• Ana Sayfa
  • Politika
  • Ankara’da ‘Birleşik Muhalefet’ çağrısı: ‘Tek adam rejimi tüm toplumsal kesimlerin birleşik mücadelesiyle durdurulabilir’

Ankara’da ‘Birleşik Muhalefet’ çağrısı: ‘Tek adam rejimi tüm toplumsal kesimlerin birleşik mücadelesiyle durdurulabilir’

Ankara’da siyasi parti, dernek ve STK temsilcilerinin katılımıyla “Birleşik Bir Muhalefet Yolunda Yan Yana Geliyoruz” forumu düzenlendi. Forumda söz alan sski TMMOB Başkanı Emin Koramaz, “Tek adam rejimi ancak tüm toplumsal kesimlerin birleşik mücadelesiyle durdurulabilir” ifadelerini kullandı.

Ankara’da ‘Birleşik Muhalefet’ çağrısı: ‘Tek adam rejimi tüm toplumsal kesimlerin birleşik mücadelesiyle durdurulabilir’
  • Yayınlanma: 19 Temmuz 2026 20:25
  • Güncellenme: 19 Temmuz 2026 20:26

Ankara’da “Birleşik Bir Muhalefet Yolunda Yan Yana Geliyoruz” başlıklı forum düzenlendi. Foruma siyasi parti, dernek, sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı. Formun açılışını yapan eski TMMOB Başkanı Emin Koramaz “Hepimizin derinden hissettiği gibi ülkemiz tarihinin en ağır bunalımlarından birini yaşıyor. Ülkemizin içinden geçtiği süreç, basit bir yönetim değişikliği değil, kökten bir rejim dönüşümüdür. Karşımızdaki sıradan bir iktidar değil; tüm kurumları tek bir kişinin iradesine teslim eden, hukuku hiçe sayan, Cumhuriyet’in laik, bilimsel ve kamucu ruhunu sistematik olarak tasfiye eden bir tek adam rejimidir” şeklinde konuştu.Devletin kurumsal hafızasının silindiğini söyleyen Koramaz, liyakatin yerini sadakatin, bilimin yerini dogmanın aldığını vurguladı.

‘Muhalefeti birleşik bir toplumsal güce dönüştürebilme umuduyla buradayız’

100 yıllık Cumhuriyet’in tüm ekonomik varlık ve birikimlerinin talan ve tasfiye edildiğini vurgulayan Koramaz, şunları kaydetti:

“Kamusal hizmetler birer himmet aracına dönüştürülerek kamu kaynaklarıyla palazlandırılan cemaat ve vakıflara terk edilmiştir. Bu rejim, eğitimi piyasalaştırmış, sağlığı metalaştırmış, emeği güvencesizleştirmiş, doğayı talan etmiş, laikliği tasfiye etmiş ve kadın haklarını hedef almıştır. Emekliler açlığa mahkûm edilmiş, gençler ya güvencesiz işlerde çalışmaya ya da bu toprakları terk etmeye zorlanmaktadır. Ülke, yolsuzluk ve kara para endekslerinde zirvelerde, insani gelişmişlik ve eğitimde ise diplerde sürünmektedir.

Karşımızda tarihimizin tüm usulsüzlük ve yolsuzluklarını, borçlanma ve faiz ödeme düzeylerini, rant politikalarını, vergi adaletsizliklerini kat kat aşan; halkın yaşamını hayat pahalılığı, işsizlik ve yoksulluk ile mahveden bir kötülükler ve felaketler iktidarı vardır. Ve son dönemde yaşanan yargı operasyonları, mutlak butlan tehditleri ve toplumsal muhalefete yönelik baskılar, bu rejimin demokratik hiçbir kural tanımadığının en açık kanıtlarıdır.

Ülkemiz, ABD’nin Büyük Orta Doğu politikalarıyla uyum için adım adım seçimlerin dahi göstermelik hale geldiği siyasal islamcı monarşik bir rejime doğru sürüklenmektedir. Ülkemizde rejimin aldığı hal, laik cumhuriyeti savunanların -Anayasa’yı hiçe sayarak- ‘suçlu’ gibi cezalandırılmasına kadar gelmiştir. Peki ya muhalefet? Ne yazık ki, iktidarın en güçlü silahı olan “böl, yalnızlaştır, etkisizleştir” stratejisi karşısında muhalefet cephesi de dağınık ve parçalıdır. İktidar, bir yandan Kürt siyasal hareketini farklı hamlelerle muhalefetten uzaklaştırmaya çalışırken, diğer yandan CHP üzerindeki yargı baskısını artırmakta, sendikaları, meslek odalarını, üniversiteleri ve demokratik kitle örgütlerini sindirmeye çalışmaktadır.

