Kaboğlu ve ekibi neden kaybetti?

Önceki dönem İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi olan Fırat Epözdemir, Ümit Kocasakal ve ekibinin seçimi kazanmasının siyasi bir sonuç olduğunu söyledi. Fırat Epözdemir’e göre Kocasakal kampanyasını milliyetçilik üzerinden yürüttü. Epözdemir, İbrahim Kaboğlu’nun anayasanın ilk dört maddesine ilişkin sözleri ve “Türkiyelilik” ifadesi üzerinden kara propaganda yürütüldüğünü ve bu söylemin seçim sonucunu etkilediğini düşünüyor.

Kaboğlu ve ekibi neden kaybetti?
  • Yayınlanma: 27 Ekim 2026 11:47
  • Güncellenme: 27 Ekim 2026 11:55

70 bine yakın üyesi bulunan İstanbul Barosu’nun 128. Olağan Genel Kurulu geçen hafta sonu yapıldı. 2 yıldır görevde olan mevcut Baro Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ile birlikte 9 adayın yarıştığı seçimleri Cumhuriyetçi Güç Birliği adayı Prof. Dr. Ümit Kocasakal 10 bin 227 oyla kazandı. Kaboğlu ise 7 bin 22 oy aldı.

2024 seçimlerinde 7.197 oy alarak başkan seçilen Kaboğlu’nun oyunu büyük oranda koruduğu görüldü.

2010-2016 dönemlerinde başkanlık görevini yürüten Kocasakal da 10 yıl sonra tekrar koltuğuna dönmüş oldu.

Kocasakal’ın seçilmesinin ardından “Ne mutlu Türküm diyene” sloganları atıldı, bozkurt işaretleri yapıldı.

İzmir Barosu’nun ardından İstanbul Barosu’nu da milliyetçi-ulusalcı çizgideki listeler kazandı.

Kaboğlu Başkanlığı’ndaki İstanbul Barosu’nun Yönetim kurulu üyesi olan Değişim İçin Hukukçular grubundan Av. Fırat Epözdemir ile seçim sonuçlarını konuştuk.
Epözdemir’in verdiği bilgiye göre bir önceki seçimde katılım oranı yüzde 46,88 iken bu seçimde katılım oranı yüzde 44,1’e düştü.

‘Seçim kampanyasını milliyetçilik üzerinden yürüttüler’

Değişim İçin Avukatlar grubunun bir önceki seçimde aldığı galibiyet sol- sosyal demokrat çevrelerde büyük sevinçle karşılanmıştı. Son seçimlerde bu başarı sürdürülemedi. Neden kaybettiniz sizce?

Seçimin sonucu siyasi. Maalesef seçim kampanyasını milliyetçilik üzerinden yürüttüler. Başta baro başkanımıza yönelik olmak üzere haksız istinatlar yapıldı. Mesela çok haksız yere baro başkanımızın geçtiğimiz dönem seçimleri kazandığı gün yaptığı “Anayasanın ilk dört maddesine ilişkin olumlu dokunuşlar yapılabileceği” yönündeki açıklaması sanki Anayasa’nın ilk dört maddesini değiştirmek istiyor gibi lanse edildi. Halbuki öyle değildi. İlk dört maddenin içeriği ile ilgili bir değişiklik yapılamayacağını İbrahim Hoca, herkesten çok daha iyi biliyor bir anayasa profesörü olarak. Kastettiği şuydu: Örneğin 2001 yılında Anayasanın 14. maddesine “insan haklarına dayanan demokratik ve laik cumhuriyet” ibaresi konuldu. 1961 Anayasası’nda bu “İnsan haklarına dayalı devlet” şeklindeydi. İbrahim Hoca aslında bu gibi dokunuşlar yapılabilir demek istedi. Sanki “ilk dört maddeyi değiştirebiliriz” demiş gibi yapılan yorumlar maalesef bu kampanyada etkili olmuş görünüyor.

Ümit Kocasakal katıldığı bir programda “İbrahim Kaboğlu Türkiyelilik söylemini literatüre kazandıran kişidir” dedi. Bu da yanlış. Türkiyelilik ifadesi ilk kez Mustafa Kemal Atatürk tarafından kullanılan bir ifade. Bunu Genel Kurul’da hocamız çok iyi ifade etti. İlk Avukatlık Kanunu olarak 3 Nisan 1924’te kabul edilen 460 Sayılı Muhamat Kanunu’nda Türkiyeli Avukatlar ibaresi var. “Türkiyeli ifadesini ilk İbrahim Hoca icat etti” propagandası da doğru değildi özetle. Ama maalesef bu da etkiledi.

Ümit Kocasakal’ın seçilmesinde yaptıkları ittifak etkili oldu mu?

