Colani’nin kabinesi
Müslüm Yücel 15 Ocak 2026

Colani’nin kabinesi

Şam’da, geçici bir iktidar vardır ve bu iktidar, hiçbir zaman bir devlete, hatta seçimler olsa bile sıradan bir hükümete dönüşemeyecektir. Nedeni şudur: Kadroları mafya ve çete arasında kalan taşeron bir örgüttür, bir fikriyatı da yoktur. Fikir diye ileri sürülen görüşleri ise faşizmi aratmayacak niteliktedir, bu görüşler sadece, birilerinin işine yarıyordur, bunların ne bir din ne de bir ideolojiyle ilişkisi vardır.

Fikirleri vasattır. Onlar, kendilerine karşı olan herkesi düşman biliyorlar, sadece kendilerini “mümin” kabul ediyorlar ve müminin ne olduğunu da bilmiyorlar. Mümin ilmiyle mümindir; bunların müminlik dereceleri öldürmekle başlıyor, kendilerinden olmayan herkese karşı kin besliyor, düşman biliyorlar. Mümin emindir, emanette sadık kimsedir ve Allah’a güvenir ve Allah’a güvenip inandığı için de kendisi de güvenilen bir kimsedir. Ama bunlar, HTŞ çeteleri, kendilerinden olmayanların kanını dökmeyi, ırzına geçmeyi, malına çökmeyi kendilerine helal sayıyorlar ki bu helali de görev biliyorlar. Oldukları şeyden dolayı, olmak istedikleri iktidarı sloganla besliyorlar; her adam öldürdüklerinde, narsistik bir krize girip, Allah-u Ekber diye bağırıyorlar, Allah’ı kendi şiddetlerinin aracı haline getiriyorlar, buna da hukuk diyorlar; bu kendi hukukları; vahşetin hukuku, bir tek kendilerinde karşılığı var, bir tek kendileri gibi olan kimseleri benimsiyorlar. Hastalıklılar, Allah’ın sesi olduklarını zannediyorlar; Allah, diyerek insanları öldürüyorlar. Allah’ı efendi, kendilerini köle, Kuran ise katliamlarının bir kılavuzuna dönüştürüyorlar; Kuran’ı, istedikleri şekilde yorumluyorlar; ateş diye geçen yeri yakmak, su diye geçen yeri boğmak olarak yorumluyorlar. Bir savaşın kuralları vardır, bunların tek bir kuralı var: Kendilerini sergilemek; kendini sergilemek amaçsızlıktır; bunlar vahşeti, kendi gözlerinden görmemizi istiyorlar, böylece bizi de vahşete ortak etmek istiyorlar: Örneğin biri, Muhammed Merah, Yahudi çocukları katlediyor, katliamı kaydediyor, sonra da bu görüntüleri Al Jeezere’ye gönderiyor. Amaç şu: Sonunuz böyle olacaktır.

