Komisyonun 14’üncü toplantısı sona erdi

Kürt meselesinin çözümü için başlatılan süreç kapsamında Meclis’te kurulan komisyon, 14’üncü toplantısını yaptı. Komisyon bugün, emekli askerler derneklerinin temsilcilerini dinledi.

Komisyonun 14’üncü toplantısı sona erdi
Komisyonun 14’üncü toplantısı sona erdi
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 8 Ekim 2025 16:43
  • Güncellenme: 8 Ekim 2025 21:55

Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bugün 14’ncü toplantısını gerçekleştirdi.

Toplantı öncesi Kurtulmuş, komisyondaki siyasi partilerin koordinatör grup başkanvekilleriyle bir araya geldi. Toplantıda komisyonun yol haritası değerlendirildi. Komisyon üyelerinin İmralı’ya gidip gitmemesi de gündemdeki başlıklar arasında yer aldı.

Saat 14.00’te başlayan toplantının ilk oturumu saat 15.15’te tamamlandı.

Numan Kurtulmuş, üç Türk milletvekilinin de içinde bulunduğu, Gazze’ye insani yardım götüren Vicdan Gemisi’ne İsrail’in müdahalesine tepki göstermek amacıyla yapılacak müzakereler nedeniyle Genel Kurul’a geçerek başkanlık yaptı ve milletvekillerine hitap etti. Bu nedenle komisyon toplantısına ara verildi ve ikinci oturum saat 17.15’te yeniden başladı.

İkinci oturumun tamamlanmasının ardından kapanış konuşması yapan Kurtulmuş, şimdiye kadar komisyonda 113 sivil toplum kuruluşu temsilcisi ve kanaat önderinin dinlendiğini ifade etti. Bugün iki oturumda farklı kanaatlere sahip isimlerin dinlendiğini kaydeden Kurtulmuş, “Bu toplantı da gösterdi ki aslında biz komisyonu, çözümü bulmak, çözüme en kestirme yoldan ulaşmak için kurmuşuz. Bu komisyon, burada bulunan arkadaşlarımızın da iradesiyle çözüm iradesini ortaya koymuştur. Her toplantıda, katılan arkadaşlarımızın yürekten sürece destek vermeleri de bizlerin iradesini de pekiştiriyor. Her bir arkadaşımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum” dedi.

İlk oturum

Toplantının ilk oturumunda, askerlerin emekli mensupları tarafından kurulan derneklerin temsilcileri dinlendi.

TEMAD Başkanı: Sürecin her aşamasında bizler de bu konunun takipçisi olacağız

Türkiye Emekli Astsubayları Derneği (TEMAD) Başkanı Cahit Koca, anayasasının değiştirilmez hükümlerinin ‘kırmızı çizgileri’ olduğunu söyleyen Koca, “Devletimizin kurucu değerleri üzerinde pazarlık yapılamaz. Bu değerler milletin ortak iradesi ve geleceğimizin teminatıdır. Şehit ailelerimizin ve gazilerimizin onuru bizlerin boynunun borcudur. Biz buraya sadece bir meslek kuruluşunun değil, Türkiye’nin en çok şehit veren, en çok gazi çıkaran evlatların sesi olarak geldik” ifadelerini kullandı.  Koca, sözlerini şöyle sürdürdü:

İç barış, eşit sorumlulukla, hakkaniyetle ve terörün her türüne karşı tavizsiz duruşla sergilenebilir. Bölücü terör örgütünün sempatizanlarının toplumun huzurunu bozacak, milletimizin değeriyle alay eden, provokasyon ve tahrip içeren tüm eylem ve söylemleri karşısında devletimizin hukuk çerçevesi içerisinde kararlı, sert ve etkin önlemler alması doğaldır. Kanunların caydırıcı gücü daima işletilmeli. Terörsüz Türkiye idealine giden sürecin her aşamasında bizler de bu konunun takipçisi olacağız.”

‘Huzurlu bir Türkiye istiyoruz’

“Dayanışma tek taraflı özveriyle sağlanamaz. Kardeşlik, şehitlerin ruhu incitilerek tesis edilemez. Demokrasi, terörün gölgesinde uygulanamaz. Tekrar yüksek sesle ifade ediyoruz: Bizim için Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değiştirilemez hükümleri nettir; bu bizim kırmızı çizgimizdir.

Bu devletin temel ilkeleri tartışılamaz. Pazarlık konusu dahi edilemez. Milletimizin birliğini sarsacak her girişimin karşısında oluruz. Şehit ailelerimizin onuru asla zedelenmemeli, aziz hatıraları çiğnetilmemelidir.

Terör örgütü elebaşılarına ve teröristlere asla umut hakkı tanınmamalı. Hukukun üstünlüğü esas gözetilmeli. Karıştıkları suçlar cezasız kalmamalıdır. Bilinmelidir ki, hukukun, adaletin dışına çıkıldığında milletin huzuru ve bütünlüğü bozulur. İhanet ve kanun tanımazlık artar. Verilen tavizler milletimizi yaralar. Biz bunu kabul etmiyoruz ve etmeyeceğiz. Biz terörsüz ve huzurlu bir Türkiye istiyoruz ama tek taraflı fedakarlıkla değil.

