Eski Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Prof. Dr. Hüseyin Çelik, İlke TV’de yayımlanan Konuşma Zamanı programında Dilek Odabaş’ın sorularını yanıtladı. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını değerlendiren Çelik, savaşın temel hedefinin “Orta Doğu’da İsrail’i her tarafa hakim kılmak” olduğunu söyledi.
Çelik, “Yapılan bütün operasyonlar, bütün Körfez savaşları, birinci ve ikinci Körfez savaşları, daha sonra şimdi Amerika’nın ve İsrail’in İran’a, Lübnan’a, Yemen’e saldırmaları ve en son bu 13 gündür devam eden bu savaşın hepsinin bir tek amacı vardır. Orta Doğu’da İsrail’i her tarafa hakim kılmaktır. İsrail adına bir mıntıka temizliği yapmaktır” dedi.
‘Bu savaş son derece kirli bir savaş’
Irak işgalini hatırlatan Çelik, o dönemde kimyasal silah iddiasının savaş gerekçesi yapıldığını, ancak bunun doğru çıkmadığını söyledi. O süreçte tezkereye ret oyu verdiğini belirten Çelik, “Saddam son derece diktatör ve zalim bir insandı ama Irak halkı mazlumdu. O açıdan biz Amerika Birleşik Devletleri’nden değil Irak halkından yana olmalıydık” diye konuştu.
Bugünkü tablo için de benzer bir değerlendirme yapan Çelik, “Bu savaş yine son derece kirli bir savaş ve bu petrol için yapılan, İsrail’in menfaatleri için yapılan ve Trump’ın haydutluğunu ortaya koyan bir savaştır” ifadelerini kullandı.
ABD’nin uluslararası hukuku ayaklar altına aldığını savunan Çelik, “Eğer önceden savaş ilan ederek, evrensel hukuk prensiplerine göre bir yere savaş ilan etmezseniz, orada öldürdüğünüz her insandan dolayı siz bizatihi katil olursunuz. Netanyahu bir seri katildir. Gazze’de yüz bine yakın insanın katilidir. Ama Sayın Trump ayağına kadar giderek onu savaş kahramanı ilan etmiştir. Dolayısıyla bunlar suç ortağıdır” dedi.
‘Biz mazlumdan yana olacağız’
Çelik, İran yönetiminin geçmişte kendi muhaliflerine ve toplumsal itirazlara karşı baskıcı tutumunu eleştirdiğini, ancak bugün önceliğin İran halkına yönelik saldırılar olduğunu söyledi.
“Bugün bu İran’ın iç meselelerinin konuşulacağı gün değil” diyen Çelik, şöyle devam etti:
“Amerika Birleşik Devletleri İsrail’le birlikte İran’daki halkın tepesine bombalar yağdırıyor. 168 masum kız çocuğunu okulda eğitim esnasında katledebiliyor ve istediği gibi bölgede at oynatıyor. Burada prensip son derece basittir. Kimden yana olacağız? Biz mazlumdan yana olacağız ve zalimi lanetleyeceğiz, zalime karşı çıkacağız.”
Çelik, Türkiye’de İran’a mezhep temelinde yaklaşan çevrelere de tepki gösterdi. “Bugün mezhep hesabının yapılacağı gün değil” diyen Çelik, “Biz zalime karşı, mazluma karşı durmak zorundayız. İnsanlığın gerektirdiği de budur. İslamlığın gerektirdiği de budur” ifadelerini kullandı.
‘Nükleer silahlara karşıyım ama bu çifte standart’
Programda İran’ın nükleer silah meselesine de değinen Çelik, nükleer silahların tümden ortadan kalkmasını istediğini söyledi. Ancak mevcut uluslararası düzende İran’a yönelik çifte standart uygulandığını savundu.
Çelik, “Ben bütün dünyada nükleer silah olmasın diyenlerdenim. Keşke dünyanın hiçbir ülkesinde nükleer silah olmasa. Ama İsrail’in elinde nükleer silahı olması problem teşkil etmiyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde nükleer silahı, Çin’in de var, Kuzey Kore’nin de var, Rusya’nın da var, Hindistan’ın da var, Pakistan’ın da var. Ama İran’ın olmasın isteniyor” dedi.
Bu çerçevede, “Eğer bugün orada güçlü olduğu için ‘ben haklıyım’ diye insanların başını ezenlerin elinde nükleer silah varsa, onların başını ezdiği mazlum insanların da mutlaka nükleer silahı olmalıdır” ifadelerini kullandı.
‘Hükümetin dengeli politikasını takdir ediyorum’
Türkiye’nin izlemesi gereken dış politikaya ilişkin de konuşan Çelik, hükümetin şu ana kadar fiilen savaşın dışında kalmaya dönük yaklaşımını doğru bulduğunu söyledi.
“Ben şu anda hükümetin dengeli politikasını, diplomasiyi ön plana çıkaran tutumunu doğrusunu isterseniz tasvip ediyorum, bunu takdir ediyorum. Buna devam etmek gerekiyor. Türkiye’nin fiili olarak bu ateşin içinde olmaması gerekiyor” dedi.