Açıktır, medya, işlerine yarıyor. Mesaj: Vahşeti yayımlayarak, yapılanları kendi nam ve hesaplarına işliyorlar, yaptıkları belgeye dönüşüyor… Bundan güç alıyorlar, Allah-u Ekber deyince, duaya başlamıyorlar, herkese bunu “Allah için yaptık” mesajı veriyorlar, böylece çeteye eleman topluyorlar. Yaptıklarından utanmıyorlar; gasptan, tecavüzden, cinayetten gurur duyuyorlar. Dünya bizi böyle, doğru anlasın istiyorlar, yeteri kadar anlaşılmadıklarını düşünüyorlar; kendilerini ve kullandıkları, artık silaha dönmüş fikirlerini de oldukça abartılı bir şekilde dile getiriyorlar; özel olduklarını, üstün olduklarını söylüyorlar, karşı tarafta olan kimseleri; Alevileri, Dürzileri, Kürtleri, Süryanileri, Ermenileri katlediyorlar, kat’l nedenini, bizi anlamıyorlar diye düşünüyorlar… Tuhaf olan bir şey var, bazen düşman dedikleri (İsrail) kimselere ram oluyorlar, buna takıyye diyorlar, örneğin şimdi İsrail ile dostlar. Takıyye, dini bir kavramdır ve onlarda bu, bir kanun, hatta daha ileri giderek nesnel bir irade anlamına geliyor. Devletlerini amaç haline getiriyorlar, bireyleri de bu devlet için- ki bu Allah’ın devletidir- harcamaktan çekinmiyorlar; bu yüzden ne yaşamı ne yaşayan başka kimseleri ciddiyle almıyorlar; her şey Allah’ın devletleri içindir ve bunun için ölenler öteki tarafta cennetle ödüllendirileceklerdir. Bireylerin nasıl olacağına onlar karar veriyorlar, böylece yücelik kazanıyorlar. Şiddet, tek kurtuluşları; şiddeti kutsuyorlar, böyle var oluyorlar; onlara göre şiddet ve itaat arasında bir ilişki vardır ve onlar, devlet/ uluslarını kurmak için bu yolu meşru görüyorlar; örneğin herkes Colani’nin adı etrafında bir araya gelecek, herkes bu adamın bayrağına boyun eğecek, herkes bu adamın dilini konuşacaktır; sakallar, bıyıklar onun gibi kesilecek, onun gibi konuşacak, böylece tek ses, elde edilecek; başarının anahtarı, bu tek seste birleştiği anda bütün kapılar açılacaktır. Bunun için tek ikna araçları şiddettir. Şiddetleri için tarihsel kökler arıyorlar, bir zamanlar İslam böyleydi diye bir şeyler konuşuyorlar, kendilerini geçmiş zamanın bugün ki temsilcileri olarak görüyorlar, savaş yerlerini peygamber zamanı yapılan savaşlara benzetiyorlar, simgelerini oradan seçiyorlar, bayrakları, flamaları o zamanlardan… Mussolini, kendini Romalı askerlere benzetirdi, amacı Roma’yı canlandırmak idi.

IŞİD ve El Kaide atıklarının bir araya geldiği HTŞ, bir yıl içinde onlarca katliam yaptı: Aralık 2024’ten itibaren Lazkiye, Tartus ve Kardaha’da binlerce insanı katledildi. Buralar Alevilerin yaşadığı bir yerlerdir; Colani burada herkes için, “Esed rejiminin kalıntıları” dedi. Colani için Esed, Aleviydi; Aleviler Esed idi. Bu katliamları pişkince yaptılar, akıl verenleri vardı, ne zaman ki Rusya çekildi, o zaman yüklendiler. Alevilerden sonra, 2025 yazı boyunca Dürzilere yöneldiler, bir de fesat yaydılar: “Dürziler peygambere hakaret ettiler.” Fesat en büyük silahlarıdır. Fesat, bir şeyin istikametinden saparak yararlı halinden çıkmasıdır ama onlar bunu, dini bir vecibe gibi işlediler. Hatta bunu kendilerinden olmayanlar için bir fetva biçimi olarak okudular. Şam’da oturan Dürzilerin büyük bir kısmı Şam’ı terk etmek zorunda kaldı. İsrail, uçaklarını havalandırmazsa daha büyük katliamlar da yapacaklardı. Sonra da İsrail’e Golan tepelerini verdiler. 2026’nın ilk günlerinde Halep’in üç mahallesine girdiler, yüzlerce insanı katlettiler, binlerce insanı evlerinden ettiler. Düpedüz, insanlığın gözleri önünde bir tehcir yaptılar…

İnkâr etmiyorlar; çünkü yaptıklarının sevap olduğuna inanıyorlar. Sosyal medyayı, önemli kimi internet gazetelerini kullanıyorlar. Türkiye’deki kimi yayın organları de nerdeyse Colani diye bir meleğin ya da Mehdi’nin Suriye’ye inişinden söz edecek hale geldiler. Tevrat’tan bir alıntı da işlerin yarıyor: Kuzeyden gelen bir aslan!

