Kürt trans aktivist Bella Demhat: Beni normal bir uçakla Türkiye’ye göndermeyeceklermiş

İsveç’te sığınma hakkı gasp edilen Kürt trans aktivist Bella Demhat, tutulduğu geri gönderme merkezinden İlke TV’ye konuştu: “Erdoğan’ın NATO listeleri üzerinden hayatlarımızla çirkin bir politik alışveriş yapılıyor. Avukatlarım, beni Türkiye’ye normal bir uçakla değil, özel bir uçakla ve 4-5 polisle teslim edeceklerini söyledi. Beni Türkiye’de bekleyen öz abimden küfür dolu ölüm tehdidi mesajları alıyorum. BM riskin varlığını kabul ettiği halde kararı İsveç’e bıraktı. İade edilirsem ya cezaevi işkencesi ya da nefret cinayeti beni bekliyor. Lütfen sessiz kalmayın, bu süreç artık emsal bir politik mücadele.”

Kürt trans aktivist Bella Demhat: Beni normal bir uçakla Türkiye’ye göndermeyeceklermiş
  • Yayınlanma: 3 Haziran 2026 11:04
  • Güncellenme: 3 Haziran 2026 11:18

Hem trans hem de Kürt kimliği nedeniyle Türkiye’de hedef gösterildiğini, tehdit ve şiddete maruz kaldığını belirten Kürt trans aktivist Bella Demhat’ın bireysel başvuruları, İsveç makamlarınca uluslararası koruma için yeterli bulunmamıştı. Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komitesi’nin geçtiğimiz nisan ayında verdiği olumsuz kararın ardından sınır dışı edilme süreci hız kazanan Bella Demhat, 28 Mayıs akşamı polis tarafından gözaltına alındı.

Türkiye’ye iade edilmek istenen Bella Demhat, o tarihten bu yana İsveç’teki bir geri gönderme merkezinde tutuluyor. İçerideki eski bir bilgisayar üzerinden iletişim kurduğumuz Demhat, tutulduğu merkezi ve yaşadığı hak ihlallerini İlke TV’ye anlattı.

“Burası açık cezaevi gibi bir yer. Zaten eskiden bu bina cezaeviymiş. Bir suç işlemediğim için yasal olarak dışarıyla iletişimimi kesmeye hakları yoktu. Ancak merkezde sadece tuşlu telefon kullanılabiliyor. O telefon da benim kartımı kabul etmeyince, yasal iletişim hakkımı kullanabilmem için eski bozma bir bilgisayardan WhatsApp ve Instagram’ımı açmama izin verdiler. Şu an dışarıyla iletişimimi bu bilgisayar üzerinden kurabiliyorum.”

Bella Demhat’ın daha önce ikamet ettiği adrese 2 Nisan’da polis baskını düzenlenmiş, ancak kendisi o esnada adreste bulunmadığı için gözaltı işlemi gerçekleşmemişti. Demhat’ın aktardığına göre, 28 Mayıs akşamı eşiyle market alışverişinden döndüğü sırada, takip edildiğini hissetti ancak hakkında verilen sınır dışı kararı nedeniyle paranoyak olmak istemediği için bu konunun üstünde durmadan yoluna devam etti. Evinin kapısına geldiğinde ise sivil polisler tarafından durdurularak gözaltına alındı.

Türkiye’de maruz kaldığı kolluk şiddeti nedeniyle geçmiş travmalarının tetiklendiğini söyleyen Demhat, gözaltı işlemi sırasında panik atak ve epilepsi nöbeti geçirdi. Kronik rahatsızlıkları nedeniyle acilen erişmesi gereken ilaçlar ise ilk etapta kolluk görevlileri tarafından engellenmek istendi.

Kimlik kontrolünün ardından Göç İdaresi kararıyla gözaltına alınan Demhat’ın, yanına kişisel eşyalarını almasına veya çanta hazırlamasına izin verilmedi. Üzerindeki pijamalarıyla, sadece ceket ve cüzdanını alabilen Demhat, işlemlerin ardından geri gönderme merkezine sevk edildi:

“Şu anda burada kalmak zorundasın dediler. Ne oluyor ne bitiyor anlamıyorum. Çünkü kimse hiçbir bilgi vermiyor. Ne zaman kararım çıkacak, sonraki adım ne, kaç gün burada kalacağım, kocamı arayabilecek miyim… Hiçbir bilgilendirme yok. Sadece ‘bekleyeceksin’ dediler.”

