Cehalet, inat, hata ve bahaneler: Berbat bir dezenflasyon masalı
Süleyman Karan 16 Şubat 2026

Cehalet, inat, hata ve bahaneler: Berbat bir dezenflasyon masalı

Belki her şey yolunda gitmiyordu, ekonomi sarı alarm veriyordu, ancak böylesi bir yıkım olması için çok saçma bir hata yapmak gerekirdi. Yapıldı!.. 10 Ağustos 2018 tarihinde, yine o anlamsız el hareketleri ve mimikleriyle Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak. Türkiye ekonomisine büyük bir darbe vuracak olan ‘Yeni Ekonomi Modeli’ni açıkladığından bugüne, cahil cesaretiyle girdiğimiz karanlık çıkmaz sokakta debelenip duruyoruz!

Unutmuş olanlara hatırlatayım; Berat Albayrak, o dönemin hükûmeti ve yandaş medya o günden itibaren ham hayal satmaya başlamıştı bile. Kötü bir müsamereye benzeyen tanıtımda iddialar ve vaatler ekonomi kurallarını hiçe sayıyordu. Hesapta 2018-2019 yıllarında Türkiye ekonomisi dengelenecek ve birinci faz bitecek, ‘sürdürülebilir ve istikrarlı büyüme’ adını verdikleri ikinci faza geçilecekti. Sonrasında, daha adîl paylaşım gerçekleşecekti. Ve böylece, nitelikli insan gücü ve daha güçlü bir toplum hedefine ulaşacaktık. Ekonomik dengelenmenin birinci sac ayağı enflasyonla mücadele, ikinci adım çok daha sıkı bir siyasî iktidar, yani Cumhurbaşkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı ilişkisi, üçüncüsü cari açığın düşürülmesi olacaktı. Cari açığın düşürülmesiyle ilgili stratejik adımlar atılacaktı. Kamu borçlanmalarında kaynak çeşitliliği sağlanacaktı. Hepsinin tam tersi oldu!

ANLAMSIZ BİR TEKERLEMEYLE
BAŞLAYAN BÜTÜNSEL YIKIM

Aslına bakarsanız, tek bir uyduruk tekerlemeyi tekrarlıyorlardı: “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur”… Bu kadar! Ve birkaç aklıselim yurtsever aydın dışında bunun tam bir saçmalık olduğunu söyleyen çıkmadı. İş dünyası şakşakladı, yandaş medya zırvaladı, yandaş sermaye bu milletin iliğini kemiğini sömürecek fırsatı yakaladı. Krediler havaya saçıldı, popülist politikalarla halka geçici bir refah hayali yaşatıldı. Bu akıldışı uygulamada inat edildi. Albayrak’ın bıraktığı enkazı süpürmek için bir ara Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanlığı’na getirilen Naci Ağbal, akılcı davranmaya kalkınca, beş ayın sonunda kovuldu. Sonrasında bildiğiniz üzere bir komedi dizisi izledik Nureddin Nebatî’nin Hazine ve Maliye Bakanlığı döneminde… Makro dengeler çöktü, enflasyon tırmandı, kur çıldırdı. Ancak yine cahil cesaretiyle aynı masalı anlattılar bir süre daha ve sonunda pes etmek zorunda kaldılar.

DUVARA TOSLAYINCA…

Artık yerle bir olmuş bir ekonomiyi toparlayacak birileri gerekiyordu. Ve bir zamanlar demediklerini bırakmadıkları Mehmet Şimşek’i ekonomi yönetiminin direksiyonunun başına geçmesi için ikna ettiler. Büyük olasılıkla, bu kadar çarpıtılmış bir veri setiyle karşı karşıya olduğunu tahmin edemediğinden o da kabul etti. Bağımsız olacağına inanmış olmasını anlamak mümkün değil, çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi (CHS) yapısı gereği bir otoriter vesayet sistemidir, ancak o inandı ya da inanmış gibi yaptı. İlk birkaç ayın, resmî verilerin gerçekleri yansıtmadığını ve hasarın çok daha vahim olduğunu fark ederek kaybedildiğini varsayıyorum!
10 Haziran 2023 tarihinde görevi devralan Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’in liderliğindeki ekonomi yönetiminin icraatlarının üçüncü yılındayız artık. Bu süreçte, sanırım ikinci yılından itibaren o da masallar anlatmaya başladı, ekibi de…

