Dersim’de 5 Ocak 2020 tarihinde kaybettirilen Gülistan Doku soruşturması gündemdeki yerini korurken, Adalet Bakanlığı bünyesinde “Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı” kuruldu. Türkiye’nin 75 kentinde 638 dosya ve 693 cinayete ilişkin inceleme başlatıldığı açıklandı. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Diyarbakır Şubesi Kadın Komisyonu üyesi Zilan Esen, kurulan daire başkanlığı ve kadın katliamlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Doğrudan Adalet Bakanlığının idari işlemiyle kurulan daire başkanlığının yasal temelinin sorunlu olduğunu belirten Zilan Esen, dairenin ya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ya da kanunla kurulması gerektiğini söyledi. Zilan Esen, “Her an bir iptal davasına konu edilebilir. Hızlı ve pratik bir yol tercih edildi ancak hukuki dayanak açısından tartışmalı bir konu” dedi. İktidarın bugüne kadar kadın katliamı dosyalarında etkin soruşturma yürütmediğini kaydeden Zilan Esen, “Adalet Bakanlığı bünyesinde böyle bir birimin kurulması, şüpheli kadın ölümlerinin sayısının ne kadar yüksek olduğunu ve Türkiye’de böylesi ciddi bir problemin varlığını açıkça gösteriyor” ifadelerini kullandı.
‘Tutarlı politika izlenmeli’
Kadın katliamı meselelerine sadece bireysel bir açıdan bakmamak gerektiğini vurgulayan Zilan Esen, şunları söyledi:
“Örneğin Gülistan Doku’nun hâlâ bulunamamış olması, sadece bireysel olarak ele alınmamalı. Keza bütün kadın cinayetlerinin ve şüpheli ölümlerin tekil bir vaka gibi görülmemesi gerekiyor. Aslında bu sistemsel bir sorun ve sistemde çok büyük eksiklikler mevcut. Bir yandan biz Gülistan Doku meselesini biliyoruz ancak Diyarbakır’da ismi duyulmayan, şu an bizim takip ettiğimiz yüzlerce, binlerce insan var. Dolayısıyla kadına yönelik şiddetle mücadeleyi sadece ceza hukuku temelinde değil; daha geniş, kapsamlı ve bütüncül ele almak gerekiyor. Bunun yanında sadece yeni yasalar üretmek, yeni birimler oluşturmak değil; bununla tutarlı politikalar geliştirmek gerekiyor. Mesela bir yandan ‘Aile Yılı’ politikası devam ederken kadınlar aile yapısının içine hapsedilirken; bir taraftan da kadına yönelik şiddetle mücadele ettiğini iddia etmek birbiriyle çelişen politikalar. Dolayısıyla kadına yönelik şiddetle mücadele çok boyutlu bir alan.”
Karşılaştırmalı hukukta bazı ülkelerin kadına yönelik katliamları sıradan bir “cinayet” vakası olarak değil, ayrı bir kategoride ele aldığını dile getiren Zilan Esen, “Örneğin yakın zamanda Romanya’da ‘kadın kırımı’ (femicide) yasaları çıkarıldı. Kadına yönelik suçlar, Türk Ceza Kanunu’ndaki gibi cinayet başlığının altında değil, ayrı bir başlık olarak ele alınıyor. Türkiye’de bu tarz bir ‘femicide’ suç tanımlaması yok. Ancak zaten asıl mesele kanunun yapısından değil, çoğunlukla pratikteki çelişkiden ve eksikliklerden doğuyor” dedi.

Faili meçhul cinayetlerin ortak özellikleri
Zilan Esen, faili meçhul cinayetlerin ortak özelliklerine dair şu ifadeleri kullandı:
“Örneğin soruşturmalar çok yavaş yürütülüyor. Yani olayın sıcağında deliller eksik toplanıyor. Kadın cinayetlerinde genelde ele alınan ilk ihtimal intihar oluyor ve soruşturma bunun üzerinden yürütülüyor. Dolayısıyla birçok nokta eksik kalmış oluyor. İlk müdahalelerde yaşanan gecikmeler, delillerin geç toplanması, titizlik ve ciddiyette eksikliğe düşülmesi gibi sorunlar her daim gündeme geliyor. Süreç zamana yayılıyor ve deliller bir noktadan sonra ulaşılamayacak hale geliyor. İlk anda gerekli ciddiyet gösterilmediği zaman deliller kaybolabiliyor ve dosya ‘delil yetersizliğinden’ kapatılıyor.”
Caydırıcılığı zayıflatan etkenler
Kadın katliamları dosyalarında soruşturmanın etkin yürütülmesinin, cezasızlık algısının aşındırılmasında önemli olduğuna dikkat çeken Zilan Esen, cezanın miktarı kadar caydırıcılığının da kritik olduğunu vurguladı:
“Eğer toplumda potansiyel failler açısından ‘etkin soruşturma yapılmayabilir’ gibi bir algı oluşmuşsa, bu durum caydırıcılığı zayıflatır. İstanbul Sözleşmesi bu konuda önemliydi. Şu an Türkiye’de 6284 Sayılı Kanun yürürlükte ancak İstanbul Sözleşmesi devlete çok daha kapsamlı sorumluluklar yüklüyordu.”
İkili politika
Bir taraftan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilirken diğer taraftan araştırma dairelerinin kurulmasını “ikili politika” olarak nitelendiren Zilan Esen, şunları belirtti:
“Mesele pratikte doğuyor. Etkin soruşturma yükümlülüğü zaten yasada ve anayasada tanımlanmış. Söylem ile uygulama arasında bir uyum sorunu var. Bugüne kadar şüpheli kadın cinayetlerine dair bir kabul de yoktu. Bir yandan güçlü bir mücadele iradesinden söz edilirken, diğer yanda kapatılmaya çalışılan binlerce dosya mevcut. Sistemsel sorunların tespitini iyi yapabilmek ve tutarlı politikalar izlemek gerekiyor.”
Yapılması gerekenler
Zilan Esen, devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini vurgulayarak çözüm önerilerini şöyle sıraladı:
“İkili politikalardan vazgeçilmeli. Sadece belli başlı dosyalar değil, tüm dosyalar baştan ele alınmalı. Yasama ve yürütme organları hak temelli, öngörülebilir bir politika izlemeli. Sivil toplum örgütlerine düşen sorumluluk ise görünürlüğü sağlamak ve hukuki mücadeleyi kararlılıkla sürdürmektir.” (MA)