‘Af girişimleri ve söylemleri bu yüce Meclis’in çatısı altında yer bulamaz’

Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneği (TEMUD) Genel Başkanı Ali Tilkici, anayasının ilk dört maddesine ilişkin olarak,  “Bu maddeler sadece birer hukuk kuralı değil, bir milletin varoluşunun özüdür. O nedenle diyoruz ki, değiştirilemez, teklif dahi edilemez. Çünkü bu söz, bir tarihin, bir mücadelenin, bir bedelin ifadesidir” dedi. Tilkici, şöyle devam etti:

Türkiye Cumhuriyeti Devleti teröre karşı af değil, birlik göstermek zorundadır. Devletin şefkat eli olduğu gibi demir yumruğunun da olduğu, bölünecek bir devletimizin olmadığı, hemen yanı başımızda federatif bir yapıya veya başka bir isme tahammülümüzün olmadığı bilinmelidir. Bu yüzden diyoruz ki, başka dillerdeki eğitim, etnik temelli ayrışma ya da terör örgütü mensuplarına yönelik af girişimleri ve söylemleri ne milletimizin vicdanında ne de bu yüce Meclis’in onurlu çatısı altında yer bulamaz. Çünkü biz biliriz ki, vatan bir bütündür. Dil tektir, bayrak tektir, millet tektir.”

TESUD Başkanı Karakuş dinlendi 

Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) Genel Başkanı Erdoğan Karakuş, komisyonda yaptığı konuşmada, Türkiye’de 50 bin civarında emekli subay bulunduğunu belirterek, derneğin stratejik araştırma merkezi aracılığıyla özellikle güvenlik konularında en doğru kararları verdiklerine inandıklarını söyledi.   Erdoğan Karakuş, Pentagon’un Irak’a verdiği silahların kaybolduğu iddiaları üzerine yapılan soruşturmaların 2006’da 360 bin silahın yerinin bilinmediğini, 2007 ve 2019 raporlarında ek kayıpların tespit edildiğini; Pentagon denetim raporuna göre 1 milyar dolarlık silahın kaybolduğu ve bu silahların ile ilave gelişmiş mühimmatın Suriye’de PKK’ye aktarıldığını iddia etti.

Karakuş, “Suriye’deki silahlar yok edilmedikçe PKK’nın silah bıraktığı söylenemez. Bu silahların ileride Türkiye’ye karşı kullanılma olasılığı da vardır. Başka yerlerde cüzi miktarda imha edilen silahlar, PKK’nın silah bıraktığının kanıtı olamaz. Bu nedenle Suriye’deki silahlar yok edilmedikçe, başka ülkelerin de desteğiyle Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) için kullanılma endişesi devam etmektedir” dedi.

Adaletin önemli olduğunu belirten Karakuş, “40 yıldır terörist başı olarak kabul edilip yargılanmış ve ceza almış bir kişinin ‘kurucu liderliğe’ vasıflandırılması hukuken doğru değildir. Milletimizin büyük çoğunluğunun da aynı görüşü paylaştığını düşünüyoruz. Ayrıca terörden suça bulaşmış kişilerin mutlaka yargılanarak cezalarını çekmeleri, kısmi veya genel af kapsamına alınmamaları gerektiğini düşünüyoruz” dedi.

‘Gazilerimiz hayal kırıklığına uğratacak bir adım atılmamalıdır’

Emekli Uzman Jandarmalar Derneği (EMUJAD) Genel Başkanı Şeref Çayırtepe, komisyonda şöyle konuştu:

“‘Terörsüz Türkiye’ süreci, geçtiğimiz yasama döneminde siyasi parti liderlerinin peş peşe en üst perdeden açıklamalarıyla başlamıştır. Terörün tamamen sona erdirilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kalıcı huzura kavuşması hedefleyen bu süreci sonuna kadar destekliyoruz. Milletimizin arasına örülen duvarları yıkıp, ezeli ve ebedi kardeşliğimizi perçinlemenin zamanı çoktan gelmiştir. Sürecin hiçbir aşamasında şehitlerimizin ruhunu incitecek veya gazilerimiz ile şehit yakınlarını hayal kırıklığına uğratacak bir adım atılmamalıdır.

Devletimizin asla yanlış yapmayacağına inanıyoruz. Yıllarca terörle yakından mücadele eden dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şehit Eşref Bitlis Paşa’nın direktifleri doğrultusunda, sadece Jandarma Genel Komutanlığı’nda terörle mücadele etmek amacıyla alınan uzman jandarmalar, devletimize her daim güvenmiş ve güvenmeye devam etmektedir. Derneğimizin üyeleri ile şehit ailelerimiz ve gazilerimiz süreci sükunetle takip etmektedir.”