BAŞ SORUMLULARI YANLIŞ
YERDE ARAMAMAK GEREK

Tüm bunları hatırlatmamın bir sebebi var. Şu yandaş sermayenin maşaları sözde ekonomist ve kanaat önderlerinin, ‘nas’ üzerinden ekonomik fikir kırıntıları ürettiğini sananların, bir yıldan bu yana Şimşek ve ekibini hedefe koyarken, bugünlere gelmemizin asıl sebebi olan ‘Yeni Ekonomi Modeli’ denen akıllara zarar uygulamaların destekçileri oldularını hatırlatmak. Yani Şimşek ve ekibini eleştirmeden önce, kendini ekonomist ilan edenlerin, danışmanların, bakanların ve bu süreçte semiren kim varsa onların, yıkımın baş sorumlusu olduğunun bir kez daha altını çizmek…

Şimdi gelelim Şimşek ve ekibine… En önemli hatalarının pembe hayaller satmaları olduğunu düşünüyorum. Gerçekleri bu milletle paylaşıp, acı ilacı hep birlikte içmek yerine, hem siyasî vesayete boyun eğdiler hem de bu yıkımın yükünün çok büyük bir bölümünü işçinin, çiftçinin, emeklinin, esnafın ve serbest meslek erbabının sırtına yüklediler. Neoliberal ekonomi-politikalarını ezbere uygulayarak yollarını devam edebileceklerini sandılar, ancak farkındaysanız artık neoliberalizm tukaka!.. Bunu bile geç ayırt ettiler ama aynı yöntemi uygulamaya devam ediyorlar.

VESAYETİ KABUL EDEN
HAMASETE DE ALIŞIR!

Siyasî vesayete boyun eğmeleri aynı zamanda benzer bir siyasî jargon geliştirmelerini getirdi. Özellikle de ekonomi yönetiminin CHS temsilcisi olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın açıklamaları ortada… O her şeyi pembeye boyayınca, doğal olarak ne Şimşek ne de TCMB yönetimi gerçekleri dile getiremiyor. Sadece bir örnek verip geçeceğim, Yılmaz’ın son açıklamalarından biri olduğu için… Türkiye ekonomisinde işlerin tıkırında olduğunu iddia ettikten sonra, doğrudan yabancı yatırımlardaki artışla övünüyor. 2024 yılında Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırım miktarı 12.2 milyar dolarken, 2025’te bu rakam 13.1 milya dolar olmuş! Bunu açıklıyor ama benzer gelişen ekonomilerdeki doğrudan yabancı yatırım miktarlarını açıklamak istemiyor. Ben söyleyeyim; Vietnam için bu rakam 23.6 milyar dolar, Mısır içinse 30 milyar doların üzerinde!.. Hemen belirteyim; başta tekstil ve hazırgiyim setöründeki Türkiyeli girişimcilerin bir bölümünün yatırımları da Mısır’a gelen doğrudan yabancı yatırımların içinde! Kredi faizinden, girdi fiyatlarındaki artışlardan, rekabet gücünün düşüşünden ötürü üretimi Mısır’a kaydırıyorlar! Sanırım, verilerle milleti kandırmak ne demektir, anlaşılmıştır.

HAYALLER, BAHANELER,
REVİZYONLAR SİLSİLESİ

Bu bir istisna olsaydı dert değildi ama değil, hemen her konuda durum bu! Şu politika faizinde indirimlere gelelim… Ne demişlerdi bize, ilk indirimi yapmadan önce? Talep tarafındaki eğilimler uygun, dezenflasyonist süreç yolunda ilerliyor. Buna kanıt olarak da Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerini göstermişlerdi değil mi? Hani kendileri dahil kimsenin inanmadığı TÜİK verileri var ya, onlar işte! O veriler bile aslında işlerin yolunda gitmediğini işaret ederken, yine indirimleri sürdürdüler. Bu indirim döngüsünün başlangıcından bu yana TCMB’nin ‘Fiyat Hareketleri’, ‘Enflasyon’ raporlarına baktığınızda, gördüğünüz şey, bir öncekiyle bir sonraki arasında ‘epistemolojik kopuşlar’ oluyor! Söz gelimi hizmet enflasyonunda eğilimin dezenflasyonist süreci desteklediğine ilişkin ibareler, bir bakıyorsunuz bir sonraki raporda ‘yapışkanlık’ saptamasına dönüşmüş! Gıda enflsayonunun sakinleştiğine ilişkin saptama birden manşet enflasyonun temel sebebi olabiliyor. Bir de ‘havalar kötü’ bahanesi var, onu pas geçeyim artık! Sanıyorsunuz ki, temel mal enflasyonunda her şey güllük gülistanlık ama o da öyle değil. Düşüş beklentilere göre hem uzun sürüyor hem de cüzî… Mal ve hizmet gruplarını incelediğinizde, yüksek derecede miyop bir kişinin bile görebileceği bazı veriler var, ki bunlar TÜİK’in makyajlanmış verilerine göre bile sektörel yapısal sorunları ya da bazı ekonomik kararların yanlışlığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

