G7’den NATO’ya Batı’nın yeniden saflaşması
Yıldız Önen 22 Haziran 2026

G7’den NATO’ya Batı’nın yeniden saflaşması

G7 Liderler Zirvesi, 15-17 Haziran tarihleri arasında, Fransa’nın Evian kentinde gerçekleştirildi. Zirvenin kamuoyunda en çok konuşulan anı Donald Trump’ın geç katıldığı toplantıya “I am the Boss (Ben Patronum)” diyerek girişi oldu. Sosyal medyada zirvenin simgesi haline gelen bu ifade, Trump’ın siyaset yapma tarzının da kısa bir özeti niteliğindeydi.

Ancak zirvenin asıl önemi, Batı ittifakının parçalandığı yönündeki değerlendirmelere rağmen, liderlerin ortak bir stratejik çerçeve üretmeye çalışmasında yatıyordu.

G7 (ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya ve Kanada), 1973 petrol krizinin ardından, dünyanın en büyük ekonomilerinin küresel sorunları tartışması amacıyla kuruldu. 1997’de Rusya gruba eklendi ve G8 oldu, 2014’te Kırım işgali sonrası çıkarıldı. G7, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin ekonomik yükselişiyle birlikte dünya ekonomisindeki belirleyici konumunu kısmen yitirmiş olsa da hala çok büyük bir ekonomik gücü temsil ediyor. Üye devletlerin toplam yıllık gelirleri 55 trilyon dolardan fazla; bu da dünya ekonomisinin yaklaşık yarısına denk geliyor.

Son yıllarda G7’nin karar alma kapasitesinin zayıfladığı ve Batı ittifakının kendi içinde dağıldığı yönünde değerlendirmeler öne çıkıyordu. Bu değerlendirmeler bütünüyle temelsiz de değildi. Ukrayna savaşının maliyetleri, Çin ile büyüyen ekonomik rekabet, ticaret anlaşmazlıkları ve silahlanma harcamalarının paylaşımı gibi başlıklarda ABD ile Avrupalı müttefikleri arasındaki görüş ayrılıkları giderek derinleşmişti. Nitekim geçen yıl Kanada’da yapılan zirvede, Trump’ın toplantıyı yarıda bırakması nedeniyle sonuç bildirisi bile yayımlanamamış, ev sahibi Kanada, toplantıyı bir “başkanlık özeti” ile kapatmak zorunda kalmıştı.

Bu yıl ise G7 liderleri Ukrayna, Orta Doğu ve Hint-Pasifik bölgelerine değinen toplam 9 ortak bildiriye imza attılar. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Birlikte olursak ilerleyebiliriz” sözleri, Batı’nın bütün çatlaklarına rağmen en azından tehdit algıları ve güvenlik öncelikleri etrafında bir araya gelme arayışını gösteriyordu.

Ukrayna konusunda birlik mesajı

Liderleri birleştiren başlıkların başında Ukrayna savaşı geliyor. G7 liderleri, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne tam destek verdiklerini söylediler. Rusya’nın savaş ekonomisine yönelik baskıyı artırma konusunda anlaştılar. Hava savunma sistemlerinin teslimatının hızlandırılması, Ukrayna’nın enerji altyapısına desteğin artırılması, Rusya’ya özellikle petrol ve doğal gaz sektörlerini hedef alan yaptırımların güçlendirilmesi konusunda bir irade ortaya konuldu.

Ukrayna konusunda asıl dikkat çeken şey, Trump’ın önceki toplantıdan farklı bir tavır takınması oldu. Ukrayna’ya yapılan yardımları sorgulayan, Kiev’i taviz vermeye zorlayan ve Avrupa’nın güvenlik yükünü yeterince paylaşmadığını savunan Trump, bu kez G7’nin Ukrayna’ya olan “sarsılmaz desteğini” teyit eden bildiriyi imzaladı.

Trump ayrıca, İran’daki savaşın tetiklediği küresel enerji sıkışıklığı nedeniyle son haftalarda geçici olarak askıya alınan Rus petrolüne ve gazına yönelik yaptırımların Washington tarafından “yakında” yeniden yürürlüğe konabileceğini söyledi. Daha da önemlisi, ilk kez Ukrayna’nın değil Rusya’nın “anlaşma yapması gereken taraf” olduğunu ifade etti.

Bu açıklamalar, Trump’ın Ukrayna politikasında köklü bir değişikliğe gittiği anlamına gelmeyebilir. Ancak G7 Zirvesi, ABD Başkanı’nın en azından şimdilik Avrupalı müttefikleriyle açık bir çatışmadan kaçınmayı tercih ettiğini gösteriyor. İran savaşı sırasında ortaya çıkan güvenlik kaygıları, enerji piyasalarındaki kırılganlık ve Rusya’nın askeri baskısını sürdürmesi, Washington’ın Ukrayna dosyasında daha temkinli bir çizgiye yönelmesine yol açmış görünüyor.

G7’nin görünmeyen gündemi Çin

Ancak Evian’da liderleri bir araya getiren tek başlık Ukrayna değildi. Çin’in adı anılmasa da Pekin bu zirvenin adeta “odadaki fili” halindeydi.

G7 liderleri, nadir toprak elementleri ve mıknatısları konusunda dış tedarikçilere olan bağımlılığı azaltma kararı aldı. Açıklanan hedef, 2030 yılına kadar G7 ve ortak ülkeler dışındaki herhangi bir tedarikçiye bağımlılığı önce yüzde 60’ın, ardından mümkün olan en kısa sürede yüzde 50’nin altına düşürmek. Elektrikli araçlardan askeri sanayiye, yarı iletkenlerden enerji dönüşümüne kadar birçok stratejik sektör için hayati öneme sahip olan bu minerallerde ve mıknatıs üretiminde Çin bugün belirleyici bir konuma sahip.