‘Türkiye’de asla Kürt sorunu yoktur; terör sorunu vardır’

Çayırtepe, Türkiye’de Kürt sorunu olmadığına öne sürerek, şunları ifade etti:

“Türkiye’de asla Kürt sorunu yoktur; terör sorunu vardır. Çünkü bugün bir kez daha gördüm ki bazı kesimler, bunu bir Kürt meselesi, Kürt sorunu diye tutturmuş. 40 yılı aşkın süredir binlerce insanın ölmesine sebep oldular. Peki, Kürt sorunu dediğimiz şey tam olarak nedir? Biz anlamadık. Bölgede sizlerle birlikte yaşayan ve görev yapan insanlar olarak soruyorum: Anayasamızda Türk ve Kürtlere ayrı maddeler mi var? Hakim karşısına çıktığınızda bir Kürt vatandaşına ‘Sen Kürtsün, al sana on katı ceza’ mı deniyor? Vergi dairesine gittiğinizde Kürt vatandaşlarımızdan on katı vergi mi alınıyor? Bir Kürt evladı okumak istediğinde, çalıştığında veya üniversiteyi kazandığında, ‘Sen Kürtsün’ diyerek üniversitenin kapısından mı çeviriliyor?

Bu ülkede çalışıp, üretip, para kazanmak isteyen hangi Kürt vatandaşa devletimiz engel olur? Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne baktığımızda, terör örgütüyle ilişkili olmasına rağmen azımsanmayacak sayıda vekil temsil hakkına sahiptir. Kırmızı plakalı araçlara binip devletimizin tüm imkanlarını eşit şekilde kullanmaktadırlar. Aynı coğrafyada, aralarında etnik köken, meslek ve meşrep ayrımı yapılmaksızın, kardeşçe ve huzur içinde yaşayan tüm vatan evlatlarına Türk milleti diyoruz. Bizler bin yıldır yan yana, omuz omuza yaşadık. Bu milletin kardeşliğini hiçbir terör örgütü ve dış mihrak bozamayacaktır. Bugün hepimizin yüreğinde tek bir ideal var: ‘Terörsüz Türkiye.'”

‘Genel af getirilmesini asla kabul etmiyoruz’

EMUJAD Başkanı Şeref Çayırtepe, komisyonda PKK’nin bazı üyelerinin silah bırakmasının önemli olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Korkumuz, sadece eli kanlı teröristlerin cezasız kalmasıdır. Eğer sürecin sonunda teröristler cezasız kalırsa, bu ülke için canını vermeye hazır olanlar ‘ben neden fedakarlık yapayım?’ demez mi? Şehit aileleri ve gaziler bu sürecin sonuçları konusunda derin kaygılar taşımaktadır. Kamuoyunda ‘eşit yurttaşlık’ ve ‘anadilinde eğitim’ başlıkları altında masummuş gibi gösterilen taleplerin tamamını Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesine ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik bir tehdit olarak görüyoruz.

Ülkemiz için şehit ailelerimiz ve gazilerimiz, evlatlarını, eşlerini ve babalarını ömürlerinin baharında kaybetmişlerdir. Suç işleyen, kurşun sıkan, bomba atan—askeri, polisi, öğretmeni veya vatandaşı öldüren—herkes en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Terörist başı Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılmasını ve teröre bulaşan kişilere kısmi veya genel af getirilmesini asla kabul etmiyoruz. Komisyonun anayasamızla ilgili bir değişiklik teklifi yapılmayacağı konusunda siyasi partilerin ortak mutabakatı memnuniyet vericidir; ancak terörle mücadele yasasında da değişiklik yapılmamasını talep ediyoruz.”

İkinci oturum

İkinci oturumda ise Komisyon, Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Aileler ile Yardımlaşma Dayanışma Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER), Demokrasi ve Birlik Derneği (DEMBİRDER), Kamusal Politika ve Demokrasi Çalışmaları Derneği (PODEM), Hak İnisiyatifi Derneği, Barış Vakfı ile Toplumsal Mutabakat Derneği (TMD) temsilcilerini dinlendi.

Demokrasi ve Birlik Derneği’nden Mehmet Metiner dinlendi

Komisyonda konuşan DEMBİRDER Genel Başkan Mehmet Metiner, geçmişte bir inkar sorunu olduğunu belirterek “İnkardan kaynaklanan bu sorun süreç içinde silah sorununa dönüştü. Başka bir deyişle dağ sorununa dönüştü. Sayın Cumhurbaşkanımızın başbakan olduğu dönemde inkar sorunu tarihe gömüldü ama silah ve dağ sorunu varlığını sürdürdü. PKK lideri Abdullah Öcalan, ‘İnkar biterse isyan biter’ demişti ama inkarı sonlandıran devlet, hükümet iradesi AK Parti iktidarı döneminde ortaya çıktığı halde isyan bitmedi” dedi.

‘Türk-Kürt ittifakı için gerekli adımları atmaktan kaçmamalıyız’

İnkardan kabule evrilen yeni Türkiye’nin herkese kazandıracağını söyleyen Metiner, şunları kaydetti:

“İlk denemenin başarısızlığı hepimize ve ülkemize kan kaybettirdi. Burada yanlış anlaşılmaması için iki önemli noktaya değinmekte yarar görüyoruz. Birincisi demokratikleşme silah bırakmanın şartı değil sadece sonucudur. Demokratikleşme hepimiz için ve pek tabii ülkemizin güçlü geleceği için gerekli olan her şeyin yapılmasıdır.

