Büyük veri, tekno-oligarşinin hammaddesini oluşturuyor. Veri işleme merkezleri ise, yapay zekanın işlenmesini sağlayan yeni tipte fabrikaları. Ama bu fabrikalarda sadece bilgisayarlar var. Veri merkezleri (data center) istihdam yaratmıyor. Sürekli işleyen makineleri soğutmak için tonlarca içme suyunu kirletiyor. Devasa bir elektrik tüketimi yaparak, bulunduğu bölge halkının enerji hakkını kısıtlıyor. Yol açtığı gürültü kirliliğiyle veri merkezleri bulundukları yerde sürekli bir rahatsızlık kaynağı oluyor.
Veri merkezleri, bulundukları bölge halkına hiçbir fayda sağlamadığı gibi, onların elektriğini, suyunu, yeşil alanlarını ve huzurunu çalıyor. Meta, Tesla, OpenAi, Palantir gibi teknoloji tekelleri milyarlarca dolar kazanırken, halka çöp muamelesi yapılıyor. Bu durum, Thiel gibi tekno-oligrakların halk düşmanı faşist çizgisinin ekonomik temelini açıklıyor. Palantir’in sahibi Thiel, yayımlandığı manifesto ile 21. yüzyıl Marksizminin prensiplerini ortaya koymuştu. ABD Başkanı Donald Trump ise tekno-oligarkların ateşli bir destekçisi.
Sermayenin sürekli genişleyen içsel hareketi, hiçbir sınır tanımaz. ABD’de de veri merkezleri kontrolsüz biçimde yayılıyor. Ben dışarıdayken, yapay zeka uygulamaları henüz halkın kullanımına sunulmamıştı. Ama anlayabildiğim kadarıyla, insanlar eskiden Google’a sordukları aynı soruları şimdi ChatGPT’ye soruyor. Bu şekilde bir internet taraması, Google yerine ChatGPT’ye yaptırılınca 50 kat daha fazla enerji sarf ediliyor. Demek ki, yapay zeka kullanımındaki artış, veri merkezlerinin de sürekli misliyle artmasını gerektiriyor. Yapay zeka veri merkezlerinin bu hızlı artışı, ABD’de çok yaygın bir halk direnişini geliştiriyor. Veri merkezlerinin kurulduğu yerlerde, elektrik faturası kabaran, musluklardan kahverengi su akmaya başlayan halk itirazını yükseltiyor. Bu itiraz eyalet yönetimlerini de harekete geçiriyor.
Bu şekilde, New York eyaleti, 50 megavattan fazla enerji tüketen veri merkezlerinin inşaatına bir yıllık moratoryum ilan etti. California eyaleti, veri merkezleriyle ilgili şartlar getiren 7 yasa kabul etti. Yine California’da Monterey Park şehrinde halk referandumu giderek, veri merkezi inşaatını sürekli olarak yasakladı. Cumhuriyetçi Teksas eyaletinde bile, Trump’ın veri merkezlerine açık desteğine rağmen, Vali Abbott, tüm veri merkezleri projelerini incelemeye alarak, onayları geçici olarak durdurdu. Sadece Teksas’da 1800 proje incelenecek. Pennsylvania eyaleti de veri merkezlerine şartlar getiren bir idari emir yayımladı. Buna göre veri merkezleri yerel nüfusa elektrik maliyeti yüklemeyecek ve tatlı su kaynakları kirletmeyecek.
Böylece ABD’de bu yılın sadece ilk üç ayında yerel halkın itirazları dolayısıyla 130 milyar dolar değerinde olan en az 75 veri merkezi projesi iptal edildi veya ertelendi. Ağustos ayı itibariyle ABD genelinde 580 yerel organizasyon ve 640 bin protestocu veri merkezleri yapımına karşı mücadele veriyor. Trumpçı kadınlar örgütünü kurmuş olan Amy Kremer’ın şimdilerde veri merkezlerine karşı protesto hareketinde etkin olması dikkat çekiyor.
ABD’de artık tümüyle ifşa olan veri merkezleri, Türkiye’de de yayılmaya başladı. Vodafone’un Türkiye’deki 6 veri merkezi, İzmir Gaziemir’de 4 Eylül’de açıldı. 7.500 metrekarelik kapalı alana kurulan ve 4 Megavat kapasiteli bu veri merkezi Ege bölgesinin en büyüğü oldu. 100 milyon dolarlık bir yatırımı ifade ediyor.
Ankara’da ise NATO’ya hizmet verecek 50 milyar dolarlık bir hiper veri merkezi yapılması, NATO Zirvesi kararları arasında yer alıyor. Hali hazırda zaten içme suyu sorunu yaşayan Ankara’da bu veri merkezi nasıl çevresel etkiler yaratacak? ABD’de bir protestocunun elinde tuttuğu dövizde şöyle yazıyordu: Veriyi içemezsiniz!
Veri merkezleri, milliyetçi propaganda ile meşrulaştırılıyor. Trump, veri merkezlerine karşı çıkanları ‘Çin’e hizmet etmekle’ suçluyordu. Türkiye Ulaştırma Bakanı Uraloğlu ise İzmir Veri Merkezi’nin açılışında, veri merkezlerini ‘Türkiye’nin dijital kaleleri’ (!) olarak tanımlıyordu. Uraloğlu şöyle diyordu:
“Bir ülkenin gücü, veriyi üretebilme, kendi topraklarında tutma, işleyebilme, koruma ve değere dönüştürme kabiliyeti ile ölçülüyor.” Ve bu “dijital kale”lerin sayısının artacağı müjdesini de ekliyordu! İzmir Veri Merkezi’nin kapasitesi ise zamanla 20 MW’a kadar çıkarılacak.
Hep olageldiği gibi, yine “Küçük Amerika” olma yolundayız anlaşılan!
(Haber verileri: BirGün 5/9/26, Hürriyet 5/9/26, CNBC’e 4/9/2026, sendika.org)




