ÇEVİRİ | Savaşın tırmanma basamakları

İran-ABD ilişkileri, Orta Doğu siyaseti ve özellikle İran dış politikası üzerine çalışan tanınmış bir siyaset bilimci, araştırmacı, yazar ve aynı zamanda Quincy Enstitüsü Başkan Yardımcısı olan Trita Parsi, New Left Review’a verdiği mülakatta Orta Doğu’da tırmanan gerilimi ve olası bir ateşkesin önündeki yapısal engelleri değerlendirdi. Parsi’ye göre İsrail statükonun bozulmasından memnunken, Trump “zafer ilan edebileceği” bir çıkış stratejisi peşinde. Ancak İran, ekonomik güvenceler almadan masaya oturmaya niyetli değil.

ÇEVİRİ | Savaşın tırmanma basamakları
  • Yayınlanma: 13 Mart 2026 17:05
  • Güncellenme: 13 Mart 2026 17:07

Dış politika uzmanı Trita Parsi, New Left Review’a verdiği mülakatta Orta Doğu’da tırmanan gerilimi ve olası bir ateşkesin önündeki yapısal engelleri değerlendirdi. Parsi’ye göre İsrail statükonun bozulmasından memnunken, Trump “zafer ilan edebileceği” bir çıkış stratejisi peşinde. Ancak İran, ekonomik güvenceler almadan masaya oturmaya niyetli değil.

İran-ABD ilişkileri, Orta Doğu siyaseti ve özellikle İran dış politikası üzerine çalışan tanınmış bir siyaset bilimci, araştırmacı, yazar ve aynı zamanda Quincy Enstitüsü Başkan Yardımcısı olan Trita Parsi, bölgedeki son gelişmeleri askeri ve diplomatik bir “tırmanma merdiveni” üzerinden analiz etti. Parsi, Washington ve Tel Aviv’in mevcut savaştan bir “çıkış rampası” arayıp aramadığına dair kritik soruları yanıtlarken, tarafların “acı eşiği” arasındaki farka dikkat çekti.

  • Son günlerde Washington’un, belki Tel Aviv’in de İran’a karşı bu savaştan çıkış yolu aradığına dair haberler var. Böyle bir çıkış neye benzeyebilir? Sizce bu ihtimal ne kadar gerçekçi?

İsrail’in gerçekten bir çıkış aradığından emin değilim. Ama Trump’ın aradığı açık. Yine de Trump, savaşın sonunda kendisini “zafer kazandığını” ilan edebileceği bir noktaya yerleştirecek bir çıkış istiyor.

Yemen örneğinde geri çekilmesi nispeten kolaydı. Çünkü başından beri Husiler tarafından masaya konmuş bir teklif vardı ve Trump bunu yedi hafta sonra kabul etti. İran söz konusu olduğunda durum farklı.

Bu savaşın nasıl biteceği konusunda İran’ın da söz hakkı var ve karşılığında bir şey almadan savaşı bitirmeyi kabul etmeleri pek mümkün görünmüyor. Aksi halde Amerikalıların birkaç ay sonra yeniden gelip ülkeyi bombalamayacağından emin değiller.

Geçen haziran ayında kabul ettikleri ateşkesten çıkardıkları sonuç tam olarak bu. İranlılara göre ABD, yeniden aynı şeyi yapma cazibesine kapılmayacak kadar ciddi bir bedel ödemedikçe gerçek bir ateşkes mümkün değil.

Ama mesele sadece bedel ödetmek değil. İran aynı zamanda savaş sonrası döneme dair somut bir kazanım elde etmek istiyor. Çünkü aksi takdirde savaşın ardından İran yalnızca zayıflamış olmayacak, sürekli zayıflayan bir ülkeye dönüşecek.

Tek taraflı bir ateşkes durumunda yaptırımların kalkması söz konusu olmayacak. Ülkenin önemli bir kısmı harap olmuş durumda. Yeniden inşa etmek için kaynak bulamayacaklar, petrol ihracatı yapamayacaklar.

Böyle bir tabloda İran çok daha kötü bir noktaya savrulur.
Bu nedenle İran’ın, mümkünse, savaşın kendisine de bir kazanım sağlayacak bir anlaşma ortaya çıkana kadar çatışmayı uzatmaya çalışması şaşırtıcı olmaz.

