Davos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’
Yıldız Önen 19 Ocak 2026

Davos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’

19–23 Ocak 2026 tarihleri arasında İsviçre’nin Davos kasabası, 56. Dünya Ekonomik Forumu’na ev sahipliği yapıyor. “Diyalog Ruhu” (A Spirit of Dialogue) temasıyla düzenlenen zirve, küresel ekonominin ve uluslararası siyasetin artan belirsizlikler, jeopolitik gerilimler ve derinleşen yapısal dönüşümlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde gerçekleşiyor. Forum, her yıl olduğu gibi devlet ve hükümet başkanlarını, merkez banka ve küresel şirket yöneticilerini, uluslararası kuruluş temsilcilerini bir araya getirerek, mevcut riskleri ve olası politika yönelimlerini tartışmayı amaçlıyor.

Zirveye bu yıl 130’dan fazla ülkeden yaklaşık 3 bin katılımcının katılması beklenirken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Davos’a tarihindeki en geniş ABD heyetiyle katılması toplantının ağırlığını artıran başlıca unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Trump’a Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Hazine Bakanı Scott Bessent, Ticaret Bakanı Howard Lutnick, Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner gibi üst düzey isimler eşlik edecek. Dünya liderlerinin ve küresel şirket yöneticilerinin yanı sıra Türkiye’den de iş dünyasının önde gelen isimleri Davos’ta yer alıyor. Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı ve Sabancı Holding CEO’su Kıvanç Zaimler’in aralarında olduğu geniş bir iş insanları ekibi zirveye katılıyor.

Bu yılki toplantı, yalnızca diplomatik temasların yürütüldüğü bir platform olmanın ötesinde; son kırk yılda uygulanan ekonomik politikaların yarattığı sonuçların, artan küresel eşitsizliklerin ve çok kutuplu uluslararası sistemin ortaya çıkardığı yeni güç dengelerinin ele alındığı bir zemin olarak öne çıkıyor. Dünya Ekonomik Forum Başkanı Børge Brende, Davos 2026’nın tarihsel bir öneme sahip olduğunu vurgulayarak, toplantının “1945’ten bu yana karşılaşılan en karmaşık jeopolitik ortamda” gerçekleştiğini ifade ediyor.

Küresel risk algısı: Jeoekonomik çatışma öne çıkıyor

Davos öncesinde yayımlanan Dünya Ekonomik Forumu Küresel Riskler Raporu 2026, zirvenin arka planını şekillendiren en önemli belgelerden biri olarak dikkat çekiyor. Rapor, her yıl Davos Zirvesi öncesinde yayımlanan ve küresel ölçekte karşı karşıya olunan ekonomik, jeopolitik, çevresel, teknolojik ve toplumsal riskleri kısa, orta ve uzun vadeli perspektiflerle değerlendiren kapsamlı bir analiz çalışması.

The Guardian’ın aktardığına göre, dünya genelinde yaklaşık 1.300 politika yapıcı, iş dünyası lideri ve akademisyenin katılımıyla hazırlanan raporda, önümüzdeki iki yıl için en büyük risk “jeoekonomik çatışma” olarak tanımlanıyor. Katılımcıların önemli bir bölümü, ekonomik araçların ve ticaret politikalarının giderek daha fazla siyasi ve stratejik amaçlarla kullanıldığına işaret ediyor.

Bu değerlendirme, gümrük tarifeleri, yaptırımlar, teknoloji transferi kısıtlamaları ve kritik hammaddelere erişim konularında yaşanan gerilimlerin, klasik askeri çatışmalar kadar belirleyici hâle geldiğini ortaya koyuyor. Raporda kısa vadeli riskler arasında ekonomik gerilimler ve ticaret savaşları ilk sıraya yerleşirken; iklim krizi, aşırı hava olayları ve biyoçeşitlilik kaybı gibi çevresel tehditler daha çok on yıllık perspektifte en yüksek riskler arasında değerlendiriliyor.

Büyüme, işgücü ve eşitsizlik tartışmaları

Forumun resmi gündem başlıkları arasında “Yeni Büyüme Kaynakları” ve “İnsan Yatırımı” öne çıkıyor. Bu başlıklar altında, küresel ekonominin düşük büyüme eğiliminden nasıl çıkabileceği, dijitalleşme ve yapay zekânın üretkenliği nasıl etkileyeceği ve iş gücü piyasalarının bu dönüşüme nasıl uyum sağlayacağı tartışılacak.

Son yıllarda yayımlanan uluslararası raporlar, gelir ve servet eşitsizliğinin birçok ülkede arttığını, orta sınıfın daraldığını ve devletlerin sosyal yardımlarının zayıfladığını ortaya koyuyor. Davos’ta sıkça dile getirilen “yeniden beceri kazandırma” politikaları, bu bağlamda otomasyon ve yapay zekâ kaynaklı iş kayıplarını dengelemeye yönelik bir araç olarak sunuluyor. Ancak bu politikaların, yapısal eşitsizlikleri ne ölçüde azaltabileceği tartışmalı bir konu olmaya devam ediyor.

Ticaret politikaları ve koruyucu eğilimler

Küresel Riskler Raporu’nda öne çıkan jeoekonomik çatışma vurgusu, küresel ticaret politikalarındaki dönüşümle doğrudan bağlantılı görülüyor. ABD’nin son yıllarda art arda uygulamaya koyduğu gümrük tarifeleri ve ticaret kısıtlamaları, serbest ticaret yaklaşımının yerini daha korumacı politikalara bıraktığını gösteriyor.