Cumhuriyetçi Güç Birliği ittifakı; Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu’nun Ümit Kocasakal kanadıyla, İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu’nun ittifakıydı. İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu’nun tahmini olarak, önceki seçimlere de dayanarak söylüyorum, 1500 civarında bir oy potansiyeli var. Yani o oylar olmasaydı dahi seçimi kazanırdı Ümit Hoca ve ekibi.

Yönetim olarak bir şeyleri eksik yaptığınızı düşünüyor musunuz? Ülkedeki ekonomik koşullar avukatlar üzerinde de ciddi bir yoksullaşma yarattı. Bunun size tepki olarak dönmesi de söz konusu olabilir mi?

Özellikle genç avukat arkadaşlarımızın ekonomik açıdan sıkıntılarının farkındayız. Ancak bu sıkıntılar son 2 yılda, yani bizim dönemimizde ortaya çıkmadı. Çok uzun yıllara yayılan bir sıkıntı. Hele ki son yıllardaki Türkiye’deki ekonomik durumda maalesef bu sıkıntıları artırdı. Bizler özellikle ruhsat törenlerinde şunu vurguluyorduk hep: biz mevcut ekonomik sorunların tamamını çözemeyiz. Bu mümkün değil. Ancak birtakım dokunuşlar yapabiliriz. Örneğin, biz gelmeden önce adli yardım nöbet ücreti 800 TL’ydi. Biz bu ücretleri 5 kat arttırarak 4.000 TL’ye çıkarttık. Yönetimde kalsaydık Taksim’de bir lokal restoran açacaktık. Bu restoran maliyetine hizmet verecekti. Yani düşük fiyatlarla kaliteli hizmet sunup bir nebze de olsa meslektaşlarımızı rahatlatacaktık. Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesinde, bugün itibariyle 1.250.000 TL üzeri belli sermayesi olan anonim şirketlerin avukat bulundurma zorunluluğu var. Avukat bulundurmayan bu şirketler aleyhine İstanbul Barosu tarihinde ilk defa biz idari yaptırım talepli başvurularda bulunduk. Çok olumlu da geri dönüşler alındı. Avukatlar istihdam edilmeye başlandı sigortalı çalışan veya danışman olarak. Biz geldiğimiz zaman 2000’e yakın CMK eğitimi bekleyen avukat vardı. Tamamını erittik, bir an önce CMK yapabilsinler diye. Ekonomik sorunların tamamını çözmemiz mümkün değildi ancak elimizden geleni yaptık.

‘Kayyım nitelemesi doğru değil’

Yönetiminize yönelik eleştiriler de var. Avukatlara dokunmadığınızı, üst siyasete odaklandığınızı iddia edenler örneğin.

Biz yönetim sürecimiz boyunca çok olumlu geri dönüşler aldık. Hiçbir dönem avukatın baroyla bu kadar bağ kurmadığını söyleyenler oldu. Birlikte çalıştığımız emekçi arkadaşlar hiçbir dönemin bu dönem gibi aktif bir dönem olmadığını defalarca dile getirdiler. Ama her şeye rağmen dünyanın en büyük barolarından, 70.000’e yakın üyesi bulunan bir baroda elbette ki her şeyi dört dörtlük yaptık desek inandırıcı olmaz. Ancak bugüne kadar en iyi yönetim bu yönetimdi denilebilir. Bunu biz demiyoruz, dışardan gelen yorumlar bu şekilde. Gelelim avukatlara hizmet konusuna. Yeni bir bina aldık. Eğitimi geliştirdik. Koca İstanbul Barosu’nun kütüphanesi yoktu, kütüphane yaptık. Lokali yoktu. Lokal tasarladık, bitmek üzere. Şimdi bunlar avukatlara yönelik değil mi? Bu da kara bir propaganda.

Siyaset sorunuza gelirsek; avukatlık yasasının 76. ve 95. maddeleri biz barolara çok önemli bir görev yükler: İnsan haklarını ve hukukun üstünlüğünü savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak. Yurttaşları ilgilendiren konularla ilgili de biz yükümlüyüz 76 ve 95. maddeler gereği. Görevimiz bu bizim. Yapmazsak görevi ihmal etmiş oluruz. Dolayısıyla bu eleştiriler de çok yerinde değil.

“Kayyım” olarak nitelendirenler var Ümit Kocasakal’ı…

Yanlış. Olur mu öyle şey? Nasıl ki biz İstanbul Barosu Genel Kurulu’nun iradesiyle 2024 yılında seçildiysek, Ümit Kocasakal ve ekibi de aynı şekilde İstanbul Barosu’na üye avukatların iradesiyle seçildi. Asla kayyım nitelemesi doğru değil, böyle bir niteleme yapmamız da mümkün değil.