gibi kamuoyunu ilgilendiren konularda haber yaptıkları için gazetecilere uygulanan baskılara son vermeye çağırdı.

Yapılan açıklamada, gazetecilerin yalnızca kamuoyunu bilgilendirme işini yaptıkları için haklarında ceza soruşturmaları açılmasının, ifade özgürlüğü hakkının doğrudan ihlali ve medya özgürlüğüne yönelik bir saldırı olduğu belirtildi.

Aşırı geniş ve sorunlu yasalar ile ceza adalet sisteminin gazetecileri “susturmak” için araçsallaştırıldığı vurgulanan açıklamada, “Gazetecilerin yalnızca hayati önemdeki mesleklerini icra ettikleri için hedef alınmasına son vermeli”, “İfade özgürlüğü hakkına saygı gösterilmeli, bu hak korunmalı ve desteklenmeli” denildi.

Merdan Yanardağ, Alican Uludağ, İsmail Arı, Pınar Gayıp, Zafer Arapkirli ve Furkan Karabay’ın davaları örnek gösterilirken, “Yalnızca gazetecilik faaliyetlerini yürüttükleri için insan hakları ihlallerine maruz bırakılan, kriminalize edilen ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan gazeteciler ve diğerleri derhal serbest bırakılmalı” çağrısı yapıldı.

Özgürlüklerinden yoksun bırakılan gazetecilerin derhal serbest bırakılması talep edilen açıklamada, Türkiye yetkililerine şu çağrılarda bulunuldu:

“Türkiye yetkilileri, ceza kanununu ve adalet sistemini muhalif görüşleri baskı altına almak için vahim şekilde kötüye kullanmaya, özellikle de gazetecilerin yalnızca hayati önemdeki mesleklerini icra ettikleri için hedef alınmasına son vermeli. Uluslararası insan hakları hukuku ve standartları ile Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeler kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkına saygı gösterilmeli, bu hak korunmalı ve desteklenmeli.

İfade özgürlüğü hakkının kullanımına yönelik kısıtlamalar, uluslararası insan hakları hukukuna uygun olmaları için üç aşamalı testi karşılamalı: Kısıtlamalar yasayla belirlenmeli, hakkı kısıtlamak için başkalarının haklarına ve itibarına saygı ya da ulusal güvenliğin veya belirli bir kamu yararının korunması gibi meşru gerekçeler söz konusu olmalı ve kısıtlamalar güdülen meşru amaçla orantılı ve demokratik bir toplumda gerekli olmalı . Türk Ceza Kanunu’nun 217/A, 299. ve 301. Maddeleri, Türkiye’nin her ikisine de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesi ile Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 19. Maddesi uyarınca korunan ifade özgürlüğü hakkının kullanımına müdahale ediyor.

Türkiye yetkilileri, TCK’nın ceza soruşturmaları, davalar ve keyfi tutukluluk yoluyla özellikle gazetecileri susturmak için araçsallaştırılan ve böylelikle geniş toplumda caydırıcı bir etki yaratan 217/A, 299. ve 301. Maddelerini yürürlükten kaldırmalı. Bu açıklamada isimlerine yer verilen ve benzer şekilde yalnızca gazetecilik faaliyetlerini yürüttükleri için insan hakları ihlallerine maruz bırakılan, kriminalize edilen ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan gazeteciler ve diğerleri derhal serbest bırakılmalı. Yasaların kötüye kullanılması sonucu haklarında açılan soruşturmalar ve davalar düşürülmeli. Yetkililer, bunun yerine gazeteciler için bilgi arama ve edinme hakkı da dahil ifade özgürlüğü hakkının kullanımının saygı gördüğü ve bu hakkın korunduğu elverişli bir ortam oluşturmalı.”

Ceza adalet sisteminin gazetecileri susturmak için araçsallaştırılması

Açıklamada, Türkiye yetkililerinin, belirli bazı ceza kanunu maddelerini, gazetecileri yalnızca mesleklerini icra ettikleri için yargı önüne çıkarmak adına araçsallaştırdığı vurgulanırken, bu maddeler arasında “dezenformasyon yasası” olarak bilinen, 2022’de ceza kanununa eklenen Madde 217/A’nın yer aldığı belirtildi.

