6 Şubat depremlerinin üzerinden 3 yıl geçti. Ancak acılar hala taze.
O gün yaşanan büyük yıkım derin yaralar açtı.
Bugün deprem bölgesinde hangi kapıyı çalsanız, sizi karşılayan sadece bir ev sahibi değil, yarım kalmış bir hikâye, eksik bir sofra ve zamanın asla iyileştiremediği o derin, dilsiz ağrı oluyor.
Zeynal Kuş, 6 Şubat depremlerine Adıyaman’da yakalandı.
Enkaz altında kurtuluşunu, kaybettiği 7 yaşındaki kızını ve 13 aylıkken kaybolup haftalar sonra İstanbul’da bulduğu bebeği Gizem’in yaşam mücadelesini bizlere anlattı.
Depremde aynı apartmanda yaşadığı annesi, babası ve babaannesi dahil 12 birinci derece yakınını toprağa verdi, Zeynal Kuş.
12 yakınını kaybetti, bir de 6 Şubat depreminde enkazdan çıkarıldıktan sonra kaybolan 13 aylık bebeğini sosyal medya sayesinde İstanbul’da bir hastanede buldu.
13 aylık bebek şimdilerde 4 yaşında, hala ağır bir tedavi sürecini yaşıyor. O günleri şöyle anlatıyor Zeynal Kuş:
“Çok zor günler yaşadık. Allah öncelikle kimsenin başına vermesin böyle büyük acıları. Bir daha da yaşatmasın. Çocuğumu, annemi, babamı kaybettim. Aynı zamanda aynı binada babaannemi kaybettim, dört kişi vefat ettiler. İşte onlarla beraber yetmezmiş gibi çocuğumu kendi ellerimle yatırdığım hastanede kaybettim. Uzun bir süre sonra gidip İstanbul Başakşehir Çam Sakura Hastanesi’nde buldum. Şu an sağ taraf tutmuyor, sağ hemipleji deniyor. Şimdi onun tedavisi ile uğraşıyorum.”

Çocuğunun kaybolma sürecine dair hatırlayabildiklerini ise şöyle aktarıyor:
“Zamanı net hatırlamıyorum ama en az 1-2 hafta sürdü. Ben Adıyaman’da kriz koordinasyon merkezine gittim, çocuğumun olmadığını söylediler. Nerede olduğunu sordum ama bilgi veremediler. Çok büyük bir olay olmuştu, kalabalık ve yoğunluk vardı. Çocuk hastanede kritikti, bilinci kapalıydı. İl dışına sevk edilmiş ama kayıt altına alınmamıştı. Sonra bize söylenen üç şehir vardı: Batman, Ankara ve İstanbul.”
‘Çocuğumu doğum lekesinden tanıdım’
“Çocuğumu morgda bırakıp diğer çocuğumun peşinden gitmek zorunda kaldım. Batman’ı, Ankara’yı araştırdım ama bulamadım. Emniyete gittik, karakola gittik, sonuç elde edemedik. Bu arada sosyal medyada paylaştık. Ankara çıkışında İstanbul’a doğru giderken bir arkadaş beni aradı, ‘Sizin bebeğinize benzeyen bir bebek bizim burada yatıyor’ dedi. O İstanbul Başakşehir Çam Sakura Hastanesi’nin sosyal hizmetler uzmanıydı. İstanbul’a doğru gidiyordum zaten. Kuzenim de oradaydı ondan rica ettim, koştu gitti sağ olsun. 1 saat sonra beni aradı, ‘çocuğun başındayım’ dedi. Çocuğun kafası tamamen sarılıydı, tanınabilecek durumda değildi. ‘Vücudunda belirgin bir lekesi falan var mı?’ diye sordular. Sağ böbreğin üzerinde kırmızı bir gül lekesi olduğunu söyledim, fotoğrafını çekip bana gönderdiler. Böyle tespit ettik ve oraya gittim kavuştum.
Çocuğum bilinci yarı kapalıydı. Büyük bir operasyon geçirmişti, kafatasında bir kemik çıkarılmıştı, beyin kanaması geçirmişti. Uzun bir süre DNA süreciyle uğraştık. Taburcu oldu ama doktor ‘Adıyaman’a götürme. Adıyaman‘da çok büyük yıkımlar var. Büyük enfeksiyona karşı bu çocuğun hassaslığı var.”
Daha sonra Mersin’de halasının yanına yerleşiyorlar ve çocuğunun tedavi süreci devam ediyor:
“Sonrasında çocuğumun kafasında tekrar şişkinlik oluştu, İstanbul’a götürdük, ikinci bir operasyon geçirdi. Toplamda üç operasyon oldu. Şu an sağ tarafı tutmuyor; fizik tedavi, dil terapisi, çocuk nörolojisi, beyin cerrahi ile tedavisini sürdürüyoruz. Elimden geldiğince çocuğumu gezdiriyorum, tedavisini yaptırıyorum.”
’12 yakınımı toprağa verdim’
Zeynal Kuş’un eşi de depremde ağır yaralandı:
“Eşim sağ, kolunda zedelenmesi olmuştu. Şu an kolu normal ama büyük bir güç kaybı var. Büyük ağrıları oluyor. Büyük bir kızım var, o da büyük sıyrıklarla kurtuldu, çok şükür. Ortanca kızımı kaybettim, 7 yaşındaydı, o da rahmetli oldu.”