O birilerinin iddia ettiği gibi Öcalan’ı PKK’yı Kürtlerin tek meşru temsilcisi olarak görüp Kürtlerle ilgili atılacak adımlarda Öcalan’ın PKK’nın muhatap alındığı bir süreç değildir. Zaten Öcalan’ın 27 Şubat deklarasyonunda da ne Kürt sorununun çözümü gibi bir amaç ortaya konulmaktadır ne de Kürtlerin haklarıyla ve geleceği ile alakalı talepler söz konusu edilmektedir. Demokratik siyaset yoluyla elde edilebilecek talepler için silahı şart görmek ne kadar gayrimeşru ve yanlış bir yol ise silah bırakmanın şartını buna bağlamak da bir o kadar gayrimeşru ve yanlış bir yoldur. Bu anlayış temelinde ortaklaşmak çözüm için olmazsa olmaz bir döneme sahiptir. Burada devlet, hükümet, Meclis olarak yanlış yapmamak adına şu ayrımı unutmadan yol yürümemiz gerektiğini önemle hatırlatmak isteriz. Türk-Kürt ittifakı için gerekli olan adımları atmaktan zinhar kaçırmamalıyız. Kürt vatandaşlarımız için gerekli olan demokratik ve kültürel adımları PKK silah sorunundan bağımsız olarak atmaktan kaçınmayan bir irade ortaya koymalıyız ki kardeşlik iddiamızda samimi olduğumuz tartışmaya açılmasın.”

‘Gerekli olan yasaların yapılması şart’

Metiner, dağı bütünüyle boşaltmak ve dağ sorununu çözmek için silahlarını bırakıp gelmek isteyenlere, ülkelerine ve evlerine dönüş yolunun açılmasını sağlamak gerektiğini belirterek “Bunun için gerekli olan yasaların ve hukuki düzenlemelerin hiçbir tevhide mahal bırakmayan bir açık hukukla yapılması şart. Bu işlem etap etap gerçekleştirilebilir” dedi.

Fesih ve silah bırakma işleminin tamamlanması halinde örgüt aidiyeti, iltisakı, yardım, yataklık ve propaganda suçlarından ötürü cezaevlerinde bulunan unsurları topluma yeniden kazandıracak hukuki düzenlemelerin yapılması gerekildiğine dikkat çeken Metiner, “Yurt dışında benzer nedenlerle bulunan unsurların evlerine dönüşünün sağlanması. Bu unsurlar için belirlenmiş makul bir kontrol ve denetim sürecinin sonucunda siyaset yapma haklarının tanınması, kazanımcı hukuki düzenlemelerle sorunların siyaset yoluyla çözümlenebileceği tek çözüm yolunun demokratik ikna ve diyalog yolu olduğu görüldüğünde gayri kimsenin aklına ne silah gelir ne de şiddet. Silahlarla birlikte silah kadar tehlikeli olan fikirlerimizi ve ön yargılarımızı da toprağa görmemiz gerekiyor” diye konuştu.

‘İkinci sürecimiz de Suriye’de tekrar sabote edilmek isteniyor’

“Benim de AK Partili bir milletvekili olarak içinde bulunduğum geçmişteki çözüm sürecimiz ne yazık ki Suriye’de sabote edildi” diyen Metiner, ikinci sürecin başarıyla son düzlüğüne taşındığını belirterek şöyle konuştu:

“Bugün ürettiğimiz ikinci sürecimiz Suriye’de tekrar sabote edilmek isteniyor. Buna izin vermeyen bir siyasal aklı acilen başlatmamız gerekiyor. Zira bu bizim son şansımız. Türkiye’nin bu kanlı sorununu çözerek bölgesel ve küresel bir aktör olmasını istemeyen malum güçlerin oyununu bozmak için birlikte hareket etmemiz şart. Sürecin başarısını isteyen herkes birlikte hareket etmelidir.

Özellikle İsrail’in sürecin başarısı halinde kendisi için güçlü bir Türkiye’nin tehdit oluşturacağını görmesiyle başlayan sabotaj girişimleri konusunda tüm tarafların birlikte oyun bozucu rol üstlenmeleri şart. Suriye sahasında sürecin sabote edilmesine kesinlikle izin verilmemelidir. İsrail Suriye’de bir iç savaşı körüklemek istiyor. Ahmet Şara yönetiminin bu oyunu bozacak herkesin temsilini açık ve herkesin anayasal haklarını güvence altına alan demokratik bir Suriye oluşturmasına ve bu bağlamda Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine önem veren bir yerde durmamız ne kadar gerekliyse SDG’nin gönüllülük temelinde sisteme dahil edilmesini, entegre edilmesini sağlayıcı bir konumda olmamız da bir o kadar gereklidir.”