2027 SONUNDA TEK HANELİ ENFLASYON
HEDEFİNE KARGALAR BİLE GÜLER!

Eğer ki bir resmî kurumun temsilcilerinin demeçleri, o kurumun kamuoyuyla paylaştığı raporlar sürekli birbiriyle çelişiyorsa ya da ortaya konan öngörüler sürekli yanlışlanıyorsa, özellikle enflasyonla mücadele sürecinde başınız ciddi belada demektir! Zira ekonomik gidişatı belirleyen sadece rakamlar değil, ondan belki çok daha fazla etkin olan psikolojik faktörlerdir ve bunun başında da siyasî iktidara ve ekonomi yönetimine güven gelir. Güven yoksa, aldığınız önlemler beklenen sonuçları vermez. Bunun en iyi göstergesi de Orta Vadeli Program (OVP) ve ekonomi yönetiminin enflasyon beklentisi gibi hedeflerdir. Bugüne kadar neredeyse bir tanesi bile tutmamışsa, doğal olarak ekonomi yönetiminin enflasyon tahminleriye reel sektörün ve hanehalklarının enflasyon beklentisi arasındaki makas açılır.
12 Şubat’ta kamuoyuyla paylaşılan ‘TCMB Enflasyon Raporu 2026-I’de de benzeri bir yaklaşım olduğunu görüyoruz. Rapordan sadece bir alıntı yapacağım, gerisine gerek yok bence: “Enflasyonun yüzde 70 olasılıkla, 2026 yıl sonunda yüzde 15 ile yüzde 21 aralığında; 2027 yıl sonunda ise yüzde 6 ile yüzde 12 aralığında gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Enflasyonun 2028 yıl sonunda tek haneli seviyelere geriledikten sonra orta vadede yüzde 5 enflasyon hedefi etrafında istikrar kazanacağı öngörülmektedir. Ara hedefler 2026 ve 2027 yılları için sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 9 olarak korunurken, 2028 yılı için yüzde 8 olarak belirlenmiştir”.

REVİZYON MÜPTELALIĞI

Aynı hikâye, ‘atalım bir iyimser öngörü, sonra ne de olsa revizyonlar yapar, milleti en kötüsüne alıştırırız’ mantığı bu! Daha önce yüzde 13-19 olan 2026 yıl sonu enflasyon tahmin aralığını yüzde 15-21 aralığına yükseltiyorsun, ancak inatla 2027 yılının sonunda tek haneli enflasyon hedefinin mümkün olduğunu söyleyebiliyorsun! Ve bunu her yıl birkaç kere yapıyorsun! Bazı ekonomistler yaptıkları hesaplamalara göre tek haneli enflasyonun ancak beş yıl sonra mümkün olacağını anlatmaya çalışırken!..
Üstüne üstlük, hâl böyleyken, TCMB Başkanı Fatih Karahan diyor ki, “Faiz indirim adımlarının büyüklüğünü kısa dönemde artırmak için gerekli eşik bir miktar yüksek görünüyor”. İndirime ara vermeyecekler. Neden daha fazla indiremeyeceklerini açıklamaya kalkışıyor! İndirime ara verebileceklerini bile ima etmiyor! Bu akıl sır alacak bir durum değil.

O NASIL MAKROİHTİYATÎ
TEDBİRDİ ÖYLE, GEL DE ANLA!..

Tabii artık ezberlediğimiz bir cümleleri var; “Sıkılaştırma devam edecek. Gerekli görüldüğünde makroihtiyatî tedbirler kararlılıkla uygulanacak”. Son makroihtiyatî tedbirler gibi mi? Hani şu kredi kartlarına ve kredilere yönelik tedbirler gibi mi? Anlayan varsa beri gelsin! Bence kendileri bile anlamış değil, yapılan açıklamalardan da o anlaşılıyor zaten!
Sonuç itibarıyla, dünya sıralamaları ne halde olduğumuzu gösteriyor. Gıda enflasyonunda beşinci sıradayız. OECD ülkeleri enflasyon sıralamasında da ikinci sırada yer alıyoruz. Şu Arjantin olmasa, vay halimize! Cari açık, genç işsizliği, en düşük asgarî ücret alan milletlerden biri olmak, en yüksek kredi temerrüt takası (CDS) oranlarından birine sahip olmak gibi ‘şahane’ unvanlarımız var. Ve bunun sorumluların sadece biri şu andaki ekonomi yönetimi, baş sorumlusu ise bu rejim!

 

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.