3 saat enkazın altında kaldı
Enkaz altında 3 saat kaldı, Zeynal Kuş yaşadıklarını şöyle dile getirdi:
“O gece çok soğuktu, aynı odada yatmıştık. Depremin olduğunu hissettiğim ilk anda çocuklarıma sarıldım, bir köşeye toplanmaya çalıştık. Binanın yıkılması 10-15 saniye sürdü. Sonrasını hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde enkazın altında olduğumu fark ettim. Bağırdım ama kimse cevap vermedi. Sadece sağ ayağımı dizden aşağı oynatabiliyordum. Dizimin altında çocuğum vardı, ‘Baba beni kurtar’ diyordu. Yaklaşık 2-3 saat bekledik. Sonra bir komşumun sesini duydum, ona seslendim, cevap verince biraz daha güçlendim. Enkazdan çıkarıldık, hastaneye götürüldük. Her taraf kan revan içindeydi, ölüler, yaralılar. Nereye baksan her tarafta acı vardı, her tarafta korku vardı, endişe vardı.
Ben, abim ve babam aynı apartmanda oturuyorduk. Abim kendi imkanlarıyla çıkmıştı. Konu komşu hemen toplandı, iki üç saat içinde bizi çıkardılar. Annem ve babaannemi dördüncü gün, babamı beşinci gün çıkardık. Toplam 12 kişi toprağa verdim. Yani bunlar birinci derece yakınım olanlar. Hala çocuğu, dayı çocuğu, amca çocuğuna girersek de sayımız ne yazık ki fazlasıyla artmış oldu.”
‘Keşke malımız mülkümüz gitseydi ama hiç kimsenin burnu kanamasaydı’
Büyük bir acı yaşamış Zeynal Kuş’a o güne dair hafızasına kazınanları sorduğumuzda, yaşananları şu sözlerle özetliyor:
“Yani ölüm insanın boğazına girdiği zaman aklına senin çocuğun bile gelmiyor, bunu gördük. Ölüme ensemizde hissettik. Çok büyük bir acıydı, Allah taşa toprağa vermesin. Bir daha da yaşatmasın.Elimizdeki malımız mülkümüz var mı yok, her şey gitseydi de ama hiç kimsenin burnu kanamasaydı. Çok büyük acılar yaşadık, çok büyük sıkıntılar yaşadık. İnsanlar bize acıdılar, insanlar bize üzüldüler. İnsanlar insanlara… çok mahcup oldum. Mesela yardım etmek isteyenler oldu, yardım edenler de oldu, hem sağlık konusunda hem maddi konuda yardımcı olanlar oldu. Halen de yardımcı olan insanlar var, Allah o güzel insanlardan razı olsun.”
‘Evlat acısı, annem babamın acısını geçti’
Zeynal Kuş, kayıplarına karşı hissettiklerini şöyle tanımlıyor:
“Ben bir şeyi unutmadım kendi adıma. Halen onların öldüğüne inanamıyorum bir türlü. Çok büyük bir acı. Hep bir yerlerde olduklarını, gelecekte geri geleceklerini düşünüyorum. Bu acının biteceğini zannetmiyorum. Mezarlığa gidiyorum, annem babam beni affetsinler. Evlat acısı, annem babamın acısını geçti; önce çocuğuma gidiyorum, sonra anneme ve babama dönebiliyorum.”
Deprem sırasında enkaz altındayken aklından geçenleri ise şöyle anlatıyor:
“Depremde enkazda kaldığımda hep düşündüm; babam gelecek beni kurtaracak, abim gelecek beni kurtaracak. Bir süre sonra eniştelere, sonra halalara döndüm. Meğerse hepsi enkazın altında kalmış. Halam dışarıda kalmıştı, evi yıkılmamıştı ama iki çocuğu enkazın altında kalmış, biri kurtuldu, diğeri rahmetli oldu. Halam çıkar çıkmaz bir çocuğu komple kolun altında kalmıştı; büyük ihtimalle vücuda dönünce böbrekleri iflas etti, kalp krizi geçirdi ve vefat etti.”
‘Yaşam zor, elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz’
Şu an yaşamın ve çocuklarının tedavisi ile ilgili sürecin zorluklarla dolu olduğunu belirtiyor ve sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Yaşam zor çünkü şu an kayınbabalarda kalıyorum; onlar bana yardımcı oluyor. Çocuğumun tedavisi büyük paralar gerektiriyor. Devletten de fizik tedavi ve dil terapisi desteği alıyoruz. Özel hoca da evde çalışıyor. Haftada iki üç seans verebiliyorum; doktor diyor ki ‘Sen beşte versen senin için kardır, bu çocuk için kardır.’Çünkü zaman tükeniyor çocuk günbegün büyüyor. Elimden geleni yapıyorum ama imkanlarım daha çok olsa, daha fazlasını yapardım. Bu çocuk daha küçük 3-4 yaşında. Ne kadar çok fizik tedavi görse belki biraz daha erken bu çocuk ayağa kalkacak. Elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.”