  • Böyle bir anlaşma nasıl mümkün olabilir? İsrail’in yeniden saldırmayacağına dair güvenilir bir taahhüt vermesi pek mümkün görünmüyor.

İsrail’in böyle bir anlaşmanın parçası olacağını sanmıyorum; hatta muhtemelen sabote etmeye çalışacaktır.

İran’ın isteyebileceği şeylerden biri, ABD ile karşılıklı bir saldırmazlık anlaşması imzalamak olabilir. Elbette bunun kağıt üzerinde kalma ihtimali yüksek, ama yine de böyle bir belge siyasi açıdan önemli olabilir.

Buna ek olarak, açık ya da örtük şekilde Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin İran’a yönelik Amerikan yaptırımlarından muaf tutulması gibi bir düzenleme de gündeme gelebilir. Tabii bu ülkelerin İran’a yatırım yapıp yapmayacağı ayrı bir mesele, bugün İran’a karşı ciddi bir öfke içindeler.

Yine de İran açısından mesele şu. Eğer savaşın ardından ülke sürekli zayıflayan bir pozisyona düşerse, bu durum gelecekte yeniden bombalanma ihtimalini artırır. Zaten saldırının mümkün olmasını sağlayan şey de İran’ın zayıfladığına dair algıydı.

Dolayısıyla İran çok ağır darbe alıyor olsa bile savaşı sürdürme konusunda güçlü teşviklere sahip. İran’ın yapabileceği şeyler var.

İsrail’e sonsuza kadar füze atamayabilirler ama günde bir füze atabilecek kapasiteye sahipler. Bu bile ABD’yi yeniden savaşın içine çekebilir ki bu Trump için son derece maliyetli olur.

Trump savaşa yeniden girmemeyi de tercih edebilir. Böyle bir durumda ise İsrail ile ABD arasında ciddi bir gerilim doğar.

Ayrıca İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilere kısa menzilli füzelerle saldırabilecek kapasitesi olduğu da açık. Bu tür saldırılar küresel ekonomi üzerinde ciddi maliyet yaratır.

Bunu durdurmak için ABD’nin müdahale etmesi ya da uluslararası bir koalisyon kurulması gerekir.
Kısacası İran, en azından bir süre daha savaşı uzatabilecek araçlara sahip. Ve bunu muhtemel bir ateşkeste pazarlık gücü olarak kullanacaktır.

  • Yalnızca hava gücüyle bir devleti yenmek tarih boyunca mümkün olmadı. ABD kara birlikleri göndermeye yanaşmazsa elinde hangi askeri seçenekler kalıyor?

ABD İran’ı içeriden istikrarsızlaştırma girişimlerine devam edebilir.

Milisleri desteklemek, etnik grupları ya da ayrılıkçı hareketleri teşvik etmek, iç huzursuzluk yaratmak… ABD’nin geçmişte yaptığı, İsrail’in ise daha da yoğun biçimde kullandığı yöntemler bunlar.

Bu tür hamleler düşük yoğunluklu olur ama İran açısından ciddi sorunlar yaratabilir.

Şu da açık, tarafların birbirine zarar verme kapasitesi hiç de az değil. Sorun şu ki ABD, askeri baskıyı dramatik biçimde artırarak İran’ı ezebileceğini ve teslim olmaya zorlayabileceğini düşündü. Bunun devasa bir yanlış hesap olduğu ortaya çıktı.

Aslında bunun yanlış olduğu baştan belliydi. Çünkü dayandığı varsayım gerçekçi değildi. Ama Trump, Venezuela’daki deneyiminin de etkisiyle, İsraillilerin telkiniyle İran’ı teslim olmaya zorlayabileceğine inandırıldı.

ABD’nin politikasında yalnızca aşağılanma korkusu değil, stratejik çıkarların zarar görmesi endişesi de etkili mi? Örneğin Asya’daki müttefiklere ABD’nin onları koruyamayacağı mesajının verilmesi gibi.