Öte yandan Demhat’ın sınır dışı süreci, Avrupa’da Kürt sığınmacılar üzerindeki baskının yeniden arttığı bir dönemde yaşanıyor. Son olarak İsviçre’de sınır dışı edilmek üzere cezaevinde tutulan iki Kürt sığınmacı Ahmet Tabu ve Mehmet Agid Bağdu da Türkiye’ye gönderilmeleri halinde ağır hak ihlallerine maruz kalacaklarını belirterek açlık grevine başladıklarını duyurmuştu. Benzer iade kararları uygulanmaya devam ederken, Bella Demhat’ın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

RÖPORTAJ | ‘Beni Türkiye’ye normal bir uçakla göndermeyeceklermiş’

Şu an geri gönderme merkezindeki 6’ncı günündesin. Tutulduğun yerin koşullarından bahseder misin?

“Evet 6 gün oldu buradayım. Tek kişilik bir odada kalıyorum. Trans kadın olduğum için kadın bölümünde kalıyorum. Ama diğer kadınlar dört kişilik odalarda kalıyor. Bana ‘VIP odadasın, bak ne şanslısın’ diyerek gülüyorlar ama aslında, cinsiyet kimliğimden dolayı tecrit edildiğim bir oda burası.”

İsveç’teki sığınma talebinin reddedilmesi ve ardından uluslararası mekanizmalara yaptığın başvuruların sonuçsuz kalmasıyla şu an o merkezde tutuluyorsun. Hukuki sürecin tam olarak nasıl ilerledi ve şu an hangi aşamadasınız?

“Benim İsveç’te iltica başvurum vardı ve buradaki bütün iç hukuk yollarını bitirdim. Üç defa ret kararı aldım, bir defa da deport kararı çıktı. Sonra İsveç’in insan hakları ihlali yaptığı gerekçesiyle dosyamızı uluslararası mekanizmalara, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komitesi’ne taşıdık. Dört yıldır oradan gelecek kararı bekliyorduk. Geçtiğimiz nisan ayında oradan karar çıktı. Çıkan karar tam bir çelişki. Kararda açıkça, ‘Senin Türkiye’ye dönmende büyük bir risk var’ deniliyor. Yani riskin varlığını kabul ediyorlar. Ama devamında, ‘İsveç Göç İdaresi’nin seni göndermesinde bir problem görmüyoruz’ diyerek kararı yine İsveç’e bırakıyorlar. Bu kararın ertesi günü zaten deport sürecini işleme soktular.”

Göçmen İdaresi’nin ve BM İnsan Hakları Komitesi’nin kararı için tıklayın.

Türkiye’de hem aile içi şiddetten hem de devletin doğrudan baskısından kaçarak yeni bir yaşam kurdun. Ancak bugün İsveç makamları, Türkiye’deki mevcut siyasi ve hukuki iklimi göz ardı ederek, ‘iç hukuk seni korur’ iddiasıyla seni sınır dışı etmeye hazırlanıyor. Hem bir aktivist hem de süreci doğrudan yaşayan biri olarak bu kararı nasıl değerlendiriyorsun?

“Davamda çok büyük yanlışlar var. Bir kere Türkiye’nin LGBTİ+’lar, özellikle translar için ‘güvenli bir yer’ olduğunu söylüyorlar. Ailemden gelen şiddete karşı Türk polisinin beni koruyacağını iddia ediyorlar. Söyledikleri bu şeyler çok gerçekliği olmayan şeyler. Bunları geçtim, ben burada 9 yıldır yaşıyorum. Mesela bunu neden 9 yıl bekleterek, kanatarak söylüyorsun? Benim artık burada bir hayatım var, bir eşim var.

Ayrıca beni Türkiye’ye normal bir uçakla göndermeyeceklermiş. Avukatlarım söyledi. Beni özel bir uçakla, 4-5 polisle birlikte Türkiye’ye teslim edeceklerini söylüyorlar.

