Zeytinburnu sahilinde cansız bedenlerine ulaşılan anne ve kızın ölümü, kamuoyunda “intihar” olarak yankılansa da, dosyanın geçmişi sistematik bir şiddeti, yargısal bir tıkanıklığı ve kamu kurumlarının kolektif ihmalini işaret ediyor. Çocuk yaşta istismar edildiği Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler isimli erkekle evlendirilen Fatmanur Çelik, 8 yaşındaki kızı Hifa İkra’nın da aynı fail tarafından istismara maruz bırakılması üzerine iki yıldır hukuk mücadelesi veriyordu.
“Ölürsem intihar demeyin” diyen Fatmanur’un davasını ve son süreçte yaşananları, dosyanın avukatlarından Buse Naz Güneş ile konuştuk.
‘Nasıl oldu da sanık bir gün dahi tutuklu kalmadı?’
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği avukatlarında Buse Naz Güneş, Fatmanur ile tanışıklıklarının üç yıla dayandığını, hukuk mücadelesinin ise iki yıldır sürdüğünü belirtti. Sürecin en başından beri bir etkin ve nitelikli bir yargılamanın yürütülmediğini vurgulayan Asi, dosyadaki yargısal engelleri şu sözlerle aktardı:
“Biz Fatma Nur’la soruşturma aşamasında tanıştık. O süreçte bir KYOK (Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı) verildiğini gördük. Fatmanur sesini duyurmaya çalışıyordu. Basına, avukatlara, derneklere ulaşmaya çalıştık. Sera Kadıgil bu olayı meclise taşıdı ama meclis tutanaklarında dahi bu adamın (Ayhan Şengüler) isminin sansürlendiği bir süreçten geçtik. Bir senelik sürüncemenin ardından dava açıldı. Ancak ne soruşturma ne kovuşturma sürecinde etkin, nitelikli bir yargılamanın yürütüldüğünü düşünmüyorum. Kovuşturma aşamasında duruşmaların kapalı yürütülmesine karar verildi. Taleplerimiz karşılık bulmadı.”
Şengüler’in neden tutuklanmadığına dair ise Güneş, “Çok daha az delilin olduğu dosyalarda bile biz çok farklı sonuçlara ulaşabilmişken, bizim açımızdan çok fazla somut delil sunulan bir dosyada nasıl oldu da sanık bir gün dahi tutuklu kalmadı? Neden bu şekilde bir yol izlendi? Hala aklım almıyor” dedi.

‘Perdelerimi kapatıp oturuyorum evde, korkuyorum’
Fatmanur’un içinde yaşadığı çevreyle de mücadele ettiğini belirten Güneş , annenin üzerindeki toplumsal baskıyı şu sözlerle detaylandırdı:
“Fatma çok baskı gördüğünü söylüyordu. Komşuları, mahallesi tarafından… Çok küçük bir mahallede yaşıyorlardı, herkes birbirini tanıyor. Eski eşi de ne yazık ki çok yakınında oturuyormuş. Kocası sebebiyle kendisine baskı yapıldığını, ona iftira attığını düşündüklerini söylüyordu. Artık bazen ‘perdelerimi kapatıp oturuyorum evde, korkuyorum’ diyordu.”
Sağlık sistemindeki ihmaller zinciri: ‘Yatak yok, yapacak bir şey yok’
Fatmanur’un mücadelesindeki ihmallerden biri de Hifa İkra’nın sağlık hizmetine erişememesi. Avukat Güneş 25 Aralık’tan itibaren başlayan süreci bir ‘ihmaller silsilesi’ olarak tanımlıyor:
“25 Aralık’tan beri bu çocuğun bir hastaneye yatışının yapılması gerektiğiyle ilgili Fatmanur ayrı, bizler ayrı taleplerde bulunuyorduk. Çocuk anoreksiya-bulimia belirtileri gösteriyordu. Sağlık tedbiri varken anne hastaneye gittiğinde doktorlar ‘yatılı tedavi görmesi gerekiyor ama yer yok, başka hastaneye götürün’ dediler. Yazılı belge bile vermediler. Anne o gün birkaç hastaneye gitti, özel hastaneler dahil kimse kabul etmedi. Sosyal hizmetlere ulaştı, 112’ye ulaştı. Her yerden ‘hastanede yer yokmuş, yapacak bir şey yok’ gibi şeyler söylendiğini iletti bize. Biz de bu aşamada bu gerçekle yüzleştik. O kadar küçük bir yaş grubuna, bu kadar ağır yatılı bir psikiyatrik hizmet sunabilecek hastane sayısı ne yazık ki çok azmış Türkiye’de.”