“Koşulsuz teslimiyet” hiçbir zaman gerçek bir seçenek değildi. İran’daki siyasi sistem teslim olabilecek bir yapı değil.
Teslimiyet rejimin ölüm fermanı olur.

Zaten sınırlı olan toplumsal desteklerini tamamen kaybederler. O destek onların hayatta kalmasını sağlayan tek şey ve bu taban teslimiyeti kesinlikle kabul etmez.

ABD’de bazıları Humeyni’nin 1988’de “zehir kadehini içmesi” örneğini hatırlatıyor. Ama o durumla bugünkü savaş arasında büyük fark var. İran o zaman da savaşı bitirmek istemiyordu. Fakat ağır baskı ve yıkıcı koşullar altında sonunda bir kararı kabul etti.

Ama kabul edilen şey neydi? Ateşkesti. Teslimiyet değildi.

Ateşkesi kabul ettirmek bile bu kadar zorken bugün İran’ın teslim olmasını beklemek gerçekçi değil. Amerikan tarafının temel hatalarından biri de buydu.

İran’ın savaştan teslimiyetten daha çok korktuğunu düşündüler. Oysa gerçek tam tersidir.

İranlılar savaşı atlatabileceklerine inanıyor. Savaşı kaybetseler bile sistemin ayakta kalabileceğini düşünüyorlar. Ama teslimiyetin sistemi yok edeceğine inanıyorlar.

  • Bu noktada İsrail açısından tablo nasıl görünüyor?

Genel olarak bakarsak İsrail oldukça başarılı sayılabilecek bir noktada ve bundan memnun olabilir.

İsrailliler için İran’ın dini liderinin adının Mücteba mı, Hasan mı, Ali mi olduğu pek önemli değil. Asıl önemli olan İran’ın askeri kapasitesinin dramatik biçimde zayıflatılması.

Ülke yıllarca, belki yirmi yıl geriye itilmiş durumda.

Eğer devlet yapısını daha da zayıflatabilirlerse veya rejim değişikliği gerçekleşirse buna da karşı çıkmazlar. Ama bu asıl hedef değil.

Asıl hedef bölgedeki güç dengesini değiştirmek ve bunu sağlamanın en etkili yolu, ABD’nin savaşa dahil olup İran’ı mümkün olduğunca yoğun biçimde bombalaması.

Böylece gelecekte kim lider olursa olsun İran’ın İsrail’in bölgesel üstünlüğüne meydan okuyacak kapasitesi kalmaz.

İsraillilerin kendi deyimleriyle bu, komşularına karşı uyguladıkları “çimleri biçmek” stratejisinin daha seyrek bir versiyonu olur. Yani yirmi yılda bir tekrarlanan bir operasyon.

  • Bu durumda ABD’nin savaşta kalmasına ihtiyaçları mı var?

İsrail’in asıl endişesi ABD’nin savaşı çok erken bitirmesi. İsrail toplumunun acıya dayanma eşiği Amerikalılardan daha yüksek.

Ama bu dayanıklılık özellikle ABD savaşın içindeyken daha da artıyor.

ABD çekilirse İsrail toplumunun sabrı da değişir.

Ama savaş üç dört hafta daha sürerse, İran yenilmese bile çok ağır biçimde zayıflatılmış olur.

Füze kapasitesi kalsa bile artık aynı İran olmayacaktır. Bu İsrail için ideal senaryo olmayabilir ama yeterince iyi bir sonuçtur.

Geçen yaz ABD’yi savaşa sadece kırk dakika dahil edebilmişlerdi. O saldırı yalnızca tek bir hedefe yönelikti. Bugünkü Amerikan müdahalesi ise bambaşka bir düzeyde.
Ayrıca artık ABD ile İran arasında diplomatik bir yakınlaşma ihtimali de en azından on yıl boyunca ortadan kalkmış görünüyor.

Bu, İsrail’in uzun süredir engellemeye çalıştığı bir senaryoydu.

  • Peki en muhtemel sonuç ne?

Bunu söylemek zor. En olası senaryo savaşın iki üç hafta daha tırmanarak sürmesi. Sonrasında belirleyici olacak şey şu. Önce kimin acı eşiği aşılacak?
İran’ın askeri kapasitesi öyle zayıflar ki savaşı mevcut yoğunlukta sürdüremez.

