Emeklilikte mecburî çalışmaya takılanlar!
Süleyman Karan 18 Mayıs 2026

Emeklilikte mecburî çalışmaya takılanlar!

İş tanımını bilmiyorum, o işi geliştirmek için ne kadar emek harcadığını da… Sosyal güvenlik sistemini, özellikle de emeklilikte yaşa takılanların (EYT) cumhurbaşkanının imzasıyla emeklilik hakkına kavuşmasını, sert biçimde eleştirmesinin ise oldukça yürekli bir çıkış olduğunu düşünüyorum! Bir yetkili değil, bir sosyal güvenlik uzmanı da değil ama olsun, bir yurttaş olarak ifade özgürlüğüne sahip biri Bilal Erdoğan. Ve demeye getiriyor ki; bu sosyal güvenlik sistemi sorunlu… Ancak, sosyal güvenlik sisteminin bugüne kadar iktidara gelmiş merkez partiler ve sonrasında da AK Parti hükûmetlerinin hem sermaye yanlısı yaklaşımlarıyla hem de seçim arifelerinde emeklilerin oyunu almak için hesapsız kitapsız seçim rüşvetleriyle berbat edildiğine değinmiyor. Yine AK Parti hükûmetlerinin bugüne kadar uyguladığı ‘orta gelir grubunu dar gelir grubuyla yoksullukta birleştir’ stratejisini de pas geçiyor. Ve yine ilgili bakanların, emeklilerin Türkiye ekonomisine yük olduğuna yönelik halk düşmanı açıklamalarını da görmezden geliyor. Yaptığı saptamada bir gerçeklik varsa, o da 40 yaşında emekli olmanın ekonomik gerçeklerle uyuşmadığı, ki bu durum sosyal güvenlik sisteminin yapısal sorunlarından sadece bir tanesi…

SAĞ POPÜLİST SİYASETİN
OLMAZSA OLMAZ SONUCU

Gerçeklik ise; bugün emeklilerin neredeyse yüzde 90’ının açlıkla ve yoksunlukla yaşam mücadelesi vermesinin tek sorumlusunun bu neoliberal ve aynı zamanda beceriksiz AK Parti hükûmetleri ve Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi (CHS) olduğu…
Türkiye’de emeklilik demek artık yoksulluk demek… ‘Türkiye’de Emekli Yoksulluğu’ araştırması, durumunun vehametini ortaya koyuyor. Friedrich Ebert Stiftung (FES) Türkiye Temsilciliği tarafından desteklenen, içeriği Verita Analitik ile Forum Enstitüsü’nün işbirliğiyle hazırlanan araştırmanın vardığı en önemli sonuç; asıl meselenin, emekli aylığının tek başına yaşamı sürdürmeye yetecek bir gelir olmaktan çıkarken, eşzamanlı olarak barınma, gıda, enerji, ulaşım ve sağlık gibi temel kalemlerin giderek daha büyük bir maliyet baskısı üretmesi… Emekli aylığı, giderek bir ‘ana gelir’ olmaktan çıkıyor, başka gelirlerle tamamlanmadığı sürece işlevsizleşiyor. Geçmişte emeklilik elde edilmiş göreli bir güvenlik anlamına gelirken, bugün tek başına yaşamı sürdürmeye yetmeyen, başka gelirlerle, aile dayanışmasıyla ya da emeklilik sonrası çalışmayla desteklenmesi gereken bir gelir kalemi.


Araştırmanın önemli bir saptaması ise, emekli yoksulluğunun, carî aylık düzeyleri üzerinden ele alınarak açıklanamayacağı… Sorun, üç sürecin kesişiminde ortaya çıkıyor. Birincisi; Türkiye artık genç nüfuslu bir ülke olmaktan çıkıp bir demografik yaşlanma evresine girmiş bulunuyor. Çalışma çağındaki her 100 kişiye 16.2 yaşlı düşüyor. Bu veri, yaşlı nüfusun artık istisnaî değil, sosyal politika mimarîsini belirleyen ana demografik eksenlerden biri haline geldiğinin göstergesi.