“Uluslararası Af Örgütü, Madde 217/A’nın ceza kanununa eklenmesinin tartışıldığı dönemde, bu maddenin aşırı geniş ve muğlak biçimde ifade edilmesi ve yasanın doğru uygulanması konusundaki yönerge eksikliği nedeniyle ifade özgürlüğü hakkı üzerinde caydırıcı etki yaratabileceği konusunda endişelerini dile getiren pek çok kurumdan biri. Maddenin kabul edilmesinden önce Venedik Komisyonu da oluşturduğu tehditlere karşı uyarıda bulunarak geri çekilmesi çağrısında bulunan bir acil görüş yayımlamıştı” denilen açıklamada, özetle şu tespitlere yer verildi:

“Madde 2022’de kabul edildiğinde, hükümet yetkilileri ‘sansür yasası’ olarak adlandırılan yasa kapsamında gazetecilerin yargılanmayacağını öne sürdü. Ancak Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) verilerine göre, Madde 217/A’nın TCK’ya eklenmesinin ardından ilk iki yıl içinde, 66 ayrı soruşturmayla karşılaşan 56 gazeteci ve diğer medya çalışanı hakkındaki soruşturmalar da dahil 4 binden fazla soruşturma açıldı. MLSA, Mart 2026’daki raporunda, 2024’ten bu yana iki yıl içinde açılan, sanıkların yüzde 72’sinin gazeteciler ve diğer medya çalışanları olduğu 21 ayrı soruşturmayı inceledi. Yakında yayımlanan bir diğer yazı, yasanın uygulamasını inceleyerek 2022’den bu yana 83 gazetecinin 114 ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ iddiasıyla karşılaştığını tespit etti. Son dört yıldır bu maddeler kapsamında, ifadelerin hangi bölümünün yanlış veya yanıltıcı olduğunu ortaya koyan belirli kanıtlar olmaksızın isnat edilen aşırı geniş iddialara dayalı olarak gazeteciler hedef alınıyor, gazeteciler ve diğerleri cezaya mahkûm ediliyor.

‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçu için bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngören TCK Madde 299 ile ‘Türk milletini ve devletin organlarını aşağılamayı’ suç sayan Madde 301, gazetecilerin ifadeleri de dahil olmak üzere özgür ifadeleri susturmak için kullanılıyor. Bu maddeler kapsamındaki soruşturmalar Adalet Bakanlığı’nın iznine tabi. Adalet Bakanlığı’nın, Madde 299 ve 301’in ‘Devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlar’ başlığı altında birleştirildiği 2024 yılına ait istatistiklerine göre, 55 binden fazla kişi hakkında ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ ve ‘Türk devletini aşağılama’ suçlarından soruşturma açıldı. Yalnızca 2024’te 17 bin 895 kişi hakkında dava açıldı.

Geçen yıl baskılar daha da arttı

Türkiye’de yetkililerin ceza adalet sistemini gazetecileri susturmak ve bastırmak için araçsallaştırması yeni bir olgu değil. 2016’daki darbe girişiminin ardından en az 156 medya kuruluşu kanun hükmünde kararnameler ile kapatıldı, tahmini 2 bin 500 gazeteci işini kaybetti ve Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 778 gazetecinin basın kartını iptal etti. 2016’da, 120 gazeteci ve medya çalışanı tutuklandı. Gazetecileri Koruma Komitesi’nin verilerine göre, bu istatistik Türkiye’yi dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi durumuna getirdi. Son 10 yılda, ülkedeki medya alanı daha da daralarak, basılı ve görsel-işitsel medyada güvenilir ve bağımsız haberler sunan kuruluşların sayısı azaldı. Yayınları denetleyen RTÜK, yetkilerini geniş bir yelpazedeki haber kuruluşlarını sansürlemek için kullanarak eleştirel yayın yapan kanallara ağır para cezaları verdi ve örneğin 2024’te önde gelen radyo istasyonu Açık Radyo’nun yayın lisansını iptal etti. Ekim 2025’te, devlet tarafından haber kanalı Tele 1’e atanan kayyım yönetimi, kanalın açık artırma usulüyle satışa çıkarıldığını açıkladı ve varlıklarının muhammen bedelini, gerçek değerinin altında olduğu yönündeki kaygıların ifade edilmesine rağmen 28 milyon lira olarak belirledi. Tele 1’e el konulması, kanalın kurucusu ve genel yayın yönetmeninin ‘siyasal casusluk’ iddialarıyla haksız yere tutuklanması bağlamında gerçekleşti.