Colani bunları tek başına yapmıyor, bir kabinesi var. Kabinesi genelde başarısız kimseler var; örneğin kabineden biri Türkiye’de öğrenimini yarıda bırakıp gidiyor. Bu dikkat çekicidir; ilki şu, bu ardam Türkiye’de bir şey olmayacaktır, ama orada bakan oluyor: Adalet Bakanı… İkincisi yaralayıcıdır, Türkiye’ye HTŞ’li bir militana ev sahipliği yapıyor, onu besliyor, onu okutuyor; adı Hasan El Şeybani…

Şeybani’den önceki bakan ise Şadi el Veysi’ydi; bu adam, İdlip’te iki kadını infaz ediyor, sonra da çekilen infaz görüntülerini videoya kaydediyor. Bu şu anlama geliyor, Allah için yapıyor ama içinde de bir Tanrı kompleksi var, yaratan ve öldüren, yarattığı ve öldürdüğü ölçüde yükselen biri oluyor, bu adam, bakan…

Colani’nin savunma bakanı Ebu Kasra bir savaş makinesidir… Suni Arap olmayanlara karşı silahlı muhalefetin liderlerinden… Colani’den sonra, Türkiye’yle ilk işbirliğini yapan kişi; Türkiye Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel’i Şam’da ağırladı, askeri alanda bir dizi ortak konu ele alındı; Sana’nın haberine göre taraflar, 13 Aralık 2025’te bir araya geldi ve Ağustos 2026’da, Ankara’da ortak askeri işbirliğine dair imza attılar. Amaç ise şu şekilde belirlendi: Suriye Arap Ordusu’nun kapasitesini güçlendirmek…

Colani’nin kabinesinde Enes Hattab, El Kaide kökenli, daha sonra İŞİT ve son olarak da HTŞ’nin iç işleri bakanı… Hakkında yazılanlara bakılırsa Türkiye tarafından desteklenen biri; 2012’de Amerika, 2014’ta Birleşmiş Milletler onu terörist olarak tanımlamışlardır. Türkiye bu tanıma bir süre direnmiştir ama sonra, 2021’de İç İşleri Bakanlığı Hattab’ın İŞİT’le bağlantılı olduğunu ifade etmiştir…

Bu kabinenin iktidarını Türkiye’deki mevcut hükümet destekliyor. Hükümetin bir medyası da var: Yeni Şafak… Bu gazetenin yazarlarından Taha Kılınç, Ekim’de Suriye’ye gidiyor, bir süre kalıyor, izlenimlerinin bir parçasını 14 Ocak 2026’da kaleme alıyor… Kılınç yazmasını ve yazı diye ileri sürdüğü fikirlerin ne anlama geldiğini bilmiyor. Ciddiye alınacak birikimi yok ama Yeni Şafak’ın yayın politikasıyla örtüştüğü için bir şeyler demek gerekiyor… Benim bu yazdığım da bir yanıt değildir, bir belgedir: Colani ve Kabinesi, Türkiye’de bir İslamcı yazar tarafından peygamber ilan ediliyor… İnanmanın, sevmenin ötesinde bir durum vardır, bir tapınç.

Kılınç, yazıya başlarken, (Ekim’de) Halep’e gittiklerini, buradaki iki mahallede çatışmalar çıktığını, bu yüzden mahallelere gidemediklerini söylüyor, sonra “gitmediğini” belirttiği yerlerle ilgili gözlemlerini (şaka gibi) aktarıyor: “Bölgedeki manzara son derece netti” diyor! Bir gazeteci görmediği bir yerle ilgili böyle bir ifade kullanabilir mi? Yalan haberin bile bir adabı vardır. Duyduklarım dese belki bir anlam verilebilir… “Netti” diyor. Yalan söylemek günahtır diyordu büyüklerimiz ama Kılınç, yalanı sevabından söylüyor. Niye mi? Furkan günleri!

Örneğin bu iki mahalle “Marksist- Leninist bir terör örgütünün işgali” altında değillerdir… Burada yaşayan eskiden beri yerleşik olan Kürtler vardır ve ikinci olarak buraya 300 bin Afrin’den göçertilmiş Kürt yaşıyor.

