Pekin’de eşitler masası kuruldu
Yıldız Önen 18 Mayıs 2026

Pekin’de eşitler masası kuruldu

ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında 14–15 Mayıs tarihlerinde Pekin’de gerçekleşen görüşme, son yılların en dikkat çekici diplomatik buluşmalarından biri oldu.

Geçen yıla kadar ekonomik baskı ve ticaret savaşı dili kullanan Trump, bu kez Xi Jinping’e övgüler yağdırdı ve iş dünyasının ağır isimleriyle birlikte yeni bir uzlaşma zemini arıyordu.

Trump görüşme boyunca Xi Jinping’e alışılmışın dışında methiyeler dizdi. “Harika bir lidersiniz. Bunu herkese söylüyorum” dedi. Xi için “Hollywood bir Çin lideri arasa onun gibisini bulamaz” ifadelerini kullandı.

Halbuki Trump’ın siyasi kariyerinin önemli bir bölümü Çin karşıtı sert söylemler üzerine kuruluydu. 2016 seçim kampanyasında düzenlediği bir mitingde, “Çin’in ülkemize tecavüz etmesine izin vermeye devam edemeyiz” demişti. Trump’ın Çin’e yönelik sert dili seçim kampanyalarıyla sınırlı değildi. Gümrük tarifeleri savaşının zirve yaptığı dönemde Pekin’i “ABD’den yıllarca faydalanmakla” suçladı ve Çin’in artık “bedel ödemesi gerektiğini” söyledi.

Yıllarca “Çin’e bunun bedelini ödeteceğini” söyleyen bir liderin, Pekin’de “harika bir lidersiniz” demesi, diplomatik nezaketle açıklanabilecek bir değişim değil. Ancak görüşmelerin ardından ortaya çıkan tablo, bu ton değişikliğinin bir yakınlaşmaya işaret etmediğini gösteriyor.

Uluslararası basında öne çıkan değerlendirmeler, zirvenin güç dengelerinin yeniden tanımlandığı bir buluşma olduğu yönünde. Guardian görüşmeyi dikkatle kurgulanmış sembolik bir zirve olarak değerlendirirken Reuters, tarafların temel anlaşmazlıklarını koruduğunu yazdı. Bu nedenle görüşmeyi yeni bir dostluk dönemi olarak değil, kontrollü rekabet döneminin yeni bir aşaması olarak okumak daha doğru görünüyor.

Ticaret savaşı sürüyor, kurallar değişiyor

Trump Pekin’e Tesla’nın patronu Elon Musk, Apple’in CEO’su Tim Cook ve Nvidia CEO’su Jensen Huang’ın da aralarında bulunduğu 17 kişilik patronlar heyetiyle geldi. İlk bakışta görünen şuydu; ABD, teknoloji ve sermaye gücüyle Çin karşısında ağırlığını hissettirmek istiyor. Ancak görüşmeler ilerledikçe ortaya farklı bir manzara çıktı.

Ziyaretin sonunda Trump ve iş insanlarının istediği gibi büyük ticaret paketleri açıklanmadı, yüz milyarlarca dolarlık yatırım anlaşmaları duyurulmadı. Taraflar sadece iletişim kanallarını açık tutma ve ekonomik mekanizmaları sürdürme konusunda uzlaştı.

Çünkü görüşmeler artık eski dönemlerde olduğu gibi Washington’un koşulları belirlediği bir zeminde yürümüyor. Pekin artık yalnızca büyük bir üretim merkezi değil, üretimden teknolojiye ve kritik tedarik zincirlerine kadar birçok alanda belirleyici bir aktör haline gelmiş durumda. Çin bugün dünya mallarının yaklaşık üçte birini üretiyor. Nadir toprak minerallerinin yüzde 90’dan fazlasını işliyor. Elektrikli araçlar, güneş panelleri ve enerji dönüşüm teknolojilerinin küresel üretiminde yüzde 60–80 aralığında paya sahip. Son yıllarda ABD’nin çip yaptırımlarına rağmen teknoloji yatırımlarını artırarak sürdürdü.

Trump görüşmede, Nvidia’nın ileri teknoloji çiplerinin Çin’e satılmasına onay verdiğini duyurdu. Ancak Çin tarafı kendi teknoloji stratejisinden geri adım atmayacağını açıkladı. Bugün teknoloji rekabeti yalnızca çip üretimiyle sınırlı değil. Yapay zekâdan savunma sanayine kadar birçok sektör, Çin’in önemli üstünlüğe sahip olduğu kritik madenlere ve tedarik zincirlerine bağımlı durumda. Çin bu ekonomik üstünlüğünü iyi bir şekilde kullanmaya devam edeceğinin sinyallerini verdi.

İran, Hürmüz ve Tayvan masanın en zor başlıklarıydı

Görüşmenin önemli başlıklarından biri İran savaşı ve Hürmüz Boğazı oldu. Trump yönetimi Pekin’in Tahran üzerindeki ekonomik ve diplomatik etkisini kullanarak İran savaşının bitirilmesinde daha yapıcı bir rol üstlenmesini bekliyordu. Trump görüşmeler sırasında yaptığı bir konuşmada, Xi’nin savaşın bitmesi konusunda kendisi gibi düşündüğünü bile söyledi.

