Kürt meselesinin çözümüne yönelik yürütülen sürecin hukuki adımı olarak hazırlanan ve kamuoyunda ‘Çerçeve Yasa’ olarak anılan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanun kapsamında oluşturulan Takip ve Değerlendirme Kurulu bugün ilk toplantısını yaparken, sürecin nasıl izleneceği ve uygulanacağına ilişkin çerçeve de şekilleniyor.
Kadın hareketi ise bu çerçevede kadınların eşit ve etkili biçimde yer almasını, bunun yanında kadın örgütlerinin kendi bağımsız ve özerk izleme mekanizmalarını oluşturmasını istiyor.
Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivisti Rojda Bedia Akkaya, kadınların süreçten beklentilerini ve barışın nasıl kurulması gerektiğine ilişkin görüşlerini İlke TV’ye anlattı.
“Barış kadınlar adına kurulamaz, kadınlarla kurulur.”

(TJA aktivisti Rojda Bedia Akkaya)
Temel yaklaşımlarının “Jin, Jiyan, Azadî” felsefesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğine dayandığını belirten Rojda Bedia Akkaya, kadınların müzakere ve karar süreçlerinde kurucu özne olarak yer alması, geçiş döneminde kadınların hukuki, siyasi ve sosyo-ekonomik güvencelerinin sağlanması ve çatışma dönemindeki ihlallerin açığa çıkarılması için bağımsız kadın hakikat mekanizmalarının kurulması gerektiğini söyledi.
‘Eril yaklaşımın kendisine karşı bir yol haritası’
Kadın hareketinin bu mekanizmalara duyduğu ihtiyacın arkasında sürecin bugüne kadarki işleyişine yönelik eleştiriler bulunuyor. Kadınların, barış görüşmelerinin ve komisyon çalışmalarının başlangıcından bu yana doğrudan karar verici bir aktör olarak masada yer almadığını belirten Rojda Bedia Akkaya, çerçeve yasa ve resmi metinlerde kadınların kurucu iradesinin yeterince tanımlanmadığını söyledi.
Bu eleştirinin bir diğer ayağını ise çatışmaların kadınlar üzerindeki özgün sonuçlarının geçiş dönemi politikalarının merkezine alınmaması oluşturuyor. Zorunlu göç, koruculuk sistemi, kadına yönelik şiddet, özel savaş politikaları ve ekonomik sömürü gibi deneyimlerin barış tartışmasının merkezine konulmadığını ifade eden Rojda Bedia Akkaya, “Hazırladığımız yol haritası, tam olarak bu eril yaklaşıma yanıt olarak doğuyor” dedi.
Barışın ölçüsü gündelik yaşamda

(Fotoğraf: Güneydoğu Ekspres)
Kadın hareketinin barıştan söz ederken işaret ettiği yer, müzakere masası ya da yasal düzenlemelerle sınırlı değil. Rojda Bedia Akkaya’ya göre barışın uygulanıp uygulanmadığının ölçüsü, gündelik yaşamda ortaya çıkacak değişimlerde aranmalı.
“Kadın özgürlük çizgisi ve kadın perspektifinden barışın uygulanması, soyut söylemlerin ya da devletçi/militarist zihniyetin ötesinde gündelik yaşamın demokratikleşmesi ve dönüşmesidir. Yani barışın toplumsallaşmasıdır. Somut olarak; ana dilinde eğitim, kültür ve kamu hizmeti hakkının anayasal ve yasal güvenceye alınması, yerel iradeyi gasp eden kayyım rejiminin son bulması, Terörle Mücadele Kanunu (TMK) gibi anti-demokratik yasaların kaldırılarak siyasi tutsakların serbest bırakılmasıdır. Yaşam alanlarının askerileştirilmekten çıkarılması, koruculuk ve bekçiliğin ortadan kaldırılması, militarist ve güvenlikçi bütçeler yerine kadın odaklı sosyal politikalara ve toplumsal refaha bütçe ayrılması; evde, sokakta ve kamusal alanda şiddetsiz, özgür ve eşit bir yaşamın inşa edilmesidir.”
‘Sırtımızdaki hançeri çıkarıp atmak’