Bugün işçiler ücretleri için, emekliler insanca yaşam için, kadınlar şiddete karşı, gençler gelecekleri için, köylüler toprakları için, ekolojistler doğa için mücadele ediyor. Bunların her biri haklı ve meşru mücadelelerdir. Ancak asıl sorun, bu direniş dinamiklerinin ortak bir mücadele zemininde buluşturulamamış olmasıdır. Herkes kendi dar alanında, kendi örgütü içinde, kendi ajandasıyla mücadele ediyor. Oysa geldiğimiz noktada, tüm bu hak mücadelelerinin önündeki engelin aynı olduğunu görmek zorundayız: Tek adam rejimi. Ve bu rejim, ancak tüm bu kesimlerin birleşik mücadelesiyle durdurulabilir. İşte tam da bu nedenle, bu parçalı muhalefeti birleşik bir toplumsal güce dönüştürebilme umuduyla bugün buradayız. Bu forumu düzenleme amacımız, farklı toplumsal talepler etrafında gelişen bütün direnişleri ortak bir hedefte buluşturmanın ve siyasi partiler alanına hapsolmayan yeni bir toplumsal güç oluşturmanın yollarını aramaktır. Biz, bu kötülük düzenine dönüşen rejime karşı mücadelenin birkaç siyasetçinin iradesine bırakılamayacağına inanıyoruz.

Çıkış yolumuz, ne bu düzenin yamalanmasından, ne de küçük rötuşlarla sürdürülmesinden geçiyor. Ne düzen muhalefetinin kısır vaatleri ne de tepeden inme lider değişiklikleri bizi kurtarır. Bugünkü iktidarı ancak halkın örgütlü gücü, dayanışması ve ortak mücadelesi durdurabilir. Bugünkü toplantıdan beklentimiz, bugün burada başlayan tartışmaların, dile getirilecek önerilerin, ülkemizin diğer illerinde de yaygınlaştırılarak önümüzdeki günlerde somut adımlara dönüşmesidir. Mahallelerde, iş yerlerinde, fabrikalarda, kampüslerde ve yaşamın her alanında örülecek dayanışma ağlarıyla, ‘birimizin sorunu hepimizin sorunudur’ bilincinin yaygınlaştırılmasıdır.

Ortak bir eylem takviminin belirlenmesi; kadın, ekoloji, emek, demokrasi mücadelelerini ortak bir dilde buluşturacak söylemlerin geliştirilmesidir. Beklentimiz, sadece itiraz eden değil, öneren ve kuran bir muhalefet anlayışının geliştirilmesi; Meclis aritmetiğine dayalı siyaset yerine öznesi ve kurucusu halk olan yeni bir siyasal zeminin yaratılmasıdır. Bu vesileyle, bugün bu salonda bulunan her bir katılımcıya, çağrımıza kulak veren, bu zorlu süreçte umudunu koruyan ve mücadele azmini yitirmeyen tüm dostlara bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. Unutmayalım, bu mücadele aynı zamanda bir varoluş mücadelesidir. Sadece bizim için değil; doğacak çocuklarımız için, talan edilen yaşam alanlarımız için, çalınmak istenen geleceğimiz için, bu topraklarda yeşeren tüm canlılar için bir varoluş mücadelesi. Bugün burada başlayan bu tartışma, bu mücadeleyi birlikte kazanacağımız gelecek güzel günlerin ilk kıvılcımı olsun.”

‘Mücadeleyi ortaklaştırmak lazım’

Foruma katılan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın da “Gezi’de de hep beraberdik” diye konuştu.

Günaydın şöyle devam etti:

“Gezi bugün Türkiye’nin en büyük direnişi olarak tarihe geçtiyse ama buna rağmen amacına ulaşamadıysa, siyaset bilimciler oturup konuştuğunda ‘Evet oradaydık ama yeterince örgütlü değildik’ diyorlar. Demek ki mesele örgütlü olmakta. Örgütlü olmanın yolu mahallede, tarlada, fabrikada örgütlenmektir. Ama burada siyasal partilerin önemsizleştirilerek bir yere varılabileceğini de düşünmüyorum. Sabahın araması farklıdır, taleplerimiz farklıdır. Zaten tek tipleştirilecek bir muhalefete de ihtiyacımız yoktur. Ama mücadeleyi ortaklaştırmak lazım.

Bu mücadelenin öznesi yurttaş olacaktır. Gençler ve kadınlar olacaktır. Ama herkes kendi alanından da bu örgütlenmeye bir alev atmaya, ateş yakmaya devam edecektir. Ayrıca sadece itirazı örgütlemek yetmez. İtirazı örgütlemek çok güzel ama bunun yanında artık inşa süreçlerini de örgütlemek zorundayız. O halde arzu ettiğimiz Türkiye’yi nasıl kuracağımızı ve hangi yollarla buna varacağımızı ortak ve temel bir program çerçevesinde ortaya koyabilmeliyiz.

Biz Türkiye’nin şu anda birinci partisiyiz. Türkiye’nin birinci partisi olduğumuz için de başımıza gelmeyen kalmadı. Bundan sonra da çok şey gelecek. Ama ben çok iyi biliyorum ki o bayrağı hangi arkadaşımız düşürürse düşürsün, arkasında o bayrağı taşımaya niyetli milyonlar var. Dolayısıyla bu bayrağın arkasından gelecek olanlar vardır. Bu çok kıymetlidir. Ben, ortak bir muhalefetin örgütlenmesinin her zaman yanında duran bir kardeşiniz olarak, Türkiye’de renklerimizin canlılığını ve çeşitliliğini kaybetmeden ortak talepler etrafında sağlam bir inançla ve kararlılıkla bir araya gelmenin büyük önem taşıdığını düşünüyorum. Öfkemiz büyük. Şimdi öfkeyi umuda dönüştürme zamanı, umudu örgütleme zamanı.”