Barzani’nin son bir buçuk ayı
Müslüm Yücel 16 Şubat 2026

Barzani’nin son bir buçuk ayı

I

Ketum, sır saklama olarak tanımlanır. Sır saklayan kimseler erdemlidir, pek çok şey bilirler; bildiklerini saklamayı, ne zaman bu bilgiyi ifade edecekleri konusunda mahirdirler.

Sır bağlamında tapınaklar da dikkatimizi çeker, buralar bize susmayı öğretirler, buralara bir şeyler söyleriz, biz ve oralar; biz ve sevdiğimiz kimseler arasında bir susma hali de vardır, yalnızca ikimiz, sustuğumuzda, ne konuştuğumuzu biliriz, hele âşık olduğumuz kimselerle suskunluk sözlüğüyle konuşuruz, kelime bile anlamını kaybeder. Hegel bu konuda (tek bir harfi kast ederek) şunu söyler, insanlar ne konuştuklarını bir bilseler… Çünkü bize bir şey (sır, söz, eylem) emanet edilmiştir ve bu emanet edilen, dile getirildiğinde tek şey bozulur: Sadakat. Buradan güven yitimi, buradan kendi olmaktan çıkmak, buradan artık rol yapmak başlar.

Sadık olmayan kimselere itimat edilmez, söylediklerinin, düşündüklerinin efendisi değiller; ne iradeleri vardır ne benlikleri, itimadın yerini imtiyazları almıştır ve her bir şeyleri günü birliktir…

Bugün Kürtlerin, demokratların, sahici sosyalistlerin tek bir gündemi vardır ve bu gündem Rojava’dır; bunun dışında soru soranlar, yanıt verenler sözden, sırdan haberleri olmayan çiğ kimselerdir ve tek bir karşılıkları vardır, meseleyi sömürme; tek bir dertleri vardır, biraz daha görünür olma. Bugün ölçü Rojava’dır. Burayla ilgili olan insan erdemli, kararlı ve cesurdur; kendine inanıyordur, iradesine güveniyordur, nefsine de hâkimdir. Mesud Barzani buradan dikkatimi çeker. Barzani bir buçuk aydır, yakından takip ettiğim biridir, bir kum tanesinde bir deryayı taşır kadar da ketumdur. Ben onu on yedi yaşımda gördüm, kirli sakalları ve uykusuz gözleriyle gördüm, bir dağ gibi sessizdi, bir göl gibi durgun. Ketumu ilk o zaman fark ettim, dünya çökmüştü üzerine…

Yıllar sonra bildim nerden geliyor bu ketumluk? Babası olabilir miydi, değil, ama ihtimal, ninesi olmalıdır, babası hiç hatırlamıyor, ninesi ise hiç unutmuyor… Babası ilk anne sütünü hapishanede tadıyor, iki yıl, Diyarbakır Cezaevi’nde kalıyor, bebek… Sonra, üç yaşında Musul Hapishanesi… Bu anne, oğlunun darağacında cesedine bakıyor ve Mesud’un babası, ağabeyi asılırken konuşmayı unutuyor, dili tutuluyor. İşte, böyle bir bilgiden geliyor Mesud, böyle bir ketumluktan şimdi irfan diye bir şey varsa, o da, oradan dökülüyor…

Barzani’yi referandum sırasında gördük, kimi konuşmalar yapıyordu; Melaye Cizirî’den, Ehmedê Xanî’ye kadar pek çok Kürt şairinin şiirlerini okuyordu. Bu onun lider hali değildi; bu onun ketum halinin, dile gelme biçimiydi, lider olan halktı ve o da halka bağlılığını şiir üzerinden dile getiriyordu. Nereye gittiğini, nasıl varacağını şairler ona söylemişlerdi ve o da bunun bir bileniydi; bildirmiyordu, buyurmuyordu, bir sır vardı ve o da bu sırrı bulduruyordu, bu kadardı…

