Sanatçı Nurcan Değirmenci, usta müzisyen Şivan Perwer’in kült eserlerinden “Way Li Min’i” yeniden yorumlayarak müzikseverlerle buluşturdu.
Cahit Çeçen yönetmenliğinde çekilen klip, Kürt kültür ve sanat tarihinin mihenk taşlarını selamlayan görsel bir hafıza yolculuğu sunuyor.
Söz ve müziği Şivan Perwer’e ait olan eserin bu yeni yorumunda Değirmenci’ye, Serhat Kural, Zelal Gökçe ve Merak Tekçi de sesleriyle eşlik ediyor.
Diyarbakır’dan Siverek’e, Kamışlo’dan Hemedan’a kadar uzanan bir coğrafyanın kültürel duraklarını birleştiren çalışma; Ayşe Şan, Aram Tigran ve Ciwan Haco gibi isimlerle yasaklı bir dilin özgür şarkılarının yankılandığını vurguluyor.
Nurcan Değirmenci’nin yorumuyla yeniden hayat bulan “Way Li Min”, sanatın bir halkın kendini yeniden ifade etme biçimi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
📌Nurcan Değirmenci’den “Way Li Min”
📌Şivan Perwer’in eseri yeniden yorumlanarak dinleyicilerle buluştu pic.twitter.com/eFDUO69yEy
— İlke TV (@ilketvcomtr) May 4, 2026
Çalışma, sadece bir şarkı olmanın ötesinde, yazar Bircan Değirmenci’nin kaleme aldığı ve Kürt entelektüel mirasına atıfta bulunan metinle hayat bulan bir “hatırlama” projesi niteliği taşıyor. Şarkı için hazırlanan klipte; El Cezerî’den Mesture Erdalan’a, Leyla Kasım’dan Apê Musa’ya, Yılmaz Güney’den Ahmet Kaya’ya kadar pek çok sembol ismin izi sürülüyor. Bircan Değirmenci’nin projeye eşlik eden metni, önyargılara karşı sanatın ve tarihin gücüyle bir yanıt niteliği taşıyor:
“‘Kürtler bilgisizdir’ diyenler…
Ah, ne ağır bir karanlık taşırlar dillerinde; bilmediklerinden değil, unutmayı seçtiklerinden sebeptir bu körlük.
Çünkü tarih, asla susmaz sadece onu duymayan kulaklar vardır. Oysa biz, hafızanın küllerinden doğan bir halkız; her harfimiz bir direniş, her ismimiz zamanın alnının şakına vurulmuş bir mühürdür.
Aldık boyalarımızı ellerimize renk değil, hatırayı, hafızayı sürdük duvarlara. Ve düştük yollara, bu kadim toprağın nabzını dinleyerek, cahil kalplere bir iz, bir ses, bir yankı bırakmak için.
Cizre’de ışık oldu yolumuza El Cezerî, bilimin ince damarlarından akarak zihnimizi aydınlattı.
Hewlêr’de bir rüzgâr esti, Mesture Erdalan’ın kelimeleriyle ferahladık, Meryemxan’ın kadife sesi dokundu içimize, Leyla Qasim’ın bakışında bir halkın direnen yüzünü selamladık. Mardin sokaklarında Apê Musa’nın kalemiyle yırttık karanlığı; gerçek, ilk kez nefes aldı taş duvarların arasında. Bir yol uzandı önümüzde.
Yılmaz Güney’in “Yol”una yoldaş olduk, Ahmet Kaya’nın hasretine omuz verip bir memleketi yüreğimizde yeniden kurduk.
Amed’de çocuklarla Şehmus Özer’in gülüşünde çoğalarak top koşturduk. Eyşe Şan, Aram Tigran, Ciwan Haco… yasaklı bir dilin özgür şarkılarıydı sesimiz. Ve Leyla Bedirxan’la döndü dünya, özgürlüğün ritmiyle dans ettik.
Siverek’te Mehmed Uzun’un sözleriyle derinleşen, bir halkın kaderini anlatan kuyuya baktık.
Bir kez daha “Way limin” dedik, Şivan Perwer’le yankılandı gökyüzü. Qamışlo’da şiir oldu akşam. Cegerxwîn’den Dengê Perîşanê ile mest olup, Mihemed Şêxo’nun ezgisi “Ay le Gulê” ile hep bir ağızdan çoğaldık.
Ve Hemedan’a düştü yolumuz. Baba Tahirê Uryan’ın çuluna oturduk sessizce, beyitler düştü kalbimize, yüzyılların içinden süzülerek.
Bu yolculukta anladık: sanatın yalnızca bir biçim değil, bir halkın kendini yeniden söylemesi ve bir hatırlama olduğunu. Sessiz duvarlar dile geldi sonra, yüzler, isimler, hikâyelerle… Ve taşın hafızası, insanın belleğine karıştı.
Sanat, hafıza ve özgürlük üç nehir gibi birleşti içimizde.
Ve en sonunda dağlara, taşlara, duvarlara, ırmaklara, gökyüzüne, kuşlara, kedilere, çocuklara sorduk:
Söyleyin şimdi kim diyordu?
‘Kürtler bilgisizdir’ diye?”