Kılınç, Colani’ye güzellemeler yapıyor. “(Colani) Uzun süre sabrettikten ve müzakereler yoluyla bir çözüm bulmaya çabaladıktan sonra, nihayet geçtiğimiz hafta Halep’te bir askeri operasyon düzenlemek zorunda kaldı. Dünyayla tamamen koordine halinde, Türkiye’nin yakın bilgisi dahilinde ve asgari kayıpla gerçekleşen bir sonucunda, Halep teröristlerden temizlendi, devletin kontrolü sağlandı…”

Dünyayla koordine halinde, Türkiye’nin bilgisi dâhilinde!

Bu ifade bile bir devletin olmadığının beyanı değil midir? Ülkeler annelere benzerler değil mi? Eğer Suriye’de bir devlet olsa niye dünya koordine etsin, niye Türkiye bilgisi dâhilinde olsun? Suriye’de bir devlet yok, İslam’ı eğip büken, kendine giydiren bir katil güruh var… Sosyolojik olarak da yanlış bir şey söylüyor Kılınç. Başka ülkenin operasyonuyla bir ülke temizlenmez. Temizlik bahsi de ayrı bir meseledir: Colani ve kabinesi temiz ama diğerleri kirlidir! Yazı ahlakı olmazsa daha da ileri gidilebilir. Bu çetenin elindeki kanı dünyanın bütün denizleri temizleyemez… İslamcılar hani Netanyahu karşıtıydılar; onunla tokalaşan birinin eli temiz olabilir mi?

“Asgari kayıp” diyor yazar!

Yüzlerce insan öldürüldü, binlerce insan kış günü evinden edildi… Ne bir bilim adamının, ne bir din adamının ne de orta ölçekli bir yazarın, gazetecinin vicdanı var. Bir de Kürtleri tehdit ediyor yazar, Furkan günleri diyor, yazısını “Safınızı doğru seçiniz” diye bitiriyor. Sen kimsin, sen kimi tehdit ediyorsun… Anlıyoruz yazar iktidarın medyasıyla yazardır, iktidarın gücüyle bir yerdedir ve bu güçle konuşuyordur…

Furkan günleri ne demektir. Bedir Savaşı’na göndermedir bu… Bu savaşa bizzat peygamber iştirak etmiştir… Tarihçilere göre Müslümanların sayısı 305, müşriklerin sayısı da 1000 idi ama bu Müslümanların kesin zaferiyle sonuçlanmıştır.

Göndermeler masum değildir, bir şey doğrudan ifade edilmez, imayla dile getirilir. Bundan kasıt şu olsa gerektir: Colani peygamber vasfında ya da peygamberin tecellisidir… HTŞ ise Bedir’in askerleridir… Kürtler, iki mahalle Kürt de müşriklerdir.

Kürtler, Colani’nin safında olmak zorunda mıdır? Colani’nin yanında olmayanlar hapse mi atılacaktır, yoksa bir gece başlarına tek kurşun sıkılıp öldürülecekler midir?

Colani’ye Bedir savaşçısı diyecek tek bir Kürt, tek bir insan evladı bulamazsınız. Bu imalar aynı zamanda Müslüman milletlere de hakarettir. Bir de tehdit ediyor Kılınç, “Müslüman Kürt aydınlar çok iyi bilirler. İslami terminolojinin kilit kavramlarından biridir çünkü bu. Onlara anlayacakları dilden hitap edeyim. Furkan günlerindeyiz. Safınızı doğru seçin…”

Kılınç’ın yanlışlarını düzeltmeye gücüm yetmez. Sözüm ona değildir zaten, sahiplerinedir. Bu çocuk, dini bilmiyor, dini istismar ediyor, yazıktır. İslam’ın kilit kavramı Kürtlere göre iki şeydir: Hak ve adalet. Bu ikisini de eni sonu Kürtler yerine getirecek…

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.