‘Bahçeli’nin Öcalan’ın SDG’ye çağrı yapması önerisi yerindedir’

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin partisinin TBMM Grup Toplantısında Öcalan’ın SDG’ye çağrı yapması önerisine ilişkin şunları kaydetti:

“Bahçeli’nin bu bağlamda Sayın Öcalan’ın SDG’ye yeni bir çağrı yapması gerektiğine dair önerisi yerindedir ve acilen karşılanmalıdır. Yüce heyetimizin Öcalan ile görüşmesi inanıyoruz ki bu sorunun çözümüne önemli bir katkı sağlayacaktır. Bir kez daha önemle hatırlatmak isteriz. Öcalan’ın çağrısı Suriye Demokratik Güçlerini de kapsamaktadır. PKK ayrı, SDG ayrı söylemi doğru değildir. Sadece Suriye’deki entegrasyon süreci Türkiye’dekinden farklı bir çözüm gerektiriyor. Bu süreçte farklı önerileri peşinen reddetmeyen ve dayatma siyaseti izlemeyen müzakere süreci eminim ki Türkiye’nin öncülüğünde herkesin memnun olacağı bir çözüme kavuşturulabilir. 

Suriye’de gönüllülük temelinde değil zorakilik temelinde birlik sağlama cihetine gidilmesi halinde büyük bir felaket kaçınılmaz hale gelir. Bu yüzden Öcalan’ın SDG’yi Türkiye’deki sürecin ruhuna uygun bir biçimde Suriye’deki merkezi sisteme dahil etme ve arzulanan gönüllü entegrasyonu sağlama yönündeki çağrısının biz de Sayın Bahçeli gibi hem gerekli hem de yararlı olacağına inanıyoruz.”

MEBYA-DER’den Nezahat Toprak Hasan ve Ramazan Dengiz dinlendi

Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Aileler ile Yardımlaşma Dayanışma Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER) Batman Şube Başkanı Nezahat Toprak Hasan ile Diyarbakır Şube Başkanı Ramazan Dengiz dinlendi.

Nezahat Toprak Hasan, konuşmasına “Barışa olan inanç, özlem ve umutla herkesi selamlıyorum. Emekleriniz için teşekkürlerimi sunuyorum” sözleriyle başladı. Kendisini “iki sıfat ve tek kimlikle Türkiye’nin bütün kimliğiyle burada bulunan biri” olarak tanımlayan Hasan, çocuk yaşta yaşadığı acı bir kaybı “Yaşanan savaşta daha çocuk denilecek bir yaşta, 17 yaşındayken ağabeyimin kayıp haberini örgütün yazılı basılı organlarından öğrendim. Yaşımın küçüklüğüne ve dönemin zorlu savaş koşullarına rağmen gitmediğim kapı, görmediğim devlet yetkilisi kalmadı” sözleriyle anlattı.

Hasan, o yıllarda devlet görevlilerinden duyduğu sözleri aktarırken, yaşadığı travmayı şu ifadelerle dile getirdi:

“Hepsinden duyduğum ortak cümleyi bugün sizlerle paylaşmak istiyorum: ‘Bana ne lan, gebermiş ağabeyinden, ne bileyim?’ Vatandaşı olduğum devletin savcıları, komutanları, emniyet amirleri, 17 yaşındaki bana bunları diyordu.”

Yaşadığı bu süreçten bu yana devletin yaklaşımında değişim umudunu koruduğunu belirten Hasan, “2013’ten bugüne, hala vatandaşı olduğum ve kurucu öznesi olarak gördüğüm devletin bana kullandığı cümlelerin değişebileceği inancıyla, bir kayıp yakını olarak buradayım” dedi.

Hasan, MEBYA-DER’in kim olursa olsun hayatını kaybeden kişilerin dini ve örfi gerekliliklere uygun biçimde defnedilmesi için çalışan bir dernek olduğunu belirterek, “Üzülerek belirtmek gerekir ki, Türk coğrafyasında biz kayıp yakınları olarak cenazelerimize ulaşamıyoruz, bırakın defin ve taziyeyi” diye konuştu. Hasan, kayıp yakınlarının cenazelerine yıllar sonra kavuşabildiğini, çoğu zaman cenazelerin ailelere aylar, hatta yıllar sonra teslim edildiğini belirterek, defin ve taziye süreçlerinin de sık sık engellendiğini ifade etti.

‘Barış, bir tarafa ‘şehit’ derken diğer tarafa ‘leş’ diyerek sağlanamaz’

Kayıp ailelerin komisyona gönderdiği selamı ileten Hasan, “Aileler, ‘Bizler sadece adına barış denilen ve bizi aşağılayacak, evlatlarımızla helalleşmeyecek bir barış istemiyoruz’ diyor. Bizler de o annelerin bıraktığı yerden diyoruz ki; barış tahakkümle olamaz. Barış, bir tarafın kaybına ‘şehit’ derken diğer tarafın kaybına ‘leş’ diyerek sağlanamaz” diye konuştu.

MEBYA-DER Batman Şube Başkanı Nezahat Toprak Hasan, “Başta sayın Abdullah Öcalan’la görüşülmeli ve kendisi sürecin baş müzakerecisi olarak konumlandırılmalıdır” dedi.