II

Barzani, son bir buçuk ayda da yine bu haldeydi; buldurma hali. Yoğun bir diplomatik ve siyasi faaliyet içindeydi. Bir yanda Rojava, diğer yandan kaderi Rojava’yla bitişik olan Irak’ın iç ve dış siyaseti. Kürtler, yine bir 1975 hali içindeydi, Kürtlere yine bir Halepçe yaşatılacaktı, bu kesindi… Öcalan’ın “güvenlik” dediğine, Barzani “Kürtlerin korunması” diyordu. Çünkü İŞİD’e karşı savaşırken Kürtler iyiydi; Avrupa’daki film şirketleri bile dizi filmler yapmak için sıraya girmişlerdi ama şimdi, bir savaşın ayak sesleri geliyordu; Kürtler, yine kapısız, yine penceresizlerdi. Türkiye’nin (ihtimal) gelecekteki iktidarı CHP bile sınır komşusunun cihadistler olmasından hiç gocunmuyordu, gocunsa da bunu dile getirmiyordu. Kürtler sayıları azda olsa diğer halkların devrimcileri bir şeyler yapıyorlardı… Azımsanacak bir şey değildi ama yeterli de değildi…

Barzani, Ocak 2026’dan itibaren yoğun bir diplomasi yürüttü; Mazlum Abdi’yle görüştü. Onunla sıkça, bazen yüz yüze, bazen telefonla görüştü. Cihadist gurupların birleştiği HTŞ’nin lideri Colani’yle de bu görüştü. Colani Türkiye, Amerika ve Avrupa’nın şans verdiği biriydi, bir bağ değildi, Kürtlere atılmış yeni bir ağdı. Barzani, bu ağı sükûnetle kıyıya çekebilecek miydi? Arada kim olduğu, ne olduğu bilinmeyen biri de vardı; kimine göre emlak zengini, kimine tüccar, kimine de göre diplomattı; adı, Tom Barrack’tı… Barzani, Hewler’de Barrack ve Abdi’yi bir araya getirdi, önemli olduğu kadar gergin geçen bir toplantıydı bu… Barzani, 2014’te IŞİD’e karşı verilen mücadeleden söz etti; o zaman ki gibi yine peşmerge güçlerini yollayabileceğini söyledi, tek derdi Kobani idi, burası dokunulmazdı.

Öte yandan Kürtlerle bin yıllardır birlikte olan Hıristiyan halklar vardı. Onların hayatlarıyla Kürtlerin hayatları birbirine bağlıydı. Barzani, çok inançlı biriydi. Dinlere ve dillere saygıyla büyümüştü. Babası ve annesi olmasa da ninesi söylemiş olmalıydı: 1932 yılıydı, Aşiretleri Muş’a sürgün edilmişti. Kimi Tehcir Evleri boştu… O zaman Gazi hazretleri yaşıyordu ama ipler İsmet Paşa’nın elindeydi. Kürtler, çadırda yaşadı, bu evlere yerleşmediler. Barzani’nin ninesi, güngörmüş, büyük kadındı, sönmüş ocaklara tenceresini koyabilir miydi? Muş’un yaşlıları anlatır. İsmet Paşa, Melle Mustafa’yı hapse attırır, Eskişehir’e yollar. Karşılaştırmalı tarih çalışanlar, burayı deşmelidir: Tehcir kervanı Halfeti’den geçerken kadınlara sarkıntılık edilir; Abdullah diye biri buna karşı çıkar ki bu adam, Öcalan’ın dedesidir, Abdullah adı da buradan gelir.