Bireysel olarak gazetecilere yönelik baskılar da geçen yıl, özellikle ana muhalefet partisi CHP’nin yetkililerce hedef alınması ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile diğer CHP’li belediye başkanlarının ve bürokratlarının 2025’te tutuklanması bağlamında daha da arttı.”

MLSA Eş Direktörü: İktidarın kırmızı çizgilerini aşan gazeteciler baskı altında

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla MA’ya konuşan Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Eş Direktörü Veysel Ok, Kürdistan ve Türkiye’de basın özgürlüğüne yönelik baskıların her geçen yıl arttığını söyledi.

MLSA verilerine göre 28 gazetecinin cezaevinde bulunduğunu, çok sayıda gazeteci hakkında davalar açıldığını ve hapis cezalarının verildiğini kaydeden Ok, sanal medya hesaplarının engellendiğini ifade etti.

Gazetecilerin hem haber takibi sırasında hem de protestolarda polis şiddetine maruz kaldığını söyleyen Ok, MLSA bünyesinde yürütülen çalışmalara değindi.  İktidarın “kırmızı çizgilerini” aşan, eleştirel ve bağımsız habercilik yürüten gazetecilerin baskı altına alındığını sözlerine ekleyen Ok, “Türkiye’de var olan gerçeği yoksulluğu, yolsuzluğu, Kürt sorunu gibi temel meseleler hakkında da haber yapan gazetecilere davalar açılıyor. Çünkü iktidar kendisi dışında haber kaynaklarının olmasını istemiyor. Halka tek bir elden bilgi vermek istiyorlar. Bu yüzden farklı bakış açısıyla haber yapan gazeteciler hakkında ‘örgüt üyeliği’nden, halkı kin ve düşmanlığı tahrikten, dezenformasyon kanunundan, yanıltıcı bilgiden, Türklüğü aşağılamaktan gibi çok genel kapsamda davalar açılabiliyor” diye konuştu.

Mesele Anayasa’nın uygulanması

Anayasa’da basın özgürlüğünün güçlü biçimde korunduğuna ancak uygulamada sorunlar olduğunu dile getiren Ok, “Şunu açıklıkla söyleyebilirim ki Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden (AİHS) daha güçlü bir şekilde basın özgürlüğünü koruyor. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sı birçok uluslararası sözleşmeden daha güçlü bir şekilde haber yapma hakkını koruyor. Buradaki temel sorun yasalar değil. Elbette ki Terörle Mücadele Kanunu (TMK) birçok gazetecin sırtında demokrasi kılıcı gibi dolaşıyor ama temel mesele yasa değil. Temel mesele yargıçların, yargı bürokrasisinin Anayasa’yı uygulamamasıdır. Türkiye’de Anayasa uygulansaydı şu ana cezaevinde olan birçok tutuklu gazetecinin serbest olması lazımdı. Türkiye’de Anayasa uygulansaydı Selahattin Demirtaş’ın, Osman Kavala’nın serbest kalması lazımdı” dedi.