Barış için komisyonda olduklarını belirten Hasan, “Bu komisyonun, askerle gerilla annesinin ellerini birleştirdiği ve ikisinin acısından ağladığı yerde onurlu bir barışı sağlayacağına olan inancımızla, komisyonun oluşumundan örgütün silah bırakma sürecine, sokakta barış ihtimalinin konuşulmasından annelerin tebessümüne kadar vesile olan barış mimarı sayın Abdullah Öcalan’ı ve barışa bir damla su verecek tüm kesimleri selamlıyorum” şeklinde konuştu.

Ramazan Dengiz, Diyarbakır bölgesinde 337 kimsesiz ve ismi belli olmayan mezarlık bulunduğunu belirterek, “Sadece Kulp’ta şu anda 50 ile 70 arasında cenaze gömüldü. Ne isimleri belli, ne de aileleri. Lice’de, Silvan’da, Bismil’de, Ergani’de de var. Sadece Diyarbakır’da toplam 337 mezar var. Bunlara bir çözüm olmalıdır. Aileler bütün bu acıları çekerken şunu da ekliyorlar: ‘Evet, biz acı çektik ama başkalarının acı çekmesini asla istemiyoruz.’ Bu çok yaygın bir düşünce” dedi.

‘Düşmanlaştırıcı dil bırakılmalı’

Somut önerilerini de paylaşan Dengiz, şunları kaydetti:

“Kimliği belirsiz definlerin olmasından dolayı yüzlerce mezarlık var. Bu nedenle aileler için ortak bir DNA bankası kurulmasını talep ediyoruz. 1990’lı yıllarda PKK mensupları, kolluk tarafından toplu şekilde köy ve ilçe mezarlıklarına defnediliyordu. Bu toplu definler açılmalı, DNA’ları alınmalı ve aileler tespit edilmelidir.

Çatışmalarda hayatını kaybeden bireylerin ailelerine açılan tazminat davaları var. Yaşlı ve yoksul ailelerimiz çocuğunu kaybetmiş ve üstüne milyarlarca lira tazminat davası açılıyor. Aileler bize geliyor ve ‘Ne yapabiliriz?’ diye soruyorlar. Bu davaların düşmesi gerekir. Kayıp olup uzun süre haber alınmayan vatandaşlar için aileler başvurduğunda ‘kayıplık’ kararı verilmelidir; aksi takdirde aileler ciddi mağduriyet yaşıyor.

Kimsesizler için bağımsız bir komisyon kurulmalı, kimsesizler isimlendirilmeli ve mezar ile mezarlıklar hukuki statüye kavuşturulmalıdır. Bölgemizde çok sayıda mezarlık var; örneğin Diyarbakır’da mevcut olanlar hiçbir hukuki statüye sahip değil. Her kesimin hassasiyetleri dikkate alınmalı, öncelikle düşmanlaştırıcı dil bırakılmalı ve hakaret edici üsluptan vazgeçilmelidir. Barış ve demokratik toplum arayışlarını destekliyoruz.”

Kamusal Politika ve Demokrasi Çalışmaları Derneği (PODEM) Yönetim Kurulu Üyesi Oral Çalışlar, “Öyle şeylerle karşılaşıyoruz ki, risk almadan olmaz. Bu riski yerine getirmek kolay bir iş değil. Bunda bir siyasi başarı, siyasi olgunluk gerekiyor. Sayın Devlet Bahçeli’nin çıkışı, bütün bu meselenin çözümü bakımından hepimiz için faydalı olacak bir ışık halinde geldi. En umutsuz dönemimizdeydik ve birden yeni bir süreç başladı. Önümüze yeni zorluklar çıkacak ama vazgeçmeyen kazanır. Yolda aksamalar, gerilemeler olabilir ama oluşan havanın son derece imkânlarımızı geliştirdiğini görüyorum” dedi.

PODEM’den Oral Çalışırlar dinlendi

Kamusal Politika ve Demokrasi Çalışmaları Derneği (PODEM) Yönetim Kurulu Üyesi Oral Çalışlar dinlendi.

Çalışlar, komisyonun bugünkü oturumlarında konuşmalardan çok etkilendiğini belirterek, “Gördük ki, acılar iki taraflı. Onun için bir kere bu meseleye taraflar açısından değil, gerçekten toplumsal bir dert olarak bakmak gerekir. Bu heyet, bizim ‘Çözüm Süreci’ dediğimiz 2013-2015 yılları arasındaki çözüm süreci dönemindekinden çok daha farklı bir döneme ulaştığımızı gösteriyor. Tabii ki henüz her şey bitmiş değil, her şeyi halledebilmiş değiliz. Çünkü bu yüz yıllık bir iştir, 50 yıllık PKK’nın ondan öncesi de var” ifadelerini kullandı.

Çalışlar şöyle devam etti:

“Hatırlarsanız, Kürt meselesi ilk Türkiye’de gündeme geldiği zaman ‘Böyle bir mesele yoktur, Kürt yoktur’ üzerinden bir politika yürütüldü. Kürtlerin olmadığı üzerine doktora tezleri yazıldı, üniversitelerde akademik çalışmalar yapıldı. Ama bütün bu çalışmalar gösterdi ki, ‘Kürt yoktur’ tezinin hiçbir geçerliliği yok. O zaman şöyle bir şey dedik: Kürtler her şey olabiliyor. General oluyor, subay oluyor, milletvekili oluyor ama Kürt olamıyor. ‘Bizim derdimiz Kürt olamamak’ diye Kürtler kendi yönlerini anlatırken böyle söylüyorlar.