Ve anlamadığım şey, evliyim… Resmi olarak evliyim. Bu normalde vatandaşlık gerekçesi. Bugün polis sanki bunu bilmiyormuş gibi, buradakiler bunu bilmiyormuş gibi davranıyor. Polis beni aradı diyor ki ‘İstersen Avrupa Birliği dışında başka bir ülkeye git, oradan aile birleşimi başvurusu yapıp buraya geri dönersin.’ Ama hakkımda verilen kararda bana ‘10 yıl boyunca İsveç’e giremezsin’ deniliyor. Resmen ‘Hele sen bir ülkemizden çık da biz sana her türlü yalanı söyleriz’ demek bu.”

İsveç’te yaşadığın süre zarfında hiçbir suça karışmadığını ve sana yöneltilmiş bir suç istinadının olmadığını belirtiyorsun. Bugün Avrupa genelinde aşırı sağın yükselişiyle mülteci politikalarının tamamen sertleştiğini, sığınma hakkının hızlı bir kararla gasp edildiğini görüyoruz. İsveç’te de mevcut sağ-muhafazakar hükümet, özellikle eylül ayındaki seçimler öncesi bu süreci sert götürüyor. Ne oldu da 9 yıl sonra aniden Türkiye’ye geri gönderilme aşamasına geldin? Yaşadıkların, İsveç’in yeni göçmen politikalarının bir sonucu mu?

“Bu tamamen buranın sağcı ve konservatif hükümetinden kaynaklı. Buranın hükümetini AKP’nin beyaz, daha Hristiyan olan versiyonu gibi düşünün. Öyle bir hükümetleri var. Son dönemde attıkları adımlarla buradaki halkı da inanılmaz derecede öfkelendirdiler. Şimdi de yaklaşan eylül seçimlerinde kendi seçmen tabanlarını konsolide etmek için tamamen mülteci karşıtı politikalara sarılmış durumdalar.

Burada Geri Gönderme Merkezi’ne getirilen ilk kişi ben değilim. Son dönemde birçok Kürt siyasi sığınmacıyı ve Kürt aktivisti Türkiye’ye göndermeye çalışıyorlar. Hatta burada doğup büyümüş 18 yaşından küçük çocukları bile sınır dışı etmeye çalışıyorlar.

Şu an çok büyük bir mental çöküş yaşıyorum. Güçlü bir kadın olmama rağmen buradaki her küçük detay, insanın psikolojisiyle oynamak için tasarlanmış gibi. Burardaki anarşist, solcu, Kürt ve aktivist çevreler bana destek oluyor. Buraya getirilen birçok insanın sesini duyurabileceği bir çevresi yok, hepsi çaresizce boyun eğip, öldürüleceklerini bile bile ülkelerine dönmek zorunda kalıyorlar. Benimse arkamda duran insanlar var. Arkadaşlarım, yoldaşlarım bana ‘Sadece sakin ol aşkım, bu süreç artık seni de aşan politik bir mücadeleye dönüştü’ diyorlar. Eğer bu merkezden emsal bir karar çıkarıp buradaki hukuksuzluğu durdurabilirsek, bu karar İsveç’in mülteci politikalarında büyük bir değişikliğe yol açacak. Buradaki diğer kadınlara ve Kürtlere de nefes aldıracak. Onun için sakin kalmaya, direnmeye çalışıyorum.”

‘Ortada çirkin bir politik alışveriş var’

Senin iltica gerekçelerinin temelini hem Kürt kimliğin hem de trans kimliğin oluşturuyordu. İsveç Göç Dairesi ise ret kararında ‘Türkiye’de LGBTİ+’lara yönelik yasal bir yasak olmadığını, Kürtlerin durumunun da koruma gerektirmediğini ve iç hukukun seni koruyacağını’ iddia ediyor. Bu kararı nasıl değerlendiriyorsun?

“İsveç’in NATO’ya girmesini istemeyen tek kişi Erdoğan’dı. Ve Erdoğan o dönemde 80 kişilik bir liste verdi İsveç’e. Hepsi Kürt aktivistlerdi. Ve bu isimleri yollarsanız düşünürüz dediler. Şimdi 250 kişilik bir liste daha olduğu söyleniyor, ona ulaşamadık hala. Büyük bir ihtimal benim ismim de onun içinde. 250 kişilik bir liste daha var ve bu kişilerin geri gönderilmesi isteniyor. NATO’ya girmek için Erdoğan’ın her dediğini yaptılar. Böyle çirkin bir politik alışveriş var aslında. Hayatlarımız onlar için sadece numara. Ve bu politik çıkmazın içinde benim hayatımı sen kim oluyorsun kullanabiliyorsun?