Melle Mustafa’nın Eskişehir hayatı, buradan ailesiyle nasıl bağ kurduğu yazmaya değerdir ama şimdi konu bu değildir, şimdi konu yalnızca Kütlerde değildir, şimdi konu bin yıllardır birlikte yaşadığımız halklardır. Barzani, Vatikan’a gider (21 Ocak) Papa’yla görüşür, hem Suriye hem Güney’de Hıristiyan nüfusun korunmasıyla ilgili kimi temaslarda bulunur. Kürt meselesinden uzak ama Kürt meselesi üzerinden rant devşirenler için ziyaret arabulucu rolün üstündedir. Barzani, Papa’yla Kobani’yi konuştu, Hıristiyanları konuştu… Maddi bir talepte bulunmadı… Castro’nun devrimci rahiplerden istediğiyle, Barzani’nin Papa’dan istedikleri aynı şeylerdi; Barzani, manevi ve ahlaki destek talep ediyordu. Bütün dinler ruhtan beslenir; bütün dinlerde bir içsel yolculuk vardır ve hepsi, bir inançla temellendirilmişlerdir; insanlar, buna göre Allah’a teslimdir, kulların verdiği ve dayattığı teslimiyet acıdır, kederdir ve bugün Kürtlere ve Hıristiyanlara bölgede reva görülen Allah’ın değil, kulların dayattığı teslimiyettir. Papa, ruhani liderdir: Sırasında hastanelere gider, salgınlarda halkın yanında olur, dua eder; sırasında, cezaevleriyle ilgilidir, haksızlığa uğramışlara destek olur; sırasında, afetlerde kapılarını açar…

Barzani, savaş tamtamlarına karşı Papa’yı duaya davet eder, vicdana seslenir. Bu görüşme mermi ve silah yapan ve çıkan savaşta parmağı olan ülkelerin siyasetini etkilemedi… Barzani, bir vicdana seslendi; vicdan, Allah’ın kendisiydi ve şimdi, Hıristiyan dünyanın maneviyatını temsil eden kişiye, halkları anlatıyordu, bu ayakta alkışlanması gereken bir şeydi… Papa’nın vicdanı, siyasilerde etkili oldu mu? Bunu da belki zaman gösterecekti… Türk medyası bunu yalvarmak olarak yorumladı… Kimileri bunu el açmak olarak kabul etti. Hatta “Kobani için el öpmeye gitti” diyenler oldu. Bütün ifadeler, benim için gururdu. Açlıkla terbiye edilen, cihadistler tarafından dört bir yanı çevrilen, soğuktan çocukları ölen halk için ne yapılsa azdı. Dahası bütün bu ifadeler maço kültürün siyasete/ basına yansımış hallerinden öte bir şey değildi. Bunu yapan birine de sadece insan denirdi.

Kapıda savaş var; Suriye’de Kürtlerin durumu var ve öte yandan Irak Cumhurbaşkanlığı için yapılması gerekenler var. Amerika ve Avrupa, seçimlerini demokrasi ekseninde yaparlar ama Kürtler söz konusu olunca, birden adayları belirir; ya onların adayları kabul edilecek ya savaş naraları atacaklardır. Barzani bir yanda kendi adaylarını netleştirir, diğer yandan Şii heyetlerle görüşür. Barzani’nin artık iki gözü vardır; biri Suriye, diğeri Irak’tır ve kendisi de her ne kadar Güney’deki yönetim aşireti/ailesi üzerinden şekillense ve hatta ona monark bile dense de, artık o, halktan biridir; amacı, son bir buçuk ayda belirdiği gibi halkları koruma, halkıyla hayatta kalma mücadelesidir; bugüne kadar fikrinden çok, pragmatik ama inatçı adam gitmiş, yerine halkını ve halkları koruyan biri gelmiştir… Milliyetçi ve muhafazakâr biri de değildir; kırsal tabanlı, geleneksel değerlere bağlı biri hiç değildir, çevresinde kentli, entelektüel kesimler vardır. Ezilen halkların dışarıdaki sembollerinden biridir, bir aşiretin temsilcisi, hatta başbakan bile olsa, o, bunların hiç biri değildir; lider olan halktı, o da bu halka bağlılığın şiiri: Nereye gittiğini, nasıl varacağını şairler ona söylemişlerdi ve o da bu sırrı bilendi; bildirmiyordu, buyurmuyordu, bulduruyordu. Kürtlerin babası da değildi, hem kız hem erkek kardeşiydi: Kek Mesud, halklar arasında uzlaşmacıydı, demokrattı; intikam yerine hakikati işliyordu, sadece kendine demokrat değildi; birlik vurgusunu sıkça yapıyordu: Kürtlerle birlik, halklarla birlik…