ASGARÎ ÜCRETİN YÜZDE 36 ÜZERİNDEYKEN
SON YILLARDA ASGARİ ÜCRETİN ALTINDA…

İkincisi; bu demografik dönüşüm, emeklilik gelirlerini koruyacak güçlü bir refah genişlemesiyle değil; tam tersine, sosyal güvenlikte parametrik daralma, emek piyasasında güvencesizleşme ve yüksek enflasyonla şekillenen bir dönemde yaşanıyor. DİSK-AR’ın 2025 raporu, 5510 sayılı Kanun sonrasında aylık bağlama oranlarının, güncelleme katsayısının ve alt sınır mekanizmalarının emekliler aleyhine yeniden düzenlendiğini; bunun sonucunda emekli aylıklarının hem asgarî ücret hem de kişi başına gelir karşısında sistematik biçimde gerilediğini gözler önüne seriyor. Rapora göre, 2003’te ortalama emekli aylığı, asgarî ücretin yüzde 36 üzerindeyken, 2025’te bu ilişki tersine dönmüş ve ortalama aylık asgari ücretin altına düşmüş. Aynı rapor, emekli aylığı ve hak sahiplerine yapılan ödemelerin GSYH’ye oranının AB-27 ortalamasında yüzde 9.8’ken, Türkiye’de yüzde 3.7’ye gerilediğini; ortalama emekli aylığının kişi başına GSYH’ye oranının ise 2002’de yüzde 46.4’ten 2025’te yüzde 29’a düştüğünü ortaya koyuyor. Bu nedenle emekli yoksullaşması, yalnızca fiyat artışları karşısında bir gelir erimesi değil, aynı zamanda emeklilerin toplumsal refahtan ve milli gelir artışından aldığı payın daralmasından kaynaklı bir olgu.

EMEKLİLERİN YÜZDE 65.7’Sİ
YA ÇALIŞIYOR YA DA İŞ ARIYOR

Üçüncüsü, emeklilik artık çalışma yaşamına karşıt anlamlı bir hayat evresi olarak değil, emek piyasasının uzantısı olarak işlemeye başlıyor. DİSK-AR’ın yaptığı hesaplamaya göre, 2002’de yüzde 36.6 olan çalışan ya da iş arayan emeklilerin oranı 2024 sonunda yüzde 65.7’ye yükselmiş; çalışan veya iş arayan emekli sayısı 7 milyon 904 bine ulaşmış. Bu veri, emeklilik sonrası çalışmanın istisnaî bir davranış değil, kitlesel bir geçim stratejisi haline geldiğini gösteriyor. Türkiye’de emeklilik giderek ‘işten çekilme’yi değil, ‘eksik kalan geliri tamamlamak için çalışmayı sürdürme’yi tarif ediyor. Emeklilik artık ücretli emeğin sona ermediği, yalnızca biçim değiştirdiği bir ara rejim!

