Bir zulüm çemberinde rehin alınınca kardeşlerin, vahşet sarınca dört bir yanlarını ve takas edilince hakikat yalanlarla, konuşmak bir yumru gibi dizildi boğazına.
Sonra sen ağladın. Barbarlığın pençesinde kalmış insanları gördükçe. Yıkılmış evlerin arasından çıkan korkmuş çocukların yüzleri yansıdıkça ekrana. Söz yetmeyince, kelimeler anlamsız seslere dönüşünce, ağladın sen.
Ölenler başkalarının kâr hesabına yazılınca ve keyiflendikçe birileri bir halkın yok edilme projelerinden. Bir ülke, bir bölge, bir şehir değil, iki mahalleye sıkışmış insanlara saldırmak bir strateji olarak adlandırılınca, pazarlık masalarında hiçbir şeye tekabül etmeyen vicdan, sırf sana yük olduğu için ağladın.
Acının hafızası yok bu coğrafyada biliyorsun benliğinde, ama hafızan acını tetikliyor yeniden, bilincin değil sadece, yüreğin de hatırladığı için ağladın. Her şehrinin adı bir katliamla özdeşleştiği ve her ağıt bir şehrinin ismiyle anıldığı için ağladın.
Vahşet kazandığı için nicedir, öldüren yazdığı için ölenin hikâyesini, en çok kan dökenin, en çok insanlıktan çıkanın, en çok zulüm yapanın muzaffer sayıldığını bilmenin öfkesiyle ağladın.
Savaşta bile adalete, direnişte zarafete inandığın, ama bırak hayatı, ölüme bile saygısı olmayan düşmanlara sahip olmanın bahtsızlığına ağladın. Ölüme ağlamadın, epeydir alışkınsın o duyguya. O kirli eller kendisine dokunamasın diye ölmüş olanın bedenine dokunulmasına ağladın sen.
Usul usul kar yağıyor nihayet, o sevinci paylaşmak istediklerinin hüznüne ağladın sen. Çocuğunun elinden tutup, kedisini kucağında saklayarak göç yollarına düşenlere, toprağı tekrar tekrar gasp edilenlere ağladın.
Aslında yenilmediğin ve yenilmeyeceğin bir düşmanın arkasına saklanarak savaşanları tanıdığın için ağladın. İlmek ilmek ördüğün birlikte yaşama onurunu asla başaramamışların, sırf sen kaybet diye her şeylerini haraç mezat birilerine peşkeş çekmesinden tiksindiğin için ağladın.
Ellerinde masumların kanından başka bir şey olmayanların, bu topraklara daha çok ölüm, daha çok zulüm getireceklerini, senden başka bunun karşısında duracak bir bilincin olmadığını bilmenin kahredici yalnızlığıyla ağladın.
Benliğini celladının sofrasında unutmuşların, kardeşlerinin kanıyla iftar açanların, senin haysiyetine dokunduğu yerde ağladın.
Yılgınlıktan değil elbet, inancının içinde harlanan ateşindendi ağlaman. Tarihinden süzülenin, toprağında yeşerenin, bilincinde berraklaşanın seni kendi toprağında mülteci yapan hakikate sığmamasına ağladın sen.
İnsanlığa armağan ettiğin kadın ışığının sürüklenerek atıldığı balkon kapısının açıldığı karanlığa ağladın sen. Ve bu karanlığı kutsayanlarla birlikte yaşama mahkumiyetinin ağırlığına.
Birleşememene, bir olamamana, başkalarının hesaplarında küsurat, başka hikâyelerde teferruat yapılmana ağladın.
Bir halkın tek tek onu oluşturanlardan fazlası olduğunu ama bir mahallede direnirken kendi yaşamlarıyla bir halkı var edenlerin, en yiğit, en fedakâr ve en güzel olanlar olduğunu bilmenin kederiyle ağladın. Yitip gidene, eksik kalana ve senden eksilene ağladın sen.
Suskun olanlara, insanlığın onuruna sağır kalanlara, sadece ölümle ve kanla beslenenlere, varlığını başkasının yokluğu üzerinden kuranlara küfür etmeye asaletin el vermezdi. Ağladın sen.




