Cumhuriyetçiler ve Trump, Demokratlar karşısında tarihi bir yenilgi aldı. Senato ve Temsilciler Meclisi’nde büyük hezimet yaşadılar. Oysa çok değil 6 ay önce tablo bambaşkaydı.
Göçmenlere, Hispanik ve Müslüman topluma, Filistinlilere karşı post ırkçılığın en sert sözlerini savuran Trump, ICE’ın göçmen avına ordu güçlerini de dahil etmişti. Fakat Cumhuriyetçiler bütün bu dışlayıcı/ötekileştirici pratiğe rağmen göç kökenli vatandaşların oyunu alabilecek kritik bir seçim hamlesi de yapmışlardı. Aslında strateji karmaşık değil basitti: Ülkeye önceden gelenleri sonradan gelenlere karşı birleştirmek! Buna göre, vatandaş olmayı başarmış veya bir biçimde oturum/çalışma izni almış göçmenler, ülkeye sonradan giren/girecek olan “yabancılara” karşı kışkırtılacaktı. Böylece “yabancı istilası” tehdidine karşı cephe büyücek ve Hispanikler başta olmak üzere göçmen kökenli vatandaşların oyları sağlama alınacaktı. Trump’ın 6 ay önceki seçim zaferinin alt kırılımında bu stratejinin belirli ölçüde başarı kazandığı görülebilir.
Merkez sağ ve aşırı sağ sentezi olarak siyaseti güncelleyen Trump ve ekibi, neo-ırkçılığı göçmen kökenliler sosyolojisine indirebilmenin keyfini çıkarmaktaydı. Üstelik benzer siyasi dalgalanma aşırı sağın yükselmesi olarak Avrupa semalarındaydı. Macaristan’da Orban, Almanya’da AfD, Fransa’da Le Pen ve diğerleri bunların örnekleri. Öyle ki AfD dahi göçmen kökenli bir kitleden oy almayı başarmıştı.
Fakat şimdi rüzgar tersine dönmeye başladı. Brezilya, Sırbistan, Macaristan, Brezilya seçimleri merkez sağ ve aşırı sağa dur diyor. Newyork’ta Mamdani, Berlin’de Elif Eralp siyaset arenasına bambaşka bir dinamik getirdi. Berlin eyalet seçimleri AfD’ye ve merkez siyasete fren koydu, demokrasi yanlılarını umutlandırdı. Öte yandan Gazze’yi yerle bir eden, soykırımla anılan, milyonlarca Filistinliyi yerinden eden Netanyahu İsrail seçimlerinde iktidar çoğunluğunu sağlayamadı.
ABD ara seçimleri… Demokratlardan yana esen rüzgar, göçmen kökenli sosyolojinin yeniden Cumhuriyetçilerin karşısında konumlandığını gösteriyor. Gerek aday profilleri gerekse bölgelerden gelen seçim sonuçları; Hispaniklerin, Müslüman toplumun, “yabancı kökenlilerin”, ekonomik refah ve çok kimlikli demokratik bir yaşam isteyen kitlelerin başka bir yelpazede toplaştıklarına işaret. Demokratlar içindeki sol ve sosyalist damarın güçlenmesi de önemli. Zira Trump ne vaat ettiği gibi savaşları bitirdi ne de savaşın yol açtığı göçleri. Beyaz Amerikalılara, sendikalara vaat ettiği refah gelmediği gibi göçmen kökenli vatandaşların yaşam koşulları da daha geriye gitti. Üstelik “Latin Amerika’nın kesik damarları” sadece Güney Amerika’da değil, bizzat Kuzey Amerika’nın içine girmişti. Göçmen emeği post-kolonyal bir sömürü altındaydı. Hispanikler yine en alttakilerdi. Venezuela operasyonu da bu duyguyu içerde perçinledi.
Avrupa’nın yaşı kadar demografik nüfusu da yaşlı olarak anılıyor. “Yeni dünya”, ABD 250. yılını kutlarken benzer bir demografik sorunu tartışıyor. Gelinen yerde sınıfsal dönüşüm kadar siyaset sosyolojinde göçmen nüfus artık hafife alınamaz. Dünya üzerinde 180 milyonu işçi olan 300 milyon kadar göçmen yaşıyor. Ülkelerde yerleşik yaşayan ve vatandaşlık hakkı kazanmış göçmen kökenlilerle birlikte bu nüfus artık yeni bir kıta kadar insan topluluğu demek. Bu değişimi ve dönüşümü görmeyen, hafife alan her politik yaklaşım kaybetmeye mahkum.
Ve bu gelişmenin Türkiye’ye etkileri… İstanbul Barosu seçimlerinde seçim stratejisini göçmen, kadın ve Kürt karşıtlığı üzerine kuranlar olabilir. Baro Göç ve Mülteci Komisyonu’nun 8 Mart’ta çokdilli yayınlanan açıklamanın Kürtçe olanını hedefe koyan bu ekip, adeta dünya aşırı sağıyla yarışta. Buraya bakıp seçimlere doğru benzer bir siyasi cephe kurmak isteyenler de yok değil. Fakat gelişmelere daha küresel ve orta vadede bakınca işleri de o kadar kolay değil.
Son olarak Trump’ı dost, Demokratları her daim Türkiye düşmanı gören egemen siyaset de politika sosyolojisi bakımından benzer bir çatırdama yaşayabilir. Diasporada yaşayan Türkiyeli göçmenler ve Müslüman toplum, onların Türkiye’de yaşayan akrabaları bu tercihin faturasını siyasi olarak çok ağır ödetebilir.
Özetin özeti ise göç sosyolojisi hiç hafife alınamayacak bir siyasi sosyolojidir artık!