Sadece ‘dosyan bize uygun değil, iltican reddedildi’ gibi bir karar değil. Çok politik bir karar. Yoksa benim burada, senin dediğin gibi, herhangi bir suç işlemişliğim var mı? Hayır. Vergi ödüyorum. Onların istediği gibi heteronormatif bir ailem var. Kocam İsveç vatandaşı, evliliğim sahte değil. Çalışıyorum. Ünlü bir DJ’yim. Ne bileyim, hangi akıl mantık… Bir kriminalliğim yok, anlatabildim mi?”

Türkiye’de kuir-feminist medya, geri gönderme merkezine götürüldüğün andan bu yana durumunu gündeminde tutuyor. Aynı zamanda meseleyi dert edinen, dayanışma gösteren aktivistler var. Peki, İsveç’te sürecin nasıl ilerliyor? Durumun İsveç basınına yansıdı mı ve oradaki kamuoyunun, aktivistlerin dayanışması nasıl?

“Bana kalırsa hükümet ve Göç İdaresi şu an tedirgin bir durumda. Çünkü İsveç’te milyonlarca kişinin takip ettiği çok büyük haber kanalları ve siteleri benim haberlerimi iki gündür durmaksızın yapıyorlar. Büyük ihtimalle polis de Göç İdaresi de hükümet de bu haberleri yakından okuyor. Bu anlamda o ‘beyaz’ dediğimiz İsveçli kesimler bile ses çıkarıyor, dayanışma paylaşımları yapıyorlar. Sosyal medya da çok iyi gidiyor. Geri gönderme merkezine alındığımdan beri imza kampanyasındaki imza sayısı 4 bin arttı. Yani burada ciddi bir kamuoyu baskısı oluştu.

İsveç normalde öyle sık eylem yapan bir ülke değildir, yılda bir kez falan olur. Ama benim için büyük bir eylem hazırlanıyor. Cumartesi günü buradaki Göç İdaresi’nin önünde arkadaşlarım, eşim ve ailesi 20-30 kişi olarak kapının önündeydi. Sadece çok üzgünüm. Türkiye’de yeterli bir kamuoyu baskısı oluşmadı.”

‘Kurduğum hayatı bozmak istiyorlar’

Sürecin hala nasıl sonlanacak net değil. Ancak ihtimaller birden fazla. Bu nedenle geri gönderildiğin zamanı sormak istiyorum. Koşullar senin için nasıl olacak, nasıl bir riskle karşı karşıyasın?

“Birkaç hafta önce sosyal medyadan durumumla ilgili bir paylaşım yaptığımda abimden mesaj aldım. Beni orada beklediklerine dair… ‘İsveç’i de karıştırdın’ demişler. Çirkin çirkin, küfür dolu tehdit mesajları attı.

Aile şiddeti bir yana, siyasi geçmişim, davalarım var. Ben döndüğümde Türk polisi beni ‘ooo hoş geldin ülkeye’ diyerek karşılamayacak. 9 yıldır yokum, kimlik çıkarmam için polise gitmem gerekecek ve ‘neredeydin?’ diyecekler. Zaten haberdarlar, deport süreci vs. Beni direkt cezaevine sokacaklar. Abim tarafından öldürülme riskim olmasa bile, bu sefer cezaevi işkencesine maruz kalacağım. Yani buradan çıkarılıp Türkiye’ye gönderildikten sonra benim için bir hayat kalmayacak zaten. Eğer İsveç makamları ‘Cezaevi senin için güvenli olur, en azından abin seni öldüremez, Türk devleti seni böyle korur’ diye düşünüyorsa bilemem. Bu neyin mantığı?

Yani bize ‘yeni bir hayat kurun’ mu diyorlar? Yeni bir hayat kurmak ne kadar kolay geliyor insanlara anlayamıyorum. Benim için zaten buranın dışına çıkmak gibi bir şey olamaz. Böyle bir hayat yok. Ben ya kendimi öldüreceğim ya da davamın sonucunu vermeleri gerekiyor bana.

Bu ikisinden başka bir seçenek yok, inanmak istemiyorum en azından. Benim burada kurduğum bir ailem var, çevrem var, işim var, evim var. Biliyor musun buraya sadece 3-4 parça eşya ile geldim ve şimdi kurduğum bütün rutini, bütün hayatı bozmak istiyorlar.”