Bu açıklamanın tersine Xi savaşın bitirilmesi konusunda hiçbir açıklama yapmadı. Trump bu konuda eli boş dönmüş oldu. ABD iç siyasetinde kendini zor duruma düşüren İran savaşında bir ilerleme sağlayamadı.

Çin tarafı görüşmelerde Hürmüz boğazının küresel önemine dikkat çekti. Ancak taraflar Hürmüz konusunda da somut bir çözüm planı açıklamadı. Enerji akışının sürmesi ve boğazın açık kalması gerektiği konusunda ortak bir siyasi çerçevede buluştuklarını açıklamakla yetindiler.

İran dosyasında ortaya çıkan sınırlı uzlaşma modeli, Tayvan konusunda da farklı biçimde kendisini gösterdi.

Xi Jinping, görüşmeler sırasında Tayvan’ın Çin açısından kırmızı çizgi olduğunu yeniden vurguladı. Çin tarafından iki ülkenin yanlış adımlar nedeniyle sıcak çatışma riskine sürüklenebileceği uyarısı yapıldı.

Bunun sebebi Washington ile Tayvan arasında uzun yıllardır devam eden fiili güvenlik ilişkisi. ABD’nin 1979’da kabul ettiği Tayvan İlişkileri Yasası, Washington’un Tayvan’ın savunma kapasitesini desteklemesini ve adaya savunma amaçlı silah sağlamasını öngörüyor. Son dönemde bu ilişki daha görünür hale geldi. Trump yönetimi, Aralık 2025’te Tayvan için yaklaşık 11,1 milyar dolarlık büyük bir silah satış paketini onayladı. Paket uzun menzilli füze sistemlerinden insansız hava araçlarına kadar geniş bir savunma kapasitesi içeriyor. Washington ayrıca yeni bir 14 milyar dolarlık paketi de tartışıyor. Ancak Çin ile ilişkilerde oluşabilecek etkiler nedeniyle teslimat süreci konusunda temkinli davranıldığı belirtiliyor.

Trump görüşmelerde Tayvan konusunda beklenenden daha dikkatli bir çizgi izledi. Tayvan’a silah gönderilmesi vs konusunda bir açıklama yapmadı. Dönüş sonrasında Tayvan’ın bağımsızlık ilanına karşı olduğunu bile söyledi.

İran, Hürmüz ve Tayvan başlıkları, zirvenin kalıcı çözümler üretmekten çok, çatışmaların yönetilebilir sınırlar içinde tutulmasına odaklandığını gösterdi.

Çok kutuplu dünyanın yeni dengeleri

Bu görüşme iki ülke arasındaki temel sorunları ortadan kaldırmadı. Tayvan, İran, teknoloji savaşları ve enerji koridorları gibi başlıklarda temel anlaşmazlıklar yerinde duruyor. Taraflar birçok konuda farklı pozisyonlarını korumaya devam ediyor.

Ancak görüşmenin görünür kıldığı başka bir gerçek var. Dünya uzun süredir ABD’nin hâlâ en güçlü aktör olduğu, ancak güç merkezlerinin çeşitlendiği bir dönemden geçiyor. Çin’in ekonomik yükselişi, bölgesel güçlerin artan etkisi ve yeni ticaret ağlarının oluşmasıyla uluslararası sistem daha karmaşık bir görünüm kazanıyor. Uluslararası Para Fonu verilerine göre Çin satın alma gücü paritesine göre yıllardır dünyanın en büyük ekonomisi konumunda. ABD nominal büyüklükte üstünlüğünü korusa da ekonomik ağırlık daha parçalı hale geliyor. Washington hâlâ önemli askeri, finansal ve diplomatik üstünlüklere sahip olsa da artık tek başına kuralları belirleyen bir güç görüntüsü vermiyor.

Trump Pekin’e CEO’lar, sert pazarlık dili ve bir güç gösterisiyle gitti. Fakat görüşmenin sonunda akılda kalan şey büyük ticari anlaşmalar ya da diplomatik jestler olmadı. Görünen Çin’in artık Washington karşısında kendisini eşit bir güç olarak konumlandırmasıydı. Pekin artık Washington’dan onay bekleyen yükselen bir güç gibi davranmıyor. Kendisini ABD ile eşit ilişki kuran ve küresel krizlerde söz sahibi bir aktör olarak konumlandırıyor.

Ortaya çıkan tablo ne yeni bir Soğuk Savaş düzenine ne de gerçek bir uzlaşmaya işaret ediyor. Taraflar ekonomik olarak birbirlerine bağlı kalmayı sürdürürken; teknoloji, güvenlik ve jeopolitik alanlarda rekabet etmeye devam ediyor. Pekin zirvesi bu nedenle sorunları çözen bir dönüm noktasından çok, tarafların kırmızı çizgilerini yeniden tanımladığı bir eşik olarak okunabilir.

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.