Bir kere her şeyden önce sabırlı ve sakin yaklaşmak lazım. Sabırlı, sakin yaklaşmak ve her şeyi birden hallettiğimiz hissine kapılmadan yapmak lazım. Silah bırakanlar, bunların hepsinin sürece nasıl entegre olacağı, gündelik hayata dönecekler mi bütün bunları hesap ederek meselelere yaklaşmak çok önemli. Öyle şeylerle karşılaşıyoruz ki, risk almadan olmaz. Bu riski yerine getirmek kolay bir iş değil. Bunda bir siyasi başarı, siyasi olgunluk gerekiyor. Sayın Devlet Bahçeli’nin çıkışı, bütün bu meselenin çözümü bakımından hepimiz için faydalı olacak bir ışık halinde geldi. En umutsuz dönemimizdeydik ve birden yeni bir süreç başladı. Önümüze yeni zorluklar çıkacak ama vazgeçmeyen kazanır. Yolda aksamalar, gerilemeler olabilir ama oluşan havanın son derece imkânlarımızı geliştirdiğini görüyorum. Vazgeçmeyen kazanacaktır.”

‘Abdullah Öcalan’la görüşülmesi konusundaki belirsizlik, bu süreci zora sokacak bir tutumdur’

Çalışırlar, şunları söyledi:

“Abdullah Öcalan’la görüşülmesi konusundaki belirsizlik, bu süreci zora sokacak bir tutumdur. Çünkü silah bırakma sürecinin nasıl karşılık bulacağını ortaya koyacak siyasal irade Öcalan’dır. Sayın Devlet Bahçeli’nin açıkladığı çerçevede bir tutum takınmanın doğru olacağını, aynı şekilde Suriye’de, Suriye Kürtleri ile ilgili izlenen siyasetin değiştirilmesi gerektiğini; çoğulcu bir Suriye için Şam’la Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi arasında Türkiye’nin önemli ve pozitif bir rol oynayabileceğini düşünüyoruz.”

Hak İnisiyatifi Derneği’nden Fatma Bostan Ünsal ve Mehmet Arif Koçer konuştu

Hak İnisiyatifi Derneği Genel Başkanı Fatma Bostan Ünsal, komisyonu Kürtçe selamlayarak başladı.

“Bu ülkenin en yakıcı ve en çok can yakan meselesi olan Kürt meselesinin çözümü için birlikte gösterdiğiniz bu irade, gelecek nesillerin kardeşçe yaşayabileceği bir Türkiye için umut vericidir. Ancak bu umut, aynı zamanda derin bir acının içinden konuşmaktır. Çünkü on yıllardır bu  topraklarda annelerin gözyaşı, mezarlıkların susmayan dili, yas tutamayan kalabalıklar var” diyen Ünsal,  bu süreçte yalnızca silahların bırakılması değil, kalıpların ve kalıplaşmış zihinlerin de değişiminin gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin Kürt meselesini ilk kez tartışmadığına işaret eden Ünsal, şöyle konuştu:

“Artık mesele Kürtlerin varlığı değil, birlikte nasıl yaşayacağımızdır. Güvenlik, ayrılıkçılık, terör gibi kavramlar bu gerçeği açıklamaya yetmiyor. Sorun; aidiyet, eşitlik, yurttaşlık, temsil ve adalet meselesidir. Kürt meselesi, eğitimden kent yaşamına, yerel yönetimlerden dijital alana dek her yere sinmiş durumdadır. Bu toplumsallaşma, çözümün de yalnızca teknik değil; siyasal, kültürel ve vicdani düzeyde gerçekleşmesi gerektiğini göstermektedir. Her başarısızlık, çözümün adresinin ne olmadığını gösterdi. Her bastırma girişimi, hafızayı büyüttü. Her inkâr, direnişi besledi. Ve artık açıkça söylemek gerekir: Çözümün tek adresi siyasettir ama siyaseti çözüm adresi olarak göstermek, onun kolay olduğunu söylemek değildir. Aksine, siyaset; müzakere, karşılıklı tanıma ve rahatsız edici gerçeklerle yüzleşme cesareti ister.  Siyaset aynı zamanda eylem ve icraat gerektirir.”