Bu eğilimin son örneklerinden biri, Trump’ın sekiz Avrupa ülkesine yönelik yüzde 10 ek gümrük vergisi kararı oldu. Trump yönetimi; Danimarka, Norveç, İsveç, Fransa, Almanya, Birleşik Krallık, Hollanda ve Finlandiya’ya uygulanacak bu ek tarifeleri, Grönland krizi bağlamında alınmış bir “ekonomik baskı” adımı olarak gerekçelendirdi. Açıklamalara göre, söz konusu tarifelerin geçici olduğu ve ilerleyen aylarda daha da artırılabileceği ifade ediliyor. Avrupa başkentlerinden gelen tepkiler ise bu adımın, transatlantik ticaret ilişkilerini ve ittifak dayanışmasını zedeleyebileceği yönünde.

Bu gelişme, ticaretin giderek daha açık biçimde jeopolitik bir araç hâline geldiğini gösterirken, ihracata dayalı ekonomiler üzerindeki baskının artacağına işaret ediyor. Japonya, Güney Kore, Kanada, Meksika ve Vietnam gibi ülkelerin yanı sıra Almanya ve Hollanda gibi Avrupa’nın sanayi merkezleri, gümrük vergileri ve tedarik zinciri sorunlarından en fazla etkilenen aktörler arasında yer alıyor.

Çok kutuplu sistem ve jeopolitik dosyalar

Davos 2026’nın bir önemi de çok kutuplu uluslararası sistemin giderek daha görünür hâle gelmesi. Soğuk Savaş sonrası dönemde belirginleşen tek kutuplu yapı, yerini ABD, Çin, Rusya ve bölgesel güçlerin daha etkin rol oynadığı bir dengeye bırakmış durumda.

Ukrayna–Rusya savaşı, bu dönüşümün en somut örneklerinden biri. Savaşın askeri ve ekonomik maliyetleri artarken, olası ateşkes ve müzakere senaryoları da tartışılıyor. Ancak Rusya ve Ukrayna’nın taviz vermeye yanaşmaması yüzünden yakın zamanda bir anlaşmaya varma umudu gittikçe azalıyor. Çin’in enerji talebi ve Rusya ile ekonomik ilişkileri, bu denklemde belirleyici unsurlar arasında yer alıyor. Aynı şekilde Orta Doğu’da İsrail, İran ve Lübnan hattındaki gerilimler, Suriye’de katliamların önünün alınmaması, istikrarlı bir demokratik cumhuriyetin kurulamaması ile Asya-Pasifik’te Tayvan çevresindeki güvenlik sorunları, çok kutuplu sistemin istikrarını test eden başlıca dosyalar olarak öne çıkıyor.

Düşük büyüme ve şirket iflasları

Ekonomik göstergeler, 2026 yılında küresel ölçekte düşük büyüme ve görece yüksek enflasyonun bir arada yaşandığı bir döneme işaret ediyor. Uluslararası kuruluşların tahminlerine göre küresel büyümenin yaklaşık yüzde 2,5 seviyelerine gerilemesi, enflasyonun ise birçok ülkede hedeflerin üzerinde seyretmesi bekleniyor.

Bu ortamda şirket iflaslarında belirgin bir artış öngörülüyor. Küresel ölçekte iflasların pandemi öncesi seviyelerin önemli ölçüde üzerine çıkması beklenirken, otomotiv, inşaat ve perakende sektörleri en kırılgan alanlar arasında gösteriliyor. Türkiye gibi yüksek enflasyonla mücadele eden ekonomiler ise bu küresel eğilimlerden daha sert etkilenme riski taşıyor.

İklim krizi ve sürdürülebilirlik tartışmaları

Davos’un ana temalarından biri de “gezegen sınırları içinde refah” yaklaşımı. Küresel Riskler Raporuna göre iklim krizi, aşırı hava olayları ve biyoçeşitlilik kaybı önümüzdeki on yılın en ciddi riskleri arasında yer alıyor. Bu durum, enerji dönüşümü, karbon emisyonlarının azaltılması ve sürdürülebilir finansman konularını zirvenin merkezine taşıyor.

Buna karşın, fosil yakıt bağımlılığı, savunma harcamalarının çevresel etkileri ve küresel enerji talebindeki artış, sürdürülebilirlik hedeflerinin uygulanabilirliği konusunda soru işaretleri yaratıyor. İklim politikalarının ekonomik maliyetleri ile uzun vadeli çevresel riskler arasındaki denge, Davos’ta hem kamu hem özel sektör temsilcilerinin üzerinde durması gerektiği temel başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.

Çoklu krizlere yanıttan çok uzak bir Davos zirvesi

Davos 2026, küresel kapitalizmin karşı karşıya olduğu çoklu krizleri yönetme kapasitesinin de sınandığı bir platform olacak. Dünya Ekonomik Forumu, jeoekonomik çatışmaların, korumacı ticaret politikaların, savaşların ve aşırı silahlanmanın “Diyalog Ruhu” çağrılarını boşa düşürdüğü bir dönemde gerçekleşecek. Eşitsizliklerin derinleştiği, iklim krizinin hızlandığı ve savaşların normalleştiği bir dünyada Davos, çözüm önermekten çok mevcut düzeni onarma çabalarının vitrini olma riskini taşıyor.

“Diyalog Ruhu” teması, farklı aktörler arasında iletişim kanallarının açık tutulmasını hedeflese de bu diyalogların somut politika değişikliklerine ne ölçüde yansıyacağı belirsizliğini koruyor. 2026’nın küresel sistem açısından bir dönüm noktası olup olmayacağı ise Davos’ta yapılan tartışmalardan çok, ülkelerin ve toplumların bu yapısal risklere nasıl yanıt vereceğiyle belirlenecek.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.