‘Bakanlık hata kabul etmek yerine ölen anneyi suçluyor’
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın “anne reddetti” yönündeki açıklamasına dair Avukat Güneş , sahadaki gerçekliğin çok farklı olduğunu vurguladı:
“Bir hata yaptık demek yerine ölen anneyi ve bizi suçluyorlar. Bu çocuğun sağlık tedbiri var. Çocuğun üstün yararı ilkesi var. Anne kabul etmese bile çocuğun hastaneye yatırılması gerekiyorsa yatırılırdı. Anne zaten aylardır yalvarıyor ‘bu çocuk ölüyor’ diye. Sosyal hizmetlerden ulaştığı herkesin kendisine kibirli, üstten konuştuğunu, tehditvari davrandığını söylüyordu. ‘Sözümüzü dinlemezsen olmaz, başkalarının aklıya hareket etme’ gibi şeyler söylenmiş. Bu görüşmelerin içeriğinde neler oluyor da Fatmanur sürekli ‘onurum kırılıyor, gururum kırılıyor, bunların yardımını istemiyorum’ noktasına geliyor? Zaten çok az bir maddi yardım alıyordu onu bile ‘gururum kırılıyor ben artık bunların yardımını istemiyorum’ diyerek kaymakamlığa ayrı sosyal hizmetlere ayrı dilekçeler vermişliği var.
Güneş Bakanlığın sürece dair iddiasını ise şu sözlerle değerlendirdi:
“13 Şubat’ta haberdar olmuşlar gibi bir tavır içindeler. Oysa 13 Şubat’ta ben basın yoluyla çağrıda bulundum. 13 Şubat’ta Gülben Ergen aracılığıyla özel bir hastaneye yatışı yapıldı çocuğun. Bakanlık sanki o gün öğrenmiş gibi müdahil olmaya çalıştı.”
Cenazeye yaklaşmama kararı: 6284 kapsamında tedbir
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği ve Avukatın Sesi İnisiyatifi avukatlarının ailenin cenazeye verilmemesi başvurusunun emsal bir karar olduğunu belirten Güneş, 6284 kapsamında koruyucu önleyici tedbirlerin alınabildiğini de belirtti. Bu kapsamda cenazeye yaklaşılmamasına dair üç günlük bir tedbir kararı alındığını belirtti.
İnsanların ‘ilk defa bir cenazeye yaklaşmama kararı alındığını görüyoruz’ dediğini belirten Asi, bunun mümkün olduğunu 6284’ün bu alanı açtığını da vurguladı.
‘Bu aslında bizim kararımızdan önce Fatma’nın vasiyetidir’
Toprağa verildikleri gün cenazeyi kadınların taşımak istemesinin üzerine bazı sataşmaların yaşandığını ifade eden Güneş, “Fatma ve Hifa’yla 3 senedir tanışıyorum, bir kere bile aileden birinin adını geçirdiğini duymadım bu aslında bizim kararımızdan önce Fatma’nın vasiyetidir bize” diyerek cenazede yaşananları anlattı:
“Camide ve mezarlıkta sataşmalar, arbedeler yaşandı. ‘Cenaze bizim, gidin buradan’ diyenler oldu. Oraya gelen herkesin yakın olduğunu düşünmüyorum. Aile üyesi olduğunu iddia eden biri yanıma gelip ‘bu saldıran kişiler Fatma’yı yüz yüze bile tanımıyorlar’ gibi beyanlarda bulundu. Zaten cenazeye gelenler Fatma’yı bir kez arasa Fatma kendisini bu kadar yalnız hissetmezdi. Biz çok apar topar veda edip polis eşliğinde ayrılmak zorunda kaldık.”
‘Tanıdığım en güçlü, en dirayetli, en inatçı, en gururlu insanlardan biriydi’
“Bu dosya bize şunu söylüyor: Bu ülkede bir kadına ve 7 yaşındaki bir çocuğa çok küçük bir hayatı bile sağlayamıyoruz. Çocuğun okula gitmesi, annenin işe gitmesi, parkta zaman geçirmeleri… Hayalleri buydu” diyen Güneş sözlerine Fatmanur Çelik’i anarak devam etti:
“Tanıdığım en güçlü, en dirayetli, en inatçı, en gururlu insanlardan biriydi. Maddi yardımı kolay kabul etmezdi. Çok gururluydu. Çocuğu için güçlü durmaya çalışıyordu. Kendisi için bir şey yaptığını hiç görmedim. Hep çocuğu için mücadele etti.
Ben hâlâ bunun bir intihar olduğuna inanmak istemiyorum. Çünkü onun bir davası vardı, bir derdi vardı. Bunu anlatmaya çalışıyordu bize”
5 Mayıs’ta karar duruşması var
Dava dosyasındaki kısıtlılık kararı nedeniyle raporlara erişemediklerini belirten Güneş, şunları belirtti:
“Önceliğimiz bu şüpheli ölümün aydınlatılması. Dosyaya erişimimiz kısıtlı. Kısıtlılık kararı var. Raporları göremiyoruz. Tanık beyanları çelişkili. Olayın oluş şekli çelişkili. Ben şu aşamada intihar olduğuna inanmıyorum. Diyelim ki tüm somut deliller bunun intihar olduğunu gösterdi. Bu yine de bir kadın cinayetidir. Çünkü sistematik ihmallerle bu noktaya gelindi. 5 Mayıs’ta karar duruşması var. Temennim adalet duygusunu hissettirecek bir karar çıkması. Kamuoyundan destek talep ediyoruz. En kalabalık şekilde orada olmak istiyoruz.”