Kadın hareketinin en temel taleplerinden biri de çatışmalı dönem boyunca kadınlara yönelik ihlallerin nasıl ele alınacağı sorusu oldu. Bu süreçte, özellikle Kürtlerin yaşadığı bölgelerde kadınlara dönük yaşatılan ve üniformalıların faili olduğu süreçlerin aydınlatılması; kadınlara dönük suçlar için adalet ve hakikat komisyonları kurulması yol haritalarının temel başlıklarından.
“Cezasızlık politikalarıyla korunan suçların açığa çıkarılması mutlaka gerçekleşmelidir. Çatışma dönemlerinde kadınlara yönelik işlenen cinsel şiddet, taciz, tecavüz ve özel savaş politikalarının tespiti ve faillerin yargılanması yol haritamızın temel eksenlerinden.”
Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Rojwelat Kızmaz, İpek Er, Narin Güran gibi yüzlerce kadın ölümünün özel savaş hukukuna dayalı olarak ele alınması gerektiğini vurgulayan Akkaya, “Bu kadın katliamları sırtımızdaki hançeri ifade ediyor. Sırtımızdaki bu hançeri çıkarıp atmak ve barış hukukunu inşa etmek son derece önemlidir” diye konuştu.
Kurulacak hakikat ve adalet komisyonlarının kadın odaklı işlemesi gerektiğini belirten Rojda Bedia Akkaya, “Belgeleme süreçleri ve ifade alımları kadınların ikincil travmalar yaşamayacağı güvenli alanlarda, bağımsız kadın hukukçular, akademisyenler, araştırmacılar, aktivistler eliyle yürütülmeli. Savaş suçlarında ve kadına yönelik ihlallerde zamanaşımı zırhı kesinlikle kaldırılmalı ve cezasızlık politikalarıyla kararlılıkla mücadele edilmeli” dedi.
‘Kadınlar barışın kurucu gücü’

Kadın hareketinin ‘neden kadınlar barış sürecinin içerisinde olmalı?’ sorusuna verdiği yanıt ise sadece kadınların savaştan daha fazla etkilenmiş olması üzerinden kurulmuyor. Kadınların aynı zamanda toplumsal barışın kurulmasında örgütlü bir güç olduğu vurgulanıyor.
Kadınların dışında kurulan barışların erkek egemen yapıları yeniden üreteceğini belirten Rojda Bedia Akkaya, “Kadınlar toplumsal barışın asıl kurucu gücüdür. Kadınların dahil edilmediği barış anlaşmaları var olan erkek egemen yapıyı yeniden üretir, kırılgan kalır, toplumsallaşamaz ve kalıcı olamaz” ifadelerini kullandı.
Bedia Akkaya, Abdullah Öcalan’ın kadınların öncü rolüne ilişkin vurgusunun da bu açıdan önemli olduğunu ifade etti:
“Dünya deneyimlerinden de gördüğümüz üzere genellikle kadınlar barış süreçlerinin dışında bırakılmaya çalışılıyor, fakat biz burada süreç başladığından beri bu zihniyete karşı mücadele edip sürecin öncüsü rolünü üstleniyoruz. Sürecin baş müzakerecisi Sayın Abdullah Öcalan’ın da kadınların süreçteki rolüne vurgusu çok önemli; dünyadaki süreçlere nazaran özgün bir durum bu bizler açısından.
Nitekim basına da yansıdığı gibi Sayın Öcalan kadın manifestosunu kadınlarla birlikte yazacağını belirtti. Büyük heyecan duymakla birlikte bunu çok anlamlı ve önemli buluyoruz. Bu Kadın Manifestosu, barışın inşasında kadınların yol haritasını oluşturacaktır. Uluslararası deneyimler ve BM Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı ‘Kadın, Barış ve Güvenlik’ kararı da açıkça koymaktadır ki; kadınlar barışın doğrudan ve kurucu aktörü olmak zorundadır. Kadın özgürleşmeden toplumun demokratikleşmesi ve kalıcı bir barışın sağlanması mümkün değildir.”
Kadın kurulu nasıl kurulacak?

(Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu/ Barış Anneleri)
Barış sürecinde kadınların hangi mekanizmalarla yer alacağı meselesi, geçtiğimiz günlerde İmralı Heyeti’nin medya temsilcileriyle yaptığı buluşmada yeniden gündeme geldi. Pervin Buldan, sivillerden oluşan ayrı bir kurul için görüşmelerin sürdüğünü, ayrıca bir Kadın Kurulu ile STK’lerden oluşacak bir kurula ihtiyaç olduğunu söyledi. Bunun yanında Meclis’te her partiden bir ya da iki milletvekilinin yer alacağı ayrı bir İzleme Kurulu kurulması gerektiğini belirtti.
Kadın Kurulu, şu aşamada kurulması kesinleşmiş alt kurullar arasında da yer almıyor. Kadın Kurulu’nun nasıl bir yapıya sahip olacağı, kimlerden oluşacağı ve yetkisinin ne olacağı bugünkü toplantıya bağlı. Yasayla oluşturulacak alt kurullardan biri ise Abdullah Öcalan’ın da yer alacağı “Silahsızlanma ve Siyasallaşma Kurulu” olarak açıklandı.
Kadın hareketinin tartışmaya getirdiği öneri de tam bu belirsizlik alanında şekilleniyor. Kadınlar süreçte nasıl yer alacak? Bağımsız bir izleme kurulu mu yoksa yasayla oluşturulmuş resmi bir kurulu mu?
Akkaya’nın ifadeleriyle buradaki ayrım önemli: Resmi mekanizmada yer almak, kadın hareketinin kendi bağımsız denetim gücünü ortadan kaldırmamalı. Aksine iki ayrı kanal birbirini tamamlamalı:
“Pervin Buldan’ın kadın kuruluna ilişkin önerisi bizlerin de bu süreçteki önerilerinden biri. Çünkü bu süreç yalnızca silahların bırakılması, geri dönüşlerin düzenlenmesi ya da birtakım hukuki ve idari mekanizmaların kurulmasıyla sınırlanamaz.
Barış ve müzakere süreçlerinin militarist, cinsiyetçi ve erkek egemen bir bakış açısıyla değil; kadınların kurucu özne olduğu bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kadınların savaş ve çatışma döneminde yaşadıkları özgün deneyimler olduğu gibi, barıştan beklentileri ve barışı kurma biçimleri de özgündür. Bu nedenle kadınların sözünü, deneyimini ve örgütlü iradesini doğrudan sürece taşıyabilecek özgün mekanizmalara ihtiyaç vardır.”
Kadın kurulunun işlevi ne olmalı?
Rojda Bedia Akkaya’ya göre, kurulun işlevi dar anlamda bir izleme faaliyetiyle sınırlı kalmamalı:
“Yasa gereği kurulacak kurul ve komisyonlarla bağlantılı mekanizmalar kadar, bağımsız ve özgün kadın mekanizmalarının oluşturulması da bir gerekliliktir. Böyle bir kurulun işlevini de dar anlamda bir izleme faaliyeti olarak görmüyorum. Sürecin kadınlar üzerindeki etkilerini izlemesi, hak ihlallerini görünür kılması, kadın örgütlerinin taleplerini karar mekanizmalarına taşıması, kadın perspektifini yasal, idari, hukuki ve toplumsal çalışmalara yansıtması, gerekli hukuki ve kurumsal düzenlemeler konusunda öneriler geliştirmesi ve uygulamayı denetlemesi gerekir. Çünkü bizim açımızdan temel ölçü yalnızca kadınların masada kaç kişiyle temsil edildiği değil, alınan kararları ne ölçüde etkileyebildiğidir.”
‘İzleyen ile izlenen aynı mekanizma olamaz’
Bu noktada birbirinin alternatifi olmayan iki ayrı ihtiyaçtan bahseden Akkaya, şunları kaydetti:
“Birincisi, devletin ve sürecin resmi karar mekanizmalarında kadınların eşit ve etkili biçimde yer almasıdır. Kadınların olmadığı bir karar mekanizmasının demokratik ve kapsayıcı olduğunu söyleyemeyiz.
İkinci olarak kadınların kendi bağımsız ve özerk mekanizmalarını kurabilmesi de vazgeçilmezdir. Çünkü izleyen ile izlenenin aynı mekanizma olması gerçek anlamda bir izleme faaliyeti yaratmaz. Kadın örgütlerinin devletten ve sürecin resmi organlarından bağımsız biçimde süreci izleyebilmesi, eleştirebilmesi, raporlayabilmesi ve gerektiğinde müdahale edebilmesi gerekir. Ben bunu ya resmi kurul ya bağımsız kadın mekanizması şeklinde bir tercih olarak görmüyorum. Her ikisine de ihtiyaç var.”
‘Barış kadınlar adına kurulamaz’
Kadınların süreçte hangi mekanizmalarla yer alacağına ilişkin tartışmanın geldiği yer de burası: Kadınların adına karar verilen bir süreç mi, yoksa kadınların kendi sözünü ve iradesini taşıdığı bir barış mı?
Rojda Bedia Akkaya, sözlerini şöyle tamamladı:
“Kadın örgütleri karar süreçlerine sonradan davet edilen ya da görüşüne başvurulan taraflar olarak mı görülecek, yoksa mekanizmanın kuruluşundan gündeminin belirlenmesine, kararların alınmasından uygulanmasının denetlenmesine kadar sürecin kurucu öznesi mi olacak? Bizim savunduğumuz ikincisidir. Çünkü barış kadınlar adına kurulamaz. Kadınların kendi sözleriyle, kendi örgütlülükleriyle ve kendi iradeleriyle içinde olduğu bir süreçle kurulabilir.”