İlk ay sancılı geçti. Suriye’de, kısmi bir anlaşma sağlandı… Barzani, Abdi’yi Pirman’da ağırladı; hem Barrack hem de Colani’yle telefonla görüştü… Münih’te yapılan Güvenlik Konferansı’na Abdi’de katıldı. Burada en çok Kürtlerin haklarının güvence altına alınması konuşuldu…

III

Devletsiz bir ulus olarak yaşamak zordur. Sürekli taviz veren sen olursun, böylece kimliğin aşınır… Hayattasındır ama ulusların kendi kaderini tayin hakkını ertelemişsindir. Kürtlerin entegreden anladıkları birlikte yaşama kültürüdür; kendi diline ve inançlarına sahip çıktığın kadar öteki diye tarif ettiğin kimselerin de diline ve inançlarına sahip çıkmaktır… Yok eğer bu olmazsa entegre, asimilasyona hizmet eder, döner, bölünme derinleşir…

Güvenlik ve hayatta kalmak, var olmak için her şeyi göze almak ve hiçbir şeyi tamamen kaybetmemek Kürtlerin geldiği noktadır; romantizm değil, realite Kürtlere bunu gösteriyor.

Güvenlik ve hayatta kalmak,  özgürlüğün ağırlığını hissettirir. Yeterince özgür değilsen, hayatta kalma varoluşla kesişir. Anlam burada devreye girer, ben birlikte yaşamak istiyorum ama hayatımın anlamını sen vereceksen, o zaman hayatın bir anlamı olup olmadığını bir soru ya da bir sorguya çekme dönemim başlar; bu sorgu meşrudur, birlikte yaşlanıp birlikte aynı yaşam içinde ölecek miyiz yoksa sen yaşayıp ben kendimi senin için feda mı edeceğim? Feda olmak, eğer bilinçliyse sorun yoktur ama aktif bir isyana dönerse, anlam üretirse ve bu anlam büyürse, kendime karşı acımasız ama boyun eğmeyen bir hale gelirsem, sonsuz tekrar içinde beni hep bir şeyle oyalıyorsan. O zaman, belki şimdi Rojava’da yaşanan şeyler olur; bir zafer değildir belki ama isyan, sürekli bir isyan haline gelir, Kürtlere karşı geliştirilen absürde karşı evrensel bir tutum…

Suriye’nin geçici hükümetinin şimdi, şu an Kürtlere, Hıristiyanlara, Dürzilere ve hatta bütün Araplara karşı bile hiçbir öze sahip değildir… Kürtlere ve Kürtlerle birlikte yaşayan halklarla ancak bir öze kavuşabilir… Özü olmayan, bir sözü diğerini tutmayan şu an ki geçici yönetim çok fazla cihatçılığa ve Arabizme sığınır, kimi devletlerin verdiği bir şansla Kürtlerin üzerine gelirse, Kürtler için hayatta kalmak, amaç olmaktan çıkar, yüke döner. Feda, haklı bir seçim olur; çünkü artık, yükü atmakla, özgürlük aynı anlama gelecektir. Suriye’ye şu an el vermiş devletler de belki Kürtlere nesne muamelesi yapmaya devam ederler… Bazen ben böyleyim, değişmem denir ya, hatta söylenir, toplum da böyle istiyor… Bu özgürlükten kaçıştır, çünkü biri ben özgür değilim diyorsa bile, özgürlükten söz etmek mümkün değildir…

Güvende olmak, hayatta kalmak, seçimlerimizin sorumluluğunu üstlenmektir. Kürtler bu sorumluluğun bilincindeler: Bir zafer içinde değiller ama boyun eğmeden devam ediyor, her seferinde daha güçleniyorlar… Her ittifak, hatta her uzlaşı taviz vermektir, bu bir seçimdir; kaygı verir ama seçimdir; mecburduk diye bir şey yoktur, tek kelimeyle şu var: Sorumluluk almak…

Öcalan ve Barzani bu sorumluluğa aldılar… Ancak ikisini de derince okumak gerekli; her ikisinde de boyun eğmeyen bir devamlılık var…

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.