(Bella Demhat’ın öz abisi tarafından gönderilen ölüm tehdidi ve hakaret mesajları.)

Bir yandan da sosyal medyadaki tepkilere baktığımızda senden haber bekleyen, yaşadığın sürecin tedirginliğini paylaşan çok fazla insan da var. Sesinin daha çok duyulması ve kamuoyunun daha fazla sürecine ortak olması adına seninle konuştuk. Son olarak, senin hikayeni okuyacak olanlara buradan ne söylemek istersin?

“Öncelikle bu sadece Bella Demhat’ın hikayesi değil. Bu sadece sizin yoldaşınız olan, aktivist olan, onur yürüyüşlerinde çığlık atan Bella’nın hikayesi değil. Bu, ismi ne olursa olsun trans, Kürt ve mülteci bir kadının hikayesi. Bunu bilmelerini istiyorum. Bugün ben olabilirim ama yarın onlar olabilir, yarın sen olabilirsin biliyor musun?

Kimse isteyerek kendi yaşadığı topraklardan, ait olduğu yerden, bildiği kültürden vazgeçip bilmediği bir yerde, bir bebek gibi sıfırdan hayata başlamak istemez, bunu biliyorum. Ama benim başka bir çarem yoktu. Bana ses çıkaran, bu hikayeyi benimseyen ve sessiz kalmayan herkesi sevgiyle, saygıyla kucaklıyorum. Herkes kendi yoluyla mücadele eder ve dayanışır. Lütfen sessiz kalmasınlar. Tekrarlıyorum, bu sadece benim hikayem değil. Bu, bir gün dünyadaki herhangi bir trans kadının, bir Kürt’ün ya da haksızlığa uğrayan herhangi birinin hikayesi olabilir.

Bu anlamda İlke TV’ye de çok teşekkür ederim. Sürecin ilk anından beri sürekli takip ediyorsunuz, bu benim için çok değerli. Sadece benim hikayemin sonu bu değil, bunu biliyorum.”

HAFIZA | ‘İç hukuk korur’ iddiası 

İsveç makamlarının ve uluslararası mekanizmaların Bella Demhat’ın sınır dışı kararında öne sürdüğü “Türkiye’de LGBTİ+’lara yönelik yasal bir yasak olmadığı ve iç hukukun kişiyi koruyacağı” iddiasının Türkiye’de kurumsallaşan hükümet politikaları, yargı pratikleri ve siyasetçilerin söylemleriyle doğrudan çeliştiğini birkaç örnek üzerinden hatırlarsak… Türkiye’de hem LGBTİ+’lar hem de Kürtler için ‘güvenli alan’ tanımının fiilen nasıl ortadan kaldırıldığına dair yakın dönem hafızası şöyle:

Türkiye’de iktidar, özellikle son beş yılda LGBTİ+’ları doğrudan milli güvenlik tehdidi, sapkınlık ve kutsal ailenin yapısını bozan bir dış mihrak olarak tanımladı.

Seçim dönemleri başta olmak üzere pek çok kitlesel mitingde ve kabine toplantısı sonrasında doğrudan LGBTİ+’lar hedef alındı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bizim kitlemizde LGBT diye bir şey yok. LGBT’yi topluma bulaştırmaya çalışanlara geçit vermeyeceğiz” ve “LGBT, küresel bir dayatmadır, sapkınlıktır” diyerek LGBTİ+’ları açıkça kriminalize etti. İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturan isimler, iktidar partisi milletvekilleri de LGBTİ+’ları hedef gösteren bu dili her fırsatta yineledi.

İsveç yargısının söylediğinin aksine, insan hakları savunucuları, Türkiye’de iç hukukun LGBTİ+’ları korumadığını, aksine bizzat hak arama zeminlerini dahi suç haline getirdiğini söylüyor.

Örneğin 2015 yılından bu yana İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin hiçbir şehrinde Onur Yürüyüşleri’ne izin verilmiyor. Valilikler ve kaymakamlıklar, anayasal bir hak olan barışçıl eylem hakkını genel ahlak ve kamu güvenliği gerekçeleriyle sistematik olarak yasaklıyor.

Yalnızca son birkaç yıldaki Onur Haftası eylemlerinde yüzlerce aktivist sokak ortasında kötü muameleye maruz kalarak gözaltına alındı, yargılanmaları halen sürüyor. Bella Demhat’ın Türkiye’deki aktivizm geçmişinde maruz kaldığını belirttiği şiddet bunlardan sadece bir tanesi.