SADECE ‘EN ALTTAKİLER’İN SORUNU DEĞİL
HEMEN HER EMEKLİYİ KAPSAYAN BİR SORUN

Gelelim emekli maaşlarına… Halen net asgarî ücret 28,075.5 TL, Ocak 2026’da en düşük emekli aylığı 20,000 TL’ye yükseltildi. Ortalama emekli aylığı ise yaklaşık 23,550 TL… Bu rakamlara göre, en düşük emekli aylığı net asgarî ücretin yaklaşık yüzde 71.2’sine, ortalama emekli aylığı ise yaklaşık yüzde 83.9’una denk geliyor. Bu tablo, emekli yoksulluğunun yalnızca ‘en alttakiler’in sorunu olmadığını; ortalama emekli gelirinin dahi ücretli çalışanların alt sınırı olan asgarî ücretin belirgin biçimde gerisine düştüğünü ortaya koyuyor. Bunun anlamı; emekli maaşının, Türkiye’de geniş bir kesim için artık bağımsız bir gelir statüsü değil, yetersizliği başka kaynaklarla kapatılmak zorunda olan eksik bir gelir biçimi olduğu!
Emeklilik, sosyal politika anlayışı içinde, ücretli emek sürecinin sonunda bireye gelir sürekliliği sağlayan, onu yaşlılık riskine karşı koruyan ve çalışma sonrası yaşamı güvence altına alan bir hak rejimi olarak tarif edilir. Bu tarif neredeyse Otto von Bismarck tarafından 1889 yılında Almanya’da kurulan sosyal güvenlik sisteminden bu yana üç aşağı beş yukarı böyledir. Oysa Türkiye’de emeklilik giderek bu işlevini yitiriyor, yaşlılıkta korunma sağlayan bir sosyal statü olmaktan çıkarak, eksik gelirlerin ek çalışma, borçlanma, hane içi dayanışma ve cgündelik idare pratikleriyle telafi edilmeye çalışıldığı kırılgan bir geçim düzenine dönüşüyor.

YAŞLILIKTA YAŞAMAK İÇİN
ÇALIŞMAYA MECBUR KALMAK

Araştırmada yapılan anketlerde, katılımcıların büyük çoğunluğu emeklilik sonrası çalışmayı isteğe bağlı bir faaliyet olarak değil, hayatlarını idame ettirebilmek için başvurdukları zorunlu bir strateji olarak değerlendirmiş. Nitekim emekli aylıklarında anlamlı bir artış olması halinde katılımcıların yüzde 76’sının çalışmayı bırakacağını belirtmesi, çalışmanın esas olarak ekonomik mecburiyetle sürdürüldüğünü açık biçimde ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 89’u, emeklilik sonrası çalışmadan temel ihtiyaçlarını karşılayamayacağını düşünüyor.
“Emekli aylığı artsa çalışmayı bırakırım” ifadesine verilen yanıtlar incelendiğinde, katılımcıların yüzde 52.9’unun kesinlikle katıldığı, yüzde 22.9’unun ise katıldığı görülüyor. Toplamda yüzde 75.8’lik bir kesim, aylık artışı durumunda çalışmayı bırakabileceğini belirtiyor. Bu bulgu, emeklilik sonrası çalışma davranışının gönüllü üretkenlikten çok gelir yetersizliği kaynaklı olduğunu gösteriyor. Aslına bakarsanız, emeklilerin çalışarak bile ancak yoksulluk sınırında bir yaşam standardı tuturması mümkün görünüyor.

EMEKLİLERİN YÜZDE 80’İNDEN FAZLASI
KENDİLERİNİ ALT GELİR GRUBUNDA GÖRÜYOR

Araştırma kapsamında oluşturulan eşdeğer gelir ve kırılganlık temelli yoksulluk endeksine göre, emeklilerin gelir düzeyi incelendiğinde, katılımcıların büyük çoğunluğunun alt ve alt-orta gelir gruplarında yoğunlaştığı görülüyor. Buna göre, emeklilerin yüzde 43.1’i alt, yüzde 38.8’i ise alt-orta gelir grubunda yer alıyor. Bu iki grup, derin yoksulluk içindekilerle birlikte değerlendirildiğinde, örneklemin yaklaşık yüzde 83.5’inin ortanın altında toplandığı dikkat çekiyor. Orta gelir grubunda yer alanların oranı yüzde 10.6 ile sınırlı kalırken, orta-üst gelir grubuna çıkanların oranı yalnızca yüzde 2.2. En üst gelir grubunda ise katılmcı yok denecek kadar az. Bu dağılım, emeklilerin büyük bir bölümünün ekonomik açıdan son derece kırılgan bir gelir düzeyinde yaşadığının da göstergesi.