Bu durumda hoşlarına gitmese bile ateşkesi kabul edebilirler.
Ya da küresel ekonomi, özellikle petrol piyasaları, ciddi bir sarsıntı geçirir, enflasyon patlar ve Trump’ın kendi tabanından büyük bir siyasi tepki doğar.

İkinci ihtimal önce gerçekleşirse Trump geri adım atmak zorunda kalabilir. Zafer ilan eder, İran’a bazı tavizler verir ve savaşı bitirir.
Şu an kimin önce pes edeceğini bilmiyoruz.

İranlılar bunun kendileri olmayacağından emin. Trump ise o kadar emin görünmüyor.
Petrol fiyatları yükselince söyleminin nasıl değiştiğini gördük. Dün “bombalanacak pek bir şey kalmadı” diyerek piyasaları sakinleştirmeye çalıştı.

Önceki mesajı İran’a yönelikti: “Benden daha deli olamazsınız. Zaman sizin tarafınızda değil.”

Ama bu söylem piyasaları paniğe sürükledi. Şimdi ise ton değişti: “Kazanıyoruz, yakında bitecek.”

Stratejide büyük bir değişiklik yok, bombardıman devam ediyor. Ama Trump artık iç kamuoyunda ve piyasalarda oluşabilecek tepkiyi sınırlayacak bir dil kullanıyor.

Bu da aslında İran yenilmeden önce piyasaların çökeceğinden endişe ettiğini gösteriyor.

  • Çatışma sürerse Körfez monarşileri bundan nasıl etkilenir?

Onlar için bu tam anlamıyla bir felaket olur. Bu ülkelerin ekonomik başarısı, bölgede istikrarsızlığın kendilerine sıçramayacağı varsayımına dayanıyor. Oysa İran’dan gelebilecek saldırılar bu varsayımı temelden sarsıyor.

İsrail dün Tahran’daki bankaları bombalamaya başladı. İran bunu devlet yapısını çökertmeye yönelik bir hamle olarak görüyor.

İran henüz Körfez ülkelerindeki bankaları hedef almadı. Ama bunu yapmayacağı anlamına gelmiyor.
Tırmanma merdiveninde hala birçok basamak var.

Savaşın ilk aşamasında İran beklediğimden çok daha hızlı tırmandı. Trump yönetiminin beklediğinden de hızlı. Ama daha sonra hız kesildi.
İran Körfez ülkeleriyle ilişkilerini tamamen koparacak bir adımı fazla hızlı atmak istemiyor.

Önce bu ülkelerin Trump üzerinde ne kadar baskı kurabileceğini görmek istiyorlar.

Hürmüz Boğazı’nın kapatılması meselesi de aslında şimdilik fiilî bir kapanma. İran henüz gemileri batırmıyor, hatta ateş bile açmış değil.
Ama bunu yaparlarsa tablo tamamen değişir.

Şimdiden tehditler yüzünden deniz trafiğinin büyük kısmı durmuş durumda. Gerçek saldırılar başlarsa ne olacağını düşünmek zor değil.

  • İran hala elinde kullanmadığı tırmanma seçenekleri olduğunu özellikle gösteriyor. Boğaz zaten büyük ölçüde kapanmışsa, İran mayın döşerse kendi petrol ihracatı da durmaz mı?

Bugün bunu yirmi yıl önceki gibi mayınlarla yapmaları gerekmiyor. Husilerin yaptığı gibi davranabilirler: Gemilere roket atmak.

Gemiyi vurmak zorunda bile değiller. Denize ateş etmek bile yeterli. Hiçbir gemi kendisine ateş açılma ihtimali varken o rotadan geçmek istemez.

  • Şu anda bir müzakere trafiği var mı?

Gerilimi düşürmeye yönelik bazı diplomatik temaslar var. Ama bunlar ABD ile İran arasında değil.

Bölgedeki devletlerle İran arasında yürütülüyor.

İran’ın şu aşamada ateşkesi konuştuğunu sanmıyorum. Ayrıca ABD’den gelen bazı temas girişimlerini de reddettikleri anlaşılıyor.