İktidarın ve radikal grupların ortak organizasyonuyla düzenlenen “Büyük Aile Buluşması” adı altındaki nefret mitingleri, bizzat RTÜK onayıyla kamu spotu olarak yayımlandı ve LGBTİ+’lara yönelik kitlesel linç çağrıları iktidarın koruması altında kamusal alana taşındı.

Bella Demhat’ın iltica dosyasındaki diğer mesele olan Kürt siyasi aktivizmi, Türkiye’nin mevcut ceza yargılaması pratiğinde doğrudan ‘terör’ meselesiyle ilişkilendirildi.

2016 yılından bu yana HDP ve DEM Parti çizgisinde siyaset yapan binlerce siyasetçi, sadece barışçıl siyasi faaliyetleri, katıldıkları eylemler ve basın açıklamaları gerekçe gösterilerek tutuklandı. Halen birçok Kürt siyasetçi cezaevinde tutuluyor.

BİYOGRAFİ | Bella Demhat kimdir?

Bella Demhat kendisini şöyle anlatıyor:

“Ben Bella Demhat Askoy. 13 Mart 1991 Adana doğumlu, Kürt bir trans kadınım ve sığınmacıyım. Yıllardır LGBTİ+ mücadelesinin bir parçası oldum, aynı zamanda Kürt siyasi hareketinde aktif olarak yer aldım. Gençliğim boyunca Adana ve Ankara’da HDK ve HDP bünyesinde toplumsal adalet için mücadele ettim.

İkili cinsiyet sistemine sığmayan bir çocuk olarak, daha küçük yaşlarda gerçek kimliğimin farkındaydım. Ancak bu farkındalık, evde, okulda ve sokakta sistematik şiddetle karşılanmama neden oldu. Çocukluğum, istismar ve ağır travmalarla geçti; öz abim tarafından uğradığım cinsel saldırı, hayatımın ilk büyük yaralarından biriydi. Ailemden sevgi ve onay görebilmek, onlara kendimi ispatlayabilmek için uzun yıllar sessiz kaldım.

Annem, HDP-DEM Parti eylemlerinde aktif yer alan, benim için bir kahraman olan bir kadındı. 2012-2014 yılları arasında Kürt hareketinin saflarında yer aldım, acil sağlık alanında faaliyet yürüttüm. Ancak sağlık sorunlarım nedeniyle bir süre sonra evime geri dönmek zorunda kaldım.

Döndüğümde, artık kendime yalan söyleyemeyeceğimi anladım. Bir ‘erkek’ rolü oynamak benim için imkansızdı. Adana, Ankara ve İstanbul’da LGBTİ+ hareketinde açık ve aktif bir şekilde görünür oldum. Bu görünürlük, hem ailemin hem de polisin üzerimdeki baskısını artırdı.
Hande Kader cinayeti, benim için bir dönüm noktasıydı. Artık susamazdım. 2016 yılında meclis önündeki eylemde, ilk kez makyaj yaparak ve kendi kimliğimle televizyonlara çıkarak haykırdım. Ailem bu görüntüleri gördüğünde ölüm tehditleri başladı. Beni istismar eden kişi, ailenin ‘şerefini’ koruma bahanesiyle, aileden gelen bir kararla beni öldürmek istiyordu.

Aynı dönemde, siyasi aktivizmim ve trans hareketindeki öncü rolüm nedeniyle devletin doğrudan hedefi haline geldim. 2017 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde başladığım cinsiyet uyum süreci kapsamında kimlik değişimi için Ankara Adliyesi’ne yaptığım başvuruya dair tebligatlar, adresime değil, ailemin evine gönderildi. Bu, sistemin beni aileme ve linç kültürüne karşı korumasız bıraktığı, hayatımı riske attığı sistematik bir adımdı. Abimin beni öldürmek için silahla Ankara’ya doğru yola çıktığını öğrendiğimde, 2017 yılının sonunda İstanbul’a, ardından İsveç’e kaçmak zorunda kaldım.”

İsveç’e göre Türkiye LGBTİ+’lar için güvenli: Bella Demhat sınır dışı tehlikesiyle karşı karşıya

‘Türkiye’de şiddete uğrayan kadınlar ve çocuklar için dünya bile dar’