Araştırmanın vardığı sonuçlardan bir diğeri ise; emeklilik sonrası çalışmanın çoğu zaman güvenceli bir ikinci kariyer değil, dağınık, geçici, düşük korumalı ve kimi zaman doğrudan kayıtdışı iş biçimleri etrafında sürüyor olması… Bulgular, işlerin büyük bölümünün mavi yaka, gündelik, esnaf, hizmet ve benzeri düşük güvence düzeyine sahip alanlarda toplandığını gösteriyor.
“Çalışmıyorum ama iş arıyorum” diyenlerin oranı yüzde 30.1… Çalışanlar içinde ise özel sektörde mavi yaka çalışanlar yüzde 24.9, gündelik/yevmiyeli çalışanlar yüzde 11.4, esnaf/girişimci olanlar yüzde 9.5 düzeyinde. Bu dağılım, emeklilik sonrası istihdamın nitelik olarak da kırılgan olduğunu işaret ediyor. Anket katılımcıları arasında, emeklilik sonrası çalışanların yalnızca yüzde 38’i SGK’lı, yüzde 62’si ise sigortasız çalışıyor. Bu durum, emeklilik sonrası çalışmanın bir yandan gelir açığını kapatmaya çalışırken, öte yandan yeni bir kayıtdışılık riski ürettiğini ortaya koyuyor. Emeklilik sonrası elde edilen iş gelirleri incelendiğinde, katılımcıların önemli bir bölümünün düşük ve orta gelir bantlarında, çoğunlukla 20,000 TL, 25,000 TL ve 30,000 TL civarında kümelendiği görülüyor.

YOKSUNLAŞMALARININ SORUMLUSUNUN
KİM OLDUĞUNU ÇOK İYİ BİLİYORLAR!

Araştırma bulguları, emeklilerin yoksullaşmayı, bireysel tasarruf eksikliği ya da kişisel başarısızlıkla açıklamadığını, aksine kamusal koruma mekanizmalarının zayıflamasıyla ilişkilendirdiğinin ipuçlarını da veriyor. Bu, emeklilerin yalnızca ekonomik bir darboğazla karşı karşıya kalmadığını, aynı zamanda devletin koruyucu kapasitesine ve yerel sosyal destek ağlarının yeterliliğine duyulan güvenin de hızla zayıfladığını gösteriyor. Bu çerçevede emekli yoksulluğu, “Devlet bize yardım etmiyor” biçiminde değil, daha çok “Devlet yükümlülüğünü yerine getirmiyor”, “Çalışılmış emek değersizleştiriliyor” şeklinde ifade ediliyor. Tabii bu yoksunlaşmanın ruh sağlığına da yansımaları çok olumsuz. Yoksulluk, geçim sıkıntısıyla eşzamanlı olarak değersizlik hissi, huzursuzluk, memnuniyetsizlik, çaresizlik, yalnızlık ve geleceğe ilişkin belirsizlik ve umutsuzluk duygularının öne çıkmasını getiriyor. Bu nedenle araştırma kapsamında ölçülen öznel refah göstergeleri, emeklilerin mevcut yaşamlarını nasıl değerlendirdiğini, gelecek kaygısına ilişkin bulgular ise bugünkü kırılganlığın yaşlılık, bakım, sağlık ve gündelik yaşamın sürdürülebilirliği açısından nasıl bir ufuk daralması yarattığını ortaya koyuyor.
Emekliler bu ruh halinde olsalar da, çoğunluğu bu hale düşmelerinin baş sorumlusunu çok iyi biliyorlar. Anket katılımcılarından birinin öfkesini aktararak bitireyim: “…Asla eziklik duymuyorum. Ama bu sisteme daha çok öfkeleniyorum. Ve bunun için de yapabileceğim bir şeyin olmaması bana çok acı veriyor”.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.