‘İnfaz düzenlemeleri bir an önce yapılmalı’

Önerilerini sıralayan Ünsal, şöyle dedi:

“AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması hukuksuzluktur. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala gibi bireysel hak ihlalini ilgilendiren kararların uygulanmamasına ilave olarak on binleri ilgilendirdiği bizzat AİHM tarafından ifade edilen KHK’lı öğretmen Yüksel Yalçınkaya kararının uygulanmamasında gördüğümüz inatçı hukuksuzluklar barışa duyulan güveni zedelemektedir. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve örgütlenme hakkı bu sürecin taşıyıcı sütunlarıdır. O sütunlar yıkılırsa, barış yerle bir olur. “

‘Artık o sınır Anayasa’nın 42. maddesinden silinmelidir’

Hak İnisiyatifi Derneği Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Arif Koçer de taleplerini ve çözüm önerilerini şöyle sıraladı:

“Dil, insanın yurdudur. Devlet bu yurda yıllarca sınır çizdi, bazen yasakladı, büyük travmalara yol açtı. Bazıları ortadan kalkmış bazıları ortadan kalkmak üzere olan dillerin anadili olarak bulunduğu coğrafyamızda anadili olarak sadece Türkçe’nin okutulup öğretileceği maddesi toplumun zenginliği ve çoğulculuğunu sınırladı. Artık o sınır Anayasa’nın 42. maddesinden silinmelidir.

Barışçıl taleplerin suç kapsamına alındığı bir ülkede barış değil, suskunluk olur. Bu itibarla TMK  ya kaldırılmalı ya da gerekli değişiklikler yapılmalı ve adaleti önceleyen bir ceza hukukuna geçilmelidir.

Silah bırakmış kişilerin topluma dönüşü, yalnızca teknik değil, ruhsal bir meseledir. Bu kişilere yönelik toplumsal rehabilitasyon programları STK’larla birlikte geliştirilmelidir. Barış, toplumsallaşmadan kurumsallaşamaz.

Halkın iradesine saygı duyulmadıkça hiçbir demokrasi söylemi inandırıcı olamaz. Olağanüstü Hal Döneminde çıkarılan bir düzenleme ile daha suçun oluştuğuna yönelik iddianame bile hazırlanmadan seçilmiş belediye başkanları görevden alınabiliyor yerine vali veya kaymakam gibi kamu görevlileri kayyım atanabiliyor. Bu itibarla OHAL düzenlemeleri ve uygulamalarına son vermek, kayyımların yerine, seçilmişleri görevlerine iade etmek gerekir.”

Toplantı sona erdi | Kurtulmuş: Bir sonraki toplantının gündemini sonra paylaşacağız

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş,  Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarına ilişkin, “Artık dinleme faslının sonuna geliyoruz. Bundan sonra raporları hazırlamak için partilerin ve milletvekili arkadaşlarımızın çalışmalarını bekleyeceğiz” dedi.

Komisyonun bir sonraki toplantısının zamanını ve gündemini daha sonra paylaşacaklarını dile getiren Kurtulmuş, “Artık dinleme faslının sonuna geliyoruz. Bundan sonra raporları hazırlamak için partilerin ve milletvekili arkadaşlarımızın çalışmalarını bekleyeceğiz. Arkasından da bir çerçeve rapor hazırlayarak hangi konularda neler yapılması gerekir, burada şimdiye kadar dile getirilen konuşmaların hepsinden bir söylem analizi de ortaya çıkartıyoruz. Böylece yapılabilecek teklifler, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na komisyon olarak hangi tekliflerde bulunacağız bunu çalışacağız. İnşallah en kısa süre içerisinde bu komisyonun ana uğraş alanındaki faaliyetlerini belli bir noktaya getireceğiz” diye konuştu.

Öte yandan, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun bugünkü toplantısının ardından TBMM Başkanlığı’nın sosyal medya hesabından açıklama yapıldı.

Açıklamada, şunlar kaydedildi:

“‘Terörsüz Türkiye’ hedefi doğrultusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 8 Ekim 2025 Çarşamba günü TBMM Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş’un başkanlığında TBMM Tören Salonu’nda toplanmıştır. Komisyonun 14’üncü toplantısında, Türkiye’nin terörle mücadelesinde büyük bedel ödemiş emekli subaylar, astsubaylar, uzman jandarmalar ve uzman erbaşlar tarafından kurulan derneklerin ve bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri dinlenmiştir. Toplantının ilk bölümünde Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) Genel Başkanı Erdoğan Karakuş, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) Genel Başkanı Cahit Koca, Emekli Uzman Jandarmalar Derneği (EMUJAD) Genel Başkanı Şeref Çayırtepe ve Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneği (TEMUD) Genel Başkanı Ali Tilkici görüş ve önerilerini ifade etmiştir. Toplantının ikinci bölümünde de Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Aileler ile Yardımlaşma Dayanışma Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER) Batman Şube Başkanı Nezahat Toprak Hasan, MEBYA-DER Diyarbakır Şube Başkanı Ramazan Dengiz, Demokrasi ve Birlik Derneği (DEMBİRDER) Genel Başkanı Mehmet Metiner, Kamusal Politika ve Demokrasi Çalışmaları Derneği (PODEM) Yönetim Kurulu Üyesi Oral Çalışlar, Hak İnisiyatifi Derneği Genel Başkanı Fatma Bostan Ünsal ile Hak İnisiyatifi Derneği Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Akif Koçer, Barış Vakfı Başkanı Hakan Temel Tahmaz ve Toplumsal Mutabakat Derneği (TMD) Başkanı Mahmut Şimşek değerlendirmelerde bulunmuştur.

Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 15’inci toplantısının tarihi ve gündemi bilahare duyurulacaktır.”