Kürt basınına yönelik baskılar

Özellikle Kürt basınına yönelik baskıların süreklilik içerisinde olduğunun altını çizen Ok, 1990’lı yıllardan bu yana Kürt gazetecilerin hedef alındığını, faili meçhul şekilde yaşamlarını yitirdiğini kaydetti. Ok, “Bunun en temel sebeplerden bir tanesi elbette ki Kürt meselesi. Türkiye’de Kürt meselesi demokratik, hukuki bir zeminde bir çözüme kavuşmadığı için Kürt meselesiyle ilgili haber yapan gazeteciler Kürt meselesi üzerinden iktidarı eleştiren gazeteciler veya Kürt meselesinde diğer taraflarla röportaj yapan, oradan bilgi aktaran gazeteciler yargının sopasıyla karşılaşıyor. Bu Tamamıyla hem iktidarın hem yargının Kürt meselesine güvenlikçi bakış açısıyla ilgilidir” ifadelerini kullandı.

Ülkedeki basın özgürlüğünün ülkenin genel demokratik gerilemesinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirten Ok, Gazeteciler arası dayanışmanın önemine de dikkat çekti. Ok, mesleki, siyasi ya da ideolojik farklılıkların bu dayanışmanın önünde engel olmaması gerektiğini belirterek, haberi savunma çağrısı yaptı.

Basın örgütleri: Halkın haber alma hakkını savunmak suç değil

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG), Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK Basın-İş), Haber-Sen, Avrupalı Gazeteciler Birliği Türkiye Temsilciliği ile Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla Mülkiyeliler Birliği’nde basın toplantısı düzenledi. “Tutuklu gazetecilere özgürlük” pankartının asıldığı toplantıda basın metnini gazeteci Diren Yurtsever okudu.

Türkiye’nin basın özgürlüğü endeksinde dört basamak daha gerileyerek 180 ülke arasından 163’üncü sıraya gerilediğini belirten Diren Yurtsever, gazetecilik faaliyetlerinin giderek daha fazla kriminalize edildiğini söyledi.

Gazetecilerin cezaevine konulmasıyla toplumun gerçeklerden koparıldığını söyleyen Diren Yurtsever, şunları belirtti:

“Gazeteciler susturulduğunda; işçinin direnişi görünmez olur, emekçinin hakkı duyulmaz, kadınların, gençlerin ve tüm ezilenlerin sesinin bastırılması sonucunu doğurur. Basın özgürlüğüne yönelik her saldırı, aynı zamanda toplumun demokrasi hakkına yönelmiş bir saldırıdır. Türkiye’de fikir işçileri aynı zamanda ağır bir ekonomik ve siyasal kuşatma altındadır. Medya sahipliğinin tekelleşmesi, kamu kaynaklarının iktidara yakın medya organlarına aktarılması ve bağımsız gazeteciliğin sistematik biçimde zayıflatılması; oto-sansürü yaygınlaştırmakta ve eleştirel haberciliği daraltmaktadır. Güvencesiz çalışan meslektaşlarımızın ne yazık ki bu düzen içerisinde açlık şartlarında yaşam mücadelesi vermektedir. Bugün bu tehdit iktidara yakın muhalefete yakın ayrımı yapılmaksızın tüm gazeteciler için geçerlidir. Genç meslektaşlarımızın mesleğimizi yapmaktan kaçınmaya başlamasının temel sebebi de bu saydığımız anti-demokratik adımlar ve güvencesizliktir. Gazeteciler işsizlik, güvencesizlik ve baskı üçgeninde mesleklerini sürdürmeye zorlanmaktadır.”

‘Gazetecilik kamusal bir sorumluluk’ 

Gazeteciliğin suç olmadığını ve gazetecilerin cezaevinde olmaması gerektiğinin altını çizen Diren Yurtsever, “Gerçeğin peşinde koşmak, halkın haber alma hakkını savunmak suç değil, kamusal bir sorumluluktur” diyerek gazetecilik meslek örgütlerinin taleplerini şöyle sıraladı:

“* Cezaevlerinde tutulan tüm gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır.

* Gazetecilik faaliyetlerini suç sayan tüm uygulamalara son verilmelidir.

* Basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasal düzenlemeler kaldırılmalıdır.

* Gazeteciler için güvenceli çalışma koşulları sağlanmalı, sendikal hakların önündeki engeller kaldırılmalıdır.”

Basın açıklamasının ardından tutsak gazetecilerin isimleri tek tek okunarak, cezaevinden gönderdikleri mektuplar okundu.