G7’nin “dengeli, ortak ve sürdürülebilir ekonomik büyüme” başlığı altında yürüttüğü tartışmalar, ismi söylenmese de Pekin’in devlet destekli ekonomik modeline karşı bir yanıt geliştirme arayışını yansıtıyor. Son yıllarda özellikle temiz enerji teknolojileri, elektrikli araçlar, kritik mineraller ve ileri teknolojiler alanında Çin’in kurduğu üstünlük, G7 ülkelerinde ekonomik olduğu kadar güvenlik boyutu da olan bir bağımlılık tartışmasını beraberinde getirdi.

Zirveye Hindistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin davet edilmesi de tesadüf değil. Washington ve müttefikleri, bir yandan Çin’e bağımlılığı azaltmaya çalışırken diğer yandan kritik tedarik zincirlerini yeniden şekillendirecek ittifaklar arıyor.

Zirve bir kez daha, Çin ile rekabetin artık yalnızca ticaret politikalarının değil, enerji güvenliğinden sanayi stratejilerine, teknolojiden dış politikaya kadar hemen her alanın belirleyici eksenlerinden biri haline geldiğini gösterdi.

İran’da savaştan müzakereye

Zirvenin sürpriz gelişmesi ise Trump’ın 18 Haziran’da Versay Sarayı’nda “İran ile Mutabakat Metni’ni” imzalaması oldu.

ABD’nin İran ile savaşını bitirmeyi hedefleyen mutabakat belgesi, Lübnan dahil tüm savaş alanlarında saldırıların durdurulmasını, Hürmüz Boğazı’nın açılmasını ve nihai bir barış anlaşması için altmış günlük görüşme sürecinin başlatılmasını öngörüyor. İran’ın nükleer programının geleceği, İran’a uygulanan yaptırımların kaldırılması, dondurulan fonların serbest bırakılması ve diğer konular görüşmelerde ele alınacak, kalıcı bir barış anlaşmasına varılmaya çalışılacak.

İran’a yönelik sert açıklamaları, rejim değişikliği söylemleri ve askeri baskıyı artıran politikalarıyla öne çıkan Trump, G7 sırasında Mutabakat Metni’ni imzalayarak, savaşın dondurulması ve müzakere sürecinin başlamasını destekleyen çizgiye kaydığını gösterdi.

Her ne kadar bu anlaşma Trump’ın aleyhine gibi analiz ediliyor olsa da ABD’nin İran savaşından bütünüyle başarısız çıktığını söylemek eksik olur. Washington, savaş boyunca gerçekleştirdiği saldırılar ve bölgeye yaptığı askeri yığınakla küresel askeri hegemonya kapasitesini yeniden sergilemiş oldu.

Belki de bu nedenle Evian’da konuşulan Ukrayna, Çin ve İran başlıklarının tamamı, sonunda aynı noktada birleşiyordu: Daha fazla güvenlik harcaması, daha fazla askeri hazırlık ve küresel silahlanma dönemi.

Üç trilyon dolarlık silahlanma

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) verilerine göre, dünya askeri harcamaları 2025 yılında reel olarak yüzde 2,9 artarak 2 trilyon 887 milyar dolara ulaştı. 2026 yılında ise küresel askeri harcamaların 3 trilyon doları aşması bekleniyor.

Özellikle Avrupa’da silahlanma dikkat çekici boyutlara ulaştı. Ukrayna savaşı ve Trump’ın Avrupa’nın güvenliğine ilişkin verdiği çelişkili mesajlar, kıta ülkelerini askeri politikalarını gözden geçirmeye zorladı. Avrupa ülkelerinin toplam askeri harcamaları 2016-2025 döneminde iki katına çıkarak yüzde 102 arttı.

Evian Zirvesi’nin önemli sonuçlarından biri, dünyanın hızlı silahlanma dönemine girdiği yönündeki ortak kabulün daha görünür hale gelmesiydi. Güvenlik artık yalnızca diplomatik bir mesele değil; devlet bütçelerini, ekonomik öncelikleri ve uluslararası ilişkileri yeniden şekillendiren temel bir eksen haline geliyor.

G7’den NATO’ya uzanan yol

Evian Zirvesi, Batı ittifakının bütün görüş ayrılıklarına rağmen ortak bir stratejik çerçeve üretmeye çalıştığını gösterdi. Ukrayna konusunda Rusya’yı uzun vadeli olarak sınırlandırma, Çin’e bağımlılığı azaltacak yeni ekonomik ve teknolojik ağlar kurma, İran krizini kontrollü bir müzakere sürecine taşıma ve silahlanma harcamalarını artırma yönündeki eğilimler, bu çerçevenin temel unsurlarını oluşturdu.

Şimdi gözler NATO Zirvesi’ne çevrilmiş durumda. Çünkü G7’de ortaya çıkan siyasi ve ekonomik önceliklerin askeri programa dönüştüğü asıl platform NATO olacak. Silahlanma bütçelerinin artırılması, askeri kapasitenin güçlendirilmesi ve müttefiklerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi yönündeki çağrılar, NATO zirvesinin gündemine damga vuracak gibi görünüyor.

Bu nedenle Evian Zirvesi’ni yalnızca Trump’ın “Ben Patronum” sözüyle hatırlamak eksik olur. Zirvede, dünyanın yeni bir silahlanma ve jeopolitik bloklaşma dönemine yöneldiği açıkça ortaya konuldu.

Asıl soru artık kimin patron olduğu değil; dünyanın hızlı silahlanma çağında barışa ne kadar yer kalacağıdır.

Etiketler: G7natotrump

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.