Kürt siyasetinin önemli isimlerinden Sebahat Tuncel, Orta Doğu’daki güç dengelerinden Türkiye’deki yeni sürece kadar geniş bir yelpazede T24’ten Cansu Çamlıbel’in sorularını yanıtladı.
Orta Doğu’nun “yeni dizaynı”nda İngiltere siyasetinin belirleyici olduğunu kaydeden Sebahat Tuncel, şunları söyledi:
“Orta Doğu’da inanç merkezli, mezhep merkezli siyasetin çok derin olduğu ortada. İran’a yönelik müdahale de aslında bir şekilde bununla alakalı; Şii bloğa karşı Sünni bloğu örgütlemek. Aslında Orta Doğu’ya uzun süredir bu şekilde müdahale ediliyor. Orta Doğu’ya yönelik müdahale yeni değil, yüz yıllık bir mesele. Tarihçi değilim elbette ama benim okumalarımda ortaya çıkan şey özellikle İngiltere siyasetinin bu konuda çok etkili olduğu. ABD aslında gerçek anlamda İran Devrimi’nden sonra müdahil oluyor. Osmanlı’nın dağılması sırasında İngiltere ile birlikte Fransa’nın da İsrail’in de etkisi var. Hatırlayın, Osmanlı’dan sonra 22 Arap ulus devleti ortaya çıktı ama Filistin toprakları da İsrail’e tevil edildi. Bakın bugün Gazze meselesini tartışıyoruz. Bunun kökenlerinde İngiliz politikaları vardır. Bugün yaşananları 1917’deki Balfour Deklarasyonu’ndan bağımsız ele alamayız. Suriye’ye yönelik müdahale de yine oralardan başlıyor. Bugün biz Kürt sorunundan, Kürdistan sorunundan bahsediyorsak yine İngiltere’nin buradaki rolü belirleyicidir.
‘Kürtler sadece IŞİD’e karşı mücadele ile yetinmediler, bir hayat inşa ettiler’
Kürtlerin eskiden beri ABD’nin, İsrail’in, İngiltere’nin ve Fransa’nın rolünü stratejik olarak ele almadıklarını vurgulayan Sebahat Tuncel, “Bu ilişkiler zorunluydu. ABD de IŞİD’le mücadelenin bir parçası olarak SDG’ye ve Kürt siyasetine yaklaştı. Ama Kürtler orada başka bir hayat kurdular. Sadece IŞİD’e karşı mücadele ile yetinmediler, aynı zamanda demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü, sosyalist bir yaşam örmek istediler. Kendi geleceklerine kendileri karar vermek istediler. O savaş koşullarında öylesi bir hayat inşa ettiler” diye konuştu.
Sebahat Tuncel, Abdullah Öcalan’ın Suriye’deki Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi ile görüşme talebine dair, “Mazlum Abdi’yle İlham Ahmed’le görüşmek istiyoruz’ diye ifade ediyorlardı. Bunun koşullarının olduğunu zannetmiyorum. Olsa yansırdı ama başka bir yöntemle görüşmüş olabilirler” dedi.
‘Türkiye’deki süreç Rojava’yla kritik bir aşamadan geçti’
Türkiye’deki sürece değinen Sebahat Tuncel, şöyle dedi:
“Bence hâlâ diyalog devam ediyor. Yani kesilmemiş olması önemli. Ama Rojava’yla birlikte kritik bir aşamadan geçti bana göre. Masanın devrilmesi ihtimali vardı, Suriye’de Kürtlere yönelik saldırı durdurulamasaydı başka bir durum ortaya çıkardı.
Bence o ihtimali vardı evet. Kritik bir aşamaydı gerçekten. Eğer o saldırı durdurulamasaydı, başka bir durum ortaya çıkardı.”
Sebahat Tuncel, “Evet, ben o kadar kritik bir aşamadan döndüğünü düşünüyorum. Ama tabii ne Suriye’de ne Orta Doğu’da yarın ne olacağı belli değil. Mesela Hakan Fidan’ın Irak’a yönelik son açıklamalarının yeni bir şey olmadığını değerlendiriyoruz.” diye ekledi.