İran’la uzun sınır ve ticaret ilişkisine dikkat çeken Çelik, savaşın Türkiye’yi özellikle ekonomik açıdan ağır etkileyeceğini belirtti. Çelik, “Petrol fiyatları varil başına ham petrolde 100 doları aştı. Eğer bu savaş 4-5 hafta daha devam edecekse korkarım ki bu 120 dolarların bile üzerine çıkar. Petrolün yüzde 100 artması demek dünyadaki her şeyin altüst olması demektir” diye konuştu.
Bu durumun enflasyon, faiz, taşımacılık, gübre ve gıda fiyatlarına doğrudan yansıyacağını vurgulayan Çelik, “İran’dan sonra, İran fiilen savaşın içindedir. Biz savaşın içinde olmadığımız halde ekonomik olarak en çok etkilenebilecek ülkelerden birisiyiz. Onun için çok dikkatli ve teenniyle hareket eden bir politika yürütmek lazım” dedi.
‘Kürtler kimsenin lejyoneri olmamalı’
İran’daki Kürt partilerinin son açıklamalarını da değerlendiren Çelik, bu çevrelerden “aklı başında, ayakları yere basan” mesajlar geldiğini söyledi.
Çelik, “Kimse Kürtleri kendi paralı, silahlı askeri olarak görmesin. ‘Biz kimsenin lejyoneri değiliz, biz kimsenin maşası değiliz’ anlamına gelebilecek açıklamalar yapıldı ki doğru olan budur” dedi.
İran’daki Kürtlerin kendi dil, kültür ve statü talepleri için demokratik mücadele yürütmesini “anlaşılabilir, kabul edilebilir, hatta saygı duyulur” bulduğunu belirten Çelik, buna karşın dış müdahalenin ortasında İsrail ve ABD lehine bir tutum alınmasının yanlış olacağını söyledi.
‘Kürtlerin kazanımını Türkiye’nin kaybı gibi görmek yanlış’
Türkiye’nin dışarıdaki Kürtlerin her türlü kazanımını tehdit olarak görmesini de eleştiren Çelik, “Kürt meselesi söz konusu olduğu zaman dışarıdaki Kürtlerin her türlü kazanımını sanki Türkiye’nin kaybı olarak değerlendiren maalesef çok yanlış bir tutum var” dedi.
Bu yaklaşımın değişmesi gerektiğini vurgulayan Çelik, “Dünyanın neresinde olursa olsun, Kürtlerin bir statü elde etmesine karşı, onların kazanımını Türkiye’nin kaybı olarak değerlendiren bu hastalıklı yaklaşımdan herkesin vazgeçmesi gerekiyor” diye konuştu.
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi örneğini veren Çelik, “Biz Irak’a yaptığımız ihracatın yüzde 70’ten fazlasını Kuzey Irak üzerinden yapıyoruz. Bize ne zararı oldu oranın?” dedi.
‘Artık konuşma zamanı değil, yapma zamanı’
Türkiye’de yürüyen süreç ve Meclis komisyonuna ilişkin de konuşan Çelik, artık sözden çok icraat gerektiğini söyledi.
“Bence artık konuşma zamanı değil. Bence yapma zamanı. İcra etme zamanı. Yerine getirme zamanı” diyen Çelik, Kürt meselesine dair söylenmedik söz kalmadığını ancak somut adım atılmadığını savundu.
Komisyon raporuna da değinen Çelik, “Adını daha adını koyamadığınız bir problemi çözemezsiniz” dedi. Kürt meselesinin adının açıkça konulması gerektiğini belirten Çelik, temel hak ve özgürlüklere ilişkin reformların herhangi bir şarta bağlanmasını eleştirdi.
Çelik, “Bal bal demekle ağız tatlanmaz. Akşama kadar kardeşlik şarkıları söylersek ama bunun gereğini yerine getirmezsek, kardeşlik hukukunun gereğini yerine getirmezsek bunun pratikte bir faydası olmaz” ifadelerini kullandı.
‘İç cephe değil, iç bünyeyi sağlamlaştıralım’
İktidarın “iç cephe” söylemini de eleştiren Çelik, bu kavram yerine toplumsal bütünleşmeyi güçlendiren bir yaklaşım önerdi.
“Ben cephe demiyorum, cephe kelimesini son derece tehlikeli buluyorum. Cephe bir savaş terimidir” diyen Çelik, şöyle devam etti:
“Şunu dememiz lazım: İç bünyeyi sağlamlaştıralım. Alevileri memnun vatandaşlar haline getireceğiz. Kürtleri memnun vatandaşlar haline getireceğiz. Gayrimüslimleri memnun vatandaşlar haline getireceğiz. Kemalistleri memnun vatandaşlar haline getireceğiz.”
Çelik, gerçek toplumsal huzurun farklı kesimlerin eşit yurttaşlık temelinde kendini güvende hissetmesiyle mümkün olacağını savundu.




