Mutlak buhran

Mutlak buhran
  • Yayınlanma: 24 Mayıs 2026 14:18

2,5 yıl önce, 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultay’a genel başkan olarak girip kendi delegelerinden yeterli desteği alamayarak başkanlığı Özgür Özel’e kaptıran Kemal Kılıçdaroğlu, 21 Mayıs 2026’da Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) kararıyla tedbirli olarak genel başkanlığa getirildi.

38. Olağan Kurultay’da, delegelerin maddi menfaat karşılığı oylarını Özel için kullandıkları iddiasına karşı Özel; aynı delege ile 6 Nisan 2025’te 21. Olağanüstü Kurultay’a giderek, tek aday olarak tekrar genel başkan seçilmişti. 28-30 Kasım 2025’te de 39. Olağan Kurultay’da yeni delege ile tekrar genel başkan seçildi. Yani 2,5 yılda üç kez genel başkan seçildi.

İddia edildiği gibi, delegelerin bir kısmının maddi menfaat karşılığı oylarını Özel için kullandıkları meselesinin ne kadarının doğru olduğunu bilmek mümkün olmamakla beraber, böyle bir şey olduysa bile bu hukukun değil olsa olsa ahlakın konusudur. Tehdit veya şantaj olmamışsa ya da taammüden aklı perdeleyen bir madde etkisi altına alınmamışsa, bir delegenin iradesinin belli maddi imkanlar karşılığı oluşması onun iradesinin ifsadı anlamına gelmez, dolayısıyla hukuku ilgilendirmez; olsa olsa ahlakı ilgilendirir. Diğer taraftan, kendi yazdığı delege maddi menfaat karşılığı rakip adayı destekliyorsa, bu da yol arkadaşını seçememek demek olup siyaseten mahkum edilmesi gereken bir durumdur; hukukun yapacağı bir şey yoktur.

Ahlaken veya siyaseten yargılanması gereken bir konu hukuken yargılanmış ve iki defa aynı delege ile, bir defa da başka delege ile olmak üzere üç kez genel başkan seçilen Özel’in elinden genel başkanlık yargı kararı ile alınmıştır. Ki Özel, onlarca yıllık hasretin ardından partisini 2024 yerel seçimlerinde birinci parti yapmıştı.

Özel’in daha sonraki genel başkanlık performansı ve partisindeki milletvekili ile belediye başkanlarına yöneltilen iddiaların doğruluğundan ya da yanlışlığından bağımsız olarak söylemek gerekirse, maruz bırakıldığı yargı kararı açıkça siyasetin yargı eliyle dizayn edilmesidir. Meselenin halk nezdinde meşruiyetinin oluşturulması için 2024 yerel seçimlerinden bu yana CHP’li başkanlara dönük yargı operasyonları, parasal ve ahlaki iddialar hemen her gün gündeme getirilmekteydi. Ayrıca CHP’den AKP’ye transferler de bu operasyonun bir parçası olarak hâlen devam ettiriliyor. Burada, CHP’li belediye başkanlarına dönük iddiaların doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışmaktan ziyade yargının sadece CHP’li başkanlara yönelip iktidar mensubu başkanların üzerine gitmiyor oluşuna odaklanmak gerek.

Gelinen noktada asliye hukuk mahkemesi, anayasal olarak seçimler konusundaki tek yetkili mahkeme olan YSK’nin yetkilerini gaspetmiş, siyaseti doğrudan dizayn eden bir güç kullanmıştır.

Kılıçdaroğlu, iddia edildiği gibi, kendi delegesi tarafından menfaat karşılığı satılmışsa eğer, bu mesele mahkeme konusu olmamakla beraber mahkemenin göreve iade kararını kabul etmemeli, iadeyi bir iade-iitibar olarak ele almalı ve partisini bitmeyen bir kaosun içine sürüklememelidir. Aksi takdirde partisinde kırılmalar ve kopmalar kaçınılmazdır. Ayrıca, kendisini seçmeyen delege, Özel tarafından olağanüstü kurultay için imza verir ve o olağanüstü kurultayda seçimi kaybederse —ki öyle olması mukadderdir— adını tarihe çok kötü olarak yazdırmış olur.

Henüz bunlar yaşanmamışken bile, iktidar yargısı tarafından kendisine bahşedilen genel başkanlığı reddetmeyerek iktidarın kayyumu muamelesi görmektedir. Adalet kaygısıyla olmadığı, sadece gelecek seçimleri şekillendirmek amacıyla yapıldığı açık olan bu operasyonu boşa çıkarmak için Kılıçdaroğlu’nun hâlen zamanı var. Kendi delegesi tarafından satılmış olmanın intikamına yönelirse şayet, kamusal olanı kişisel olana kurban etmenin tarihsel sorumluluğu evlatlarının bile yakasını bırakmaz.

Son söz olarak, bu yazı CHP’yi kurtarma yazısı değil siyaseti kurtarma yazısıdır. CHP ile hesaplaşılmalıdır elbette ama sadece sandıkta.