‘Bahçeli, devlet nezdinde o muhataplığı üstlendi’
Sebahat Tuncel, sürecin başlangıcına dair şunları ifade etti:
“Sayın Öcalan aslında bu süreç başladığında bütün tarafların görüş ve önerilerini aldı. Hatırlarsanız DEM Parti heyeti de eş başkanlar düzeyinde gitti Sayın Öcalan’la görüştü. PKK de keza görüştü. Bu kadar kısa sürede kongresini toplayıp karar aldı çünkü ne demek istediğini biliyorlar. Aslında Sayın Öcalan’ın demokratik siyasete geçiş, Kürt sorununu savaş ve çatışma zemininden çıkarma girişimleri yeni değil. Çok uzun zamandır ‘Bir muhatap arıyorum’ diyordu. Devlet Bahçeli, devlet nezdinde o muhataplığı üstlendi. Onun sayesinde açılan yolda ilk kez Meclis sorunun siyasal çözümü konusunda bir irade göstermiş oldu. Ben bunun önemli bir aşama olduğunu düşünüyorum çünkü şimdiye kadar Meclis aslında çözümsüzlüğün ve Kürt inkarının bir parçasıydı.
Tarihe baktığımızda TBMM, Kürt isyanlarının ardından kurulan mahkemelerde hep negatif bir rol oynamış. İdam kararlarını vekiller almış. Şimdi geldiğimiz bu tarihi aşamada tabii ki örgütün feshini konuşurken buna ancak Kürt halkının kolektif önderliği karar verebilir. DEM Parti bunu tek başına yapamaz. Ama DEM Parti elbette Kürtlerin hak ve özgürlüklerini, demokrasiyi, insan haklarını savunuyor. Zaten mücadele gerekçesi de bu. O açıdan ben hani böyle birbirine karşıt gibi değil de birbirini besleyen bir yerden bakmak daha doğru diye düşünüyorum.”
‘Akın Gürlek’in bir önemi yok kararı yine Cumhurbaşkanı veriyor’
Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in süreçte nasıl bir yol oynamasını beklediğine dair değerlendirmesinde Sebahat Tuncel, şunları söyledi:
“Devlet şu anda ‘negatif’ bir barış yapıyor. Yani demokratikleşme bölümünü eleyip daha çok silahların bırakılması üzere gidiyor. Mevzu bu olunca da bakan değişikliğinin çok da bir anlamı olmaz bence. Önceki Adalet Bakanının döneminde de ne olacağına Cumhurbaşkanı karar veriyordu, yine öyle olacaktır. Siyasi iktidarın ihtiyaçlarına göre yasalar yapan bir yerde olduğu için doğal olarak bu değişimin o açıdan çok bir önemi yok. Devletin politikası ne olacaksa ona göre hareket edeceğini düşünüyorum. Kişilerin değişmesi AKP’nin politikasını değiştirmez. Ama geçmiş Adalet Bakanı’nın pratiği de çok iyi değildi yani. Cezaevlerinde hâlâ çok ciddi sorunlar var. Hasta mahpus meselesi çok ciddi sorun. İdare Gözlem Kurulu kararlarıyla paralel korkunç bir yargılama yapılıyor. Mesela yine benim son bir yılda tanıklık ettiğim bütün eylemler yasaklı.”
‘Kürtler artık birini iktidara taşımak zorunda değiliz’
İç siyasetteki değerlendirmelerine devam eden Sebahat Tuncel, şöyle dedi:
“Bence hem AKP hem CHP’nin ya da genel kamuoyunun Kürtlerin oyuna böyle pragmatist yaklaşması sorunlu. Kürtlerin oyunu kime vereceği tartışması da çok sorunlu. Bence artık Kürtler kendine oy vermeli. Yani birini iktidara taşımak zorunda değiliz. Tabii bu benim kendi kişisel görüşüm. Kürtler artık kendi öz gücüne dayanarak stratejik ittifaklarıyla iktidarı hedeflemelidir. AKP de CHP de mevcut kapitalist düzen içerisinde bir çözüm öneriyor. İkisinin de programlarına bakın, aşağı yukarı aynıdır. Birisi biraz daha muhafazakâr sağ, birisi de sosyal demokrasi sosuyla benzer şeyler sunuyor topluma. Ben sosyalist bir programın, radikal demokratik bir programın Türkiye halklarını kurtaracağına inanıyorum. O yüzden de artık Kürtlerin kime oy verecekleri tartışmasından çıkmaları gerektiğini düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde bence temel strateji bu olmalı. Biz birilerini taşımak zorunda değiliz.”




