Bask çatışmasının kalbinde, toprak kadar dil vardı.
Avrupa’nın en eski dillerinden biri olarak kabul edilen Euskara, yani Baskça, İspanya ile Fransa arasında bölünmüş bir coğrafyada konuşuluyor.
Diktatör Francisco Franco döneminde, Baskça kamusal alanda yasaklandı; resmi belgelerde, mahkemelerde ve eğitimde sadece İspanyolca kullanıldı. Baskça isim koymak ve konuşmak cezaya yol açıyordu. Bu yasaklar, dilin Bask toplumu için bir “direniş sembolü” haline gelmesine neden oldu. Çünkü: Dil eşittir kimlik, eşittir varoluş.
21 Şubat Uluslararası Anadili Günü’nde Bask dili öğretmeni, Janire Egaña Zelaia ile Baskça üzerine konuştuk.

Franco döneminde aileler ve öğretmenler, Baskçayı yaşatmak için gizli ya da yarı-gizli okullar kurdular: Ikastolalar. Bu okullar sadece dil öğretmekle kalmadı, kültürel hafızayı taşıdı ve bilinci güçlendirdi. Böylece Baskça, yeraltında korunarak hayatta kaldı.
Demokrasiye geçişle birlikte Bask Özerk Topluluğu’nda Baskça, İspanyolca ile birlikte resmi dil statüsü kazandı. Eğitimde de farklı modeller uygulandı: İspanyolca ağırlıklı, iki dilli ve Baskça ağırlıklı modeller. Bugün genç kuşaklarda Baskça bilenlerin oranı ciddi biçimde arttı ve dil, baskı dolu mücadele tarihinden güçlenerek çıktı.
“Euskara, bizirik dagoen altxor bat da.” (Baskça, yaşayan bir hazinedir.)
Janire Egaña Zelaia, Galdakao şehrinde Bask dili öğretmeni. Kendisi aynı zamanda bir müzisyen ve akordeon çalıyor.

Başlamadan önce, Janire Egaña’dan Baskça’nın tarihi dair bilgi aldık.
Baskça, Batı Avrupa’nın en eski dillerinden biri olarak kabul ediliyor. Bazı araştırmalara göre, Baskçanın ataları 8 bin yıldır Pirene dağları çevresinde konuşuluyor. Başka hiçbir dille akrabalığı bulunmayan Baskça, “izole dil” olarak tanımlanıyor.
Arkeolojik buluntular dilin çok daha eskiye dayandığını gösteriyor. Baskça yazının izleri de çok eski:
1545’te ilk Baskça kitap Linguae Vasconum Primitiae yayımlandı. MÖ 2. veya 1. yüzyılda Ribera Kraliyet Sarayı kazılarında Paleo-Baskça olabileceği düşünülen yazıtlar keşfedildi. MÖ 2. yüzyılda Andelos mozaiinde Baskça izler bulundu. 2021 yılında Irulegiko Eskua yazıtları keşfedildi. Sadece isimler değil, Baskça cümleler içeriyor. MÖ 1. yüzyılda basılan sikkelerde Baskça şehir isimleri görülüyor.
MS 1. yüzyılda Baskça, bugünkünden çok daha geniş bir coğrafyada konuşuluyordu; Bayonne’dan Lleida’ya uzanıyordu. Kuzey Aragon ve Katalonya’da bugün hala Bask kökenli yer adları görmek mümkün. Mezarlarda ve sunaklarda bulunan yüzlerce isim, Baskçanın kadim geçmişi hakkında bilgi veriyor.
‘Kendimi Euskara ile korunmuş hissediyorum’
Janire Egaña Zelaia’ya “Bu dil sizin için ne anlama geliyor?” diye sorduğumda, “Euskara benim anadilim. Benim iletişim kurma, düşünme, oynama, kendimi ifade etme ve yaşama biçimim” cevabını verdi ve şöyle devam etti:
“Euskara, atalarımızın özünü ve yaşam biçimini bana aktarıyor. Dünyaya farklı bir bakış açısıyla bakmamı sağlıyor ve aynı zamanda farklı olanlarla bağ kurmamı mümkün kılıyor. Euskara ile kendimi korunmuş hissediyorum. Benim için Euskara, halkın ta kendisidir.”
Euskara bir zamanlar yasaklanmış, “tehlike altında” veya “ölmekte olan” bir dil olarak kabul ediliyordu. Peki o dönemde bir Basklı için anadilinde konuşmak ve yazmak ne anlama geliyordu?
Janire Egaña Zelaia’nın aktardığına göre, Baskça, Franco rejimi öncesi kısa bir süre için baskın ve görünür hale gelmişti. 1936-1937 yıllarında Bask hükümetinin resmi bülteni hem Baskça hem İspanyolca yayımlandı, Bilbao’da tamamen Baskça yayınlanan Eguna gazetesi çıkarıldı ve Tıp Fakültesi’nde teknik Baskça dersleri verilmeye başlandı. Kısacası Baskça, eğitim, idari yönetim ve medyada güç kazanıyordu.
Ancak bu kazanımlar, Franco’nun emriyle kısa sürede silindi.
Haziran 1937’de Franco yanlısı askerlerin Bilbao’yu ele geçirmesiyle Güney Bask topraklarındaki tüm ilerlemeler yok edildi. 1939’da yürürlüğe giren “Siyasi Sorumluluklar Yasası” ile önceki tüm kararlar geçersiz sayıldı ve Bask Ülkesi’nde (Özerk bölge) tutuklamalar, infazlar, sürgünler ve baskılar başladı.
Franco, Baskçayı İspanya’nın birliğine tehdit olarak gördü. Baskça eğitimin dışlanmasıyla birlikte öğrencilere yalnızca tek bir resmi dil (İspanyolca) dayatıldı. Baskça konuşmak kesinlikle yasaktı. Hatta Baskça konuşmak ağır fiziksel ve psikolojik cezalarla karşılık buluyordu. Bu durum Bask halkını baskıladı ve hatta bazıları otosansür yoluyla Baskçayı günlük yaşamlarından tamamen çıkardı.
Euskara’yı evlerden sokaklara taşımak
Kırılma noktası… Bir dilin “ölümü” ilan edilmişken, Bask toplumu bunu nasıl tersine çevirdi? Bir zamanlar sadece evlerde fısıltıyla konuşulan Baskça, okullara ve sokaklara nasıl taşındı?
Janire Egaña Zelaia’ya sordum: “Ikastola deneyimini de konuşmak isterim. Sadece yaşlıların konuştuğu yerel bir lehçeden, basın ve edebiyat için modern bir dile (Euskara Batua-Standart Baskça) geçiş nasıl gerçekleşti?”
Egaña, cevabında, Bask halkının dilini yaşatma mücadelesinin çok uzun soluklu olduğunu anlattı:
“Basklı olmak her zaman kimliğin güçlü bir parçası olmuştur. Euskara’yı güçlendirmek için önce gizli, daha sonra açıkça çeşitli çabalar gösterildi. Bu çabalar milliyetçi ve solcu karakterlere sahipti; dilin canlandırılmasına büyük katkı sağladılar.”
Egaña, bu çabaların sembol isimlerinden birini, Elbira Zipitria’yı anlattı.

(Elbira Zipitria ikastolada çocuklarla oynarken)
“1944 yılında Elbira Zipitria isimli bir kadın öğretmen, bir grup veli ile birlikte evinde gizli bir ikastola (okul) açtı. Diğer öğretmenler de kendi evlerinde Baskça eğitim vermeye başladılar. Bu küçük adımlar 1950’de resmi ikastolaların kurulmasına yol açtı. Bu okullar, çoğu zaman çok az kaynakla, veliler ve öğretmenlerin emeğiyle inşa edildi. Tamamen Baskça eğitim veren çocuk okullarıydı. Yönetimden hiçbir destek yoktu, aksine her taraftan engeller vardı. Yasal tanınma ancak 1970’te geldi.”
‘Özgürlük lehine şarkılar besteleyenler…’
Bu okullar, Bask halkının direnişi ve aktif katılımıyla yaşatıldı. Sansüre rağmen kültür ve kimlik savunucuları örgütlenmeye başladı. Egaña’ya göre özellikle bir alan vardı ve bu alan yıllar içinde muazzam bir önem kazandı: Şarkı
“Ez dok Amairu (Bask kültüründe bir müzik hareketi) gibi oluşumlar, anadillerini kullanarak Euskara’ya büyük bir ivme kazandırdı. Mikel Laboa, Xabier Lete, Lourdes Iriondo gibi sanatçılar dahil… Onlar, özgürlük lehine özgün şarkılar besteleyen şarkıcı-yazarlardı.”

(Ikastola)
Egaña, Bask dilinin yeniden canlanmasında okuryazarlık girişimlerinin de kilit rol oynadığını belirterek, şunları anlattı:
“İlk okuryazarlık grupları 1966’da Euskaltzaindia’nın (Bask Dili Akademisi) himayesinde kuruldu. Euskaltzaindia, Standart Baskçanın (Euskara Batua) geliştirilmesine yardımcı oldu. Ancak okuryazarlık ve dilin canlandırılması esas olarak bu grupların kendi çabalarıyla gerçekleştirildi. Yani Baskça konuşanlara dillerinde okuma yazma öğretmenin yanı sıra, dili bilmeyen birçok Basklıya da Euskara öğrettiler.
AEK isimli okuryazarlık ve Bask dili organizasyonu, ilk akşam okullarını kurarak hayati bir rol oynadı. İlk aşamalarda çok az kaynakları vardı, kendi kendilerini finanse ediyorlardı. Organizasyon, Euskara’nın kritik sosyolinguistik durumuna yanıt vermek, dilin gerileyişini durdurmak ve onu Bask Ülkesi için yeniden yaşayan bir iletişim dili haline getirmek amacıyla kuruldu. Bugün bile bu organizasyon sayesinde birçok yetişkin, hem yazıda hem de konuşmada dil alışkanlıklarını İspanyolca’dan Euskara’ya çevirebiliyor.”
Egaña, Baskçanın güçlendiği birçok alan olduğunu belirterek, “Edebiyat, yayıncılık, bertsolaritza (doğaçlama sözlü şiir sanatı) ve son yıllarda üniversitelerde, internette kullanım alanları genişledi. Euskara birçok cephede teşvik edildi” dedi.
‘Dil, anneler aracılığıyla nesiller boyu aktarıldı’
Bask halkı, anadillerini koruma mücadeleleriyle dünyaya neyi gösterdi? Bask deneyimi dünyadaki diğer ‘baskı altındaki’ veya ‘unutulmaya yüz tutmuş’ diller için ilham verebilir mi?
Bu soruların cevabını da Janire Egaña Zelaia’ya sordum.
Egaña, şöyle dedi:
“Genel olarak Bask halkının karakterinin tüm bunları mümkün kılmada muazzam bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Birçok kuruluş, dernek ve grup süreci ileriye taşıdı. Ancak kadınlar, Euskara’nın güçlendirilmesinde özellikle önemli bir rol oynadı. Dil, anneler aracılığıyla nesiller boyu aktarıldı. Bask kadınları güçlü bir karaktere sahipti. Her zaman görünür olmasa da, halkımız anaerkil bir karaktere sahiptir.”
21 Şubat Anadili Günü’nde Baskça
Bugüne dair konuştuğumuzda ise Egaña şöyle anlatıyor 21 Şubat mesajını:
“Dil, bir vitrinde kalacak bir şey değil; yaşam için gerekli. Bir dil baskı görmüş olsa bile güçlendirilebilir ve geri kazanılabilir, ancak bu birçok cephede çalışma ve kararlılık gerektirir. Herkesin çabasının gerekli olduğu açıktır. Ve şunu vurgulamak istiyorum: Anadili olmadığı halde Baskça öğrenen her birey çok önemlidir. Onlar olmasaydı bugün sahip olduğumuz Bask topluluğunu oluşturamazdık.
Kadınlar kilit bir faktördür. Bir sebeple buna babanın dili değil, ANA dili denir; babalar da aktarsa bile. Gerçekten de, ana rahmine düştüğümüz andan itibaren o iletişim ve yaşam biçimini özümsüyoruz.”
Bask ve Kürt müzisyenlerin belgeseli
Egaña, “Mugarik Gabe (Bê Sînor)- Bir müzik, direniş ve dayanışma yolculuğu” belgeselinin başrol oyuncularından biri.

Belgesel, Bask Ülkesi ve Kürdistan’dan gelen müzisyenlerin, coğrafi olarak uzak olsalar da ortak direniş, mücadele ve kültürel varoluş tarihleriyle nasıl birbirine bağlandığını inceliyor. Film, müzikal karşılaşmalar ve ortak yaratım süreçleri aracılığıyla, sanatın ve müziğin fiziksel ve politik sınırları aşabilen evrensel bir dile nasıl dönüştüğünü gösteriyor.
Kendisiyle birlikte belgeselde Diyarbakırlı müzisyen Onur Kepenek ve Ingot (Itziar Ituño, Roberto Awanari, Juan Pedro Salvador, Joseba Serna, Roberto Figuero), Ines Osinaga, Jon Maia, Yado Uzun, Mizgin Tahir, Chris O’Shea, Azibar, Terreros Ulibarri, David ‘Billy’ Espinaco ve Issa Issa gibi sanatçılar da yer alıyor
*Değerli desteğini sunan gazeteci Orsola Casagrande’ye